Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AKP’nin tek kusuru Cemaat'e engel olamamak mı?

Kısa süre öncesine kadar tutuklu gazetecilerin gazeteci olmadıklarını iddia eden AKP’lilerin tahliyeler sonrası yaptıkları geçmiş olsun açıklamaları kimi köşe yazarları tarafından AKP’nin aklanmasına gerekçe oldu. Bazı yazarların ise “normalleşiyoruz” havasına girdikleri görüldü.

Yayın Tarihi: 14.03.2012 , 09:39 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31

AKP önde gelenlerinin tahliyelere ilişkin “olumlu” açıklamalarının kimi köşe yazarlarında kısa sürede yankı bulduğu görülmekte. Ruşen Çakır, Ali Bayramoğlu gibi yazarlar tutuklamaların sorumlusu olarak cemaati işaret edip, AKP’yi aklama çabasına girerken, çok sayıda gazetecinin ise “normalleşiyoruz” havasına girdiği görülüyor.

Kemal Okuyan’ın Oda TV davası tahliyeleri üzerinden estirilen "normalleşme" havasını tartıştığı yazısı için tıklayınız.

AKP önde gelenleri, tahliyelerin ardından kısa süre öncesine kadar tutuklu gazetecilere ilişkin yaptıkları iftira dolu açıklamalarını bir anda unutarak Ahmet Şık ve Nedim Şener’e geçmiş olsun dileklerini iletti.

Arınç’tan geçmiş olsun dilekleri
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Twitter’dan yaptığı açıklamayla tahliye kararını memnuniyet verici bulduğunu söylemişti:

“Dün akşam saatlerinde tahliye edilen Gazeteci Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer gazetecilere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Birçoğunuzun da yakından bildiği gibi bu arkadaşlar bir yıldan daha fazla bir süredir tutuklu olarak hapiste bulunuyordu. Ben geçtiğimiz bir yıl boyunca yalnızca bu dava için değil, diğer tüm davalar için de uzun tutukluluk sürelerini eleştirmiştim.”

Erdoğan: “Hayırlı olsun”
Başbakan Erdoğan da dün bir gazetecinin tahliyeler üzerine sorusu üzerine Arınç’ın açıklamasını işaret ederek şunları söyledi:

''Bülent Bey dün güzel bir değerlendirme yaptı zaten. Hayırlı olsun diyoruz. Tutuksuz olarak zaten yargılanmaya devam edecekler.''

Bağış: “Özgürlüğe hoş geldiniz”
Tahliyelere ilişkin bir açıklamada AB Bakanı Egemen Bağış’tan geldi. Şener ver Şık’a “özgürlüğe hoş geldiniz” diyen Bağış, "Nasıl gözaltına alınmalarının hükümetimizle alakası yok idiyse, serbest bırakılmalarının da hükümetimizle bir ilişkisi yoktur" şeklinde konuştu.

AKP önde gelenlerinin yaptıkları açıklamalar sonrasında medyada ise bazı köşe yazarları Odatv davasındaki tahliyelerin yeni bir dönemin başlangıcı olacağını ileri sürdü.

AKP’nin kusuru cemaate karşı koyamamakmış
Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi’ndeki dünkü yazısında Oda TV davasında AKP’nin rahatsız olduğunu iddia ederek tutuklamaların sorumlusu olarak “hükümete meydan okuyan” cemaati gösterdi. Çakır’ın AKP eleştirisi “cemaate karşı koyamamak”tan ibaret kaldı:

“Bu olayı yakından takip etmeye çalışan biri olarak AKP hükümetinin bu tutuklamalarda birinci derecede dahili ve bundan herhangi bir çıkarı olmadığını gözledim. Hatta bazı önde gelen isimlerin, tutuklamaların içerde ve dışarda doğurduğu tepkilerden son derece rahatsız olduğunu, bu nedenle bir an önce tahliye edilmelerini istediğini de biliyorum. Ama olmadı. Ergenekon soruşturması üzerinden kendi hesaplarını görmek isteyenler, hükümete de direnip (hatta ona meydan okuyup) yanlışta ısrar ettiler. Hükümet de bu ısrara karşı koyamadı, belki de koymadı. Başbakan Erdoğan’ın “bazı kitaplar bombadan daha tehlikelidir” sözü de, bir ayrım noktasında hükümetin tercihini doğrudan yana yapmadığının açık bir simgesi oldu.”

Bayramoğlu: “Otoriterleşme dalgasının bir ayağı kırılıyor”
Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu dün CNN Türk’e bağlanarak tahliyeleri AKP ile cemaat arasındaki gerilimin sonucu olarak nitelendirdi:

“Son günlerde yorumladığım en güzel haber bu oldu. Türkiye'de küçük bir algı değişikliğinin başladığını gösteren bir karar olduğunu düşünüyorum. MİT krizinden sonra hükümetin yargı ve polisle yaşadığı gerilimden doğan bir sonuçtur bu. En azından hükümetin bazı yargı ve polis uygulamalarının kendi hanesine yazıldığını gördüğünü gösteren bir karardır. Bu doğrudan bir etki midir, yoksa konjüktürel midir bilemiyorum.

Elbette bu çatışmanın dışa yansımalarından biridir. Otoriterleşme tartışmaları bu davalar ve uygulamalar etrafında yürüyor. Yurtdışında da bu davalar üzerinden eleştiriler geliyor. Bu uygulamalar hükümetle çatışmaya giren yargı-polis-cemaat yapısı etrafında karşımıza çıktığını görüyoruz. Yani otoriterleşme ifadesi bu yapıya denk düşüyor. Bu yapı operasyon oldukça tahliyeler geciktikçe kendini tahkim ediyor, güçleniyor. Şimdi bu yapının hükümetle karşı karşıya gelmesi bir kırılmanın, bir bloğun kırılmasının, bu otoriterleşme dalgasının bir ayağının kırılmasının ifadesidir.”

“Arınma sürecinin tıkanıklığı”
Bayramoğlu Yenişafak’ta dün yayınlanan, geçmiş darbelerden bahsettiği ve ülkenin “arınma sürecinde” olduğunu iddia ettiği yazısında ise Şık ve Şener’in durumlarını “arınma sürecinin tıkanıklığı” olarak nitelendiriyordu:

“Bugün sorun, sık vurguluyoruz, Balyoz davasındaki kimi şüphelerin, Şık ve Şener'in durumunun, KCK'nın kapsamının, MİT krizinin işaret ettiği gibi, bu arınma sürecinin kendi tıkanıklıklarını, haksızlıkları, çatışmalarını üretmeye başlamasıdır.

Onun içindir ki, bugünün birinci meselesi temizliği temiz ve meşru bir zemine oturtmaktadır.”

Çok sayıda yazarın da Şık ve Şener’ın tahliyeleriyle ülkede normalleşme yaşanacağı beklentisine girdikleri görülmekte.

Aslı Aydıntaşbaş: “Türkiye uçurumdan döndü
Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet Gazetesi’nde dün yayınlanan “Türkiye uçurumdan döndü” başlıklı yazısındaki şunları yazdı:

“Ahmet’in tahliyesi, karanlık ve uzun uzun bir kış sonunda gelen ilk gün ışığı gibiydi.
Bu bir başlangıç.
Belki bir dönüm noktası.
Umuyorum ki bu karar, ifade özgürlüğünde uçurumun ucuna gelen bir ülkenin, gerisin geriye dönmesidir.”

Reha Muhtar işareti gördü
Reha Muhtar da dün Vatan Gazetesi’ndeki köşesinde AKP’nin gazetecilerin özgürlüğü konusunda tavrına ilişkin şunları yazdı:

“Nedim ve Ahmet’in özgürlüğü, hapisteki gazeteciler döneminin sona ermesinin ilk işareti olmalı...

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “gazetecilerin özgürlüğü konusunda” net tutumlar almaya başladılar...”

Ruşen Çakır: “Normalleşiyoruz”
Ruhsen Çakır ise şu satırlarıyla normalleşme sürecine işaret ediyor:

“Şurası açık: Nasıl Ahmet ve Nedim’in tutuklanmaları bir kırılma noktası olduysa, tahliyeleri de bir dönüm noktası olacaktır.

Kısaca, MİT krizinin ardından Türkiye’nin normalleşme sürecine gireceği öngörüsü galiba gerçekleşiyor.”

Tahliyelerinin ardından Ahmet Şık ve Nedim Şener de kimi açıklamalarda bulundular. Şener’in tahliyelerle birlikte diğer gazeteci arkadaşlarının da çıkacaklarına olan inancının arttığı görülürken, Şık’ın eleştirilerini cemaate yoğunlaştırdığı görüldü.

Ahmet Şık: “Herkes ayağını denk alsın”
Tahliyesinin hemen sonrasında ve Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge Programına canlı yayında açıklamalar yapan Ahmet Şık, bundan sonra kaldığı yerden devam edeceğine belirterek, “eğer bu bir savaşsa bu savaş şimdi başlıyor, herkes ayağını denk alsın” şeklinde konuştu.

Ahmet Hakan’ın mesleğe devam edip etmeyeceği sorusuna ise Şık şu cevabı verdi: “Çok dürüst konuşmak gerekirse şu anda bu baskı ortamında doğru düzgün gazetecilik yapılabilecek herhangi bir yer görmüyorum. Ben yine bağımsız çalışmalarıma devam edeceğim.”

Gazeteci arkadaşlarına teşekkürlerini sunan Şık, cemaat bağlantılı medyanın yaptığı kara çalma haberlerine karşılık, insanların dosya okuyarak haber yapmaması gibi bir sıkıntı var olduğunu vurguladı.

Şık: “Herşey çok açık”
Diğer gazetecilerin tutukluluğunu da sorgulayan Şık, “İki tane Barış’ın, Soner Yalçın’ın, çok açık söyleyeyim çok da hazzetmediğim Yalçın Küçük’ün dahi nerede sorumluluğu var, birilerinin bana açıklaması gerekiyor, her şey çok açık” şeklinde konuştu.

Şık: “Komplocular cezaevine girecek”
Şık cezaevinden çıkmasının ardından şu sözleriyle cemaati komplo kurmakla, AKP’yi ise bu duruma sessiz kalmakla suçlamıştı:

"Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hâlâ içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında öğrenci var. Bunun mücadelesine devam edeceğiz. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hakimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek. Bunlara sesini çıkarmadığı için siyaseten sorumlu AKP hükümetidir"

Oda TV yazarı Coşkun Musluk’un tahliye sonrası açıklamaları için tıklayınız.

Nedim Şener: “Hükümetin çabaları diğer gazetecileri de özgürlüklerine kavuşturacak”
CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın programına bağlanan Nedim Şener, tahliyelerin Türk basını için bir başlangıç olduğunu ve hükümetin bu konudaki çabalarının diğer meslektaşlarını da bir an önce özgürlüklerine kavuşturacağı bir adım olarak gördüğünü belirtti.

Mahkemenin özgürlükçü bir tavır takınarak en azından üç dört kişiyi serbest bırakmasını daha önce rastlanmayan bir durum olarak niteleyen Şener, diğer özel yetkili mahkemelerde de bunun devamının geleceğini söyledi. Şener, KCK davasına da bu şekilde yaklaşacaklarını ve özellikle Ragıp Zarakolu gibi isimlerin de mutlaka bırakılacağı bir süreç yaşanacağını düşündüğünü sözlerine ekledi.

Şener: “İlahi adaletin tecelli edeceğini düşünüyorum”
“İlahi adaletin tecelli edeceğini düşünüyorum” diyen Şener, “Adalette mutlaka aksaklıklar oluyor, ama illaki bütün umut kapımız da orası. Umudum o ki diğer arkadaşlar için mutlaka bu kapı açıldı” şeklinde konuştu. Şener’in, öfkeli görünen Şık’ın aksine iyimser tutumu dikkat çekti.

AKP’lilerin U dönüşü geçmişte söylediklerini unutturur mu?
Kimi gazetecilerin, son yaptıkları “olumlu” açıklamaları nedeniyle aklama gayretine girdikleri AKP’lilerin kısa süre öncesine kadar tutuklu gazetecileri terörist, sahtekâr, tecavüzcü gibi sıfatlarla nitelediklerini hatırlamakta yarar var.

Erdoğan’ın iftiraları
Erdoğan yaklaşık bir buçuk ay önce Zaman Gazetesi’nin 25. yıl kutlamaları sırasında yaptığı konuşmada tutuklu gazeteciler için şu ifadeleri kullanmıştı:

"Bunların isimlerini tek tek saydık, ne ile itham edildiklerini, neden ceza aldıklarını belgeleri ile ortaya koyduk. Adam polise saldırı düzenliyor, polisimizi şehit ediyor, cebinden gazeteci kimliği çıktı diye gazeteciler hapse atılıyor kampanyası yapılıyor.

Ateşli silah bulundurmak, patlayıcı bulundurmak, evrakta sahtecilik, cinsel taciz, terör, darbeye teşebbüs... İçerideki gazeteciler dedikleri işte bu suç isnatları ile yargılanıyor."

Gül: “Bazı tutuklular dışarda gazeteci diye geçiniyor”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2011 Haziran ayında Polonya’da verdiği bir konferansta şunları söylemişti:

“Bazı tutuklular dışarda gazeteci diye geçiniyor. Ama yasa dışı örgüt üyeleri, silah kullanan, şiddete başvuran ve kendileri de şiddetin içinde bulunan insanlar bunlar. Bu insanlar yazdıkları nedeniyle değil örgütle bağlantı olduklarından dolayı tutuklular”

Günlük makale yazarak teröre destek
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin geçtiğimiz yılın son günlerinde gazetecileri ve sanatçıları şu sözleriyle “teröre destek vermek”le suçlamıştı:

"Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak. Hızını alamıyor. Terörle mücadelede görev almış askeri ve polisi, sanatına çalışmasına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyorlar. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor."

Bağış: “Gazeteci değil, tecavüzcü”
AB Bakanı Egemen bağış kısa süre önce katıldığı yabancı bir televizyon kanalının programında tutuklu gazeteciler için şunları söylemişti:

“Türkiye’de mesleğinden dolayı hapse atılan gazeteci yok. Tecavüzden tutuklanan var, kimliğinde gazeteci yazıyor.”

(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.