Tahliyeler: Normalleşme başladı mı?

13/03/2012 Salı
Tahliyeler: Normalleşme başladı mı?

Yalnızca dokunanın değil her an herkesin yanabileceğine ilişkin bir kanaatin uyandırılmasını, kanaati geçtik, ülkede gerçek bir hukuk terörünün estirilmesini bir hesap hatasına ya da cemaatle AKP arasındaki bir çekişmeye bağlamak isteyenler olabilir. Dahası, bizzat iktidarın ağır topları “bazı yanlışlar yapıldı elbet, hatanın neresinden dönülürse kârdır” demeye getirebilir.

Uyanık olunmalı, malum çevreler tarafından dört tahliye haberine hemen iliştiriliveren “normalleşme başladı” yorumlarının amacı deşifre edilmelidir.

Çünkü hukuksuzluk, değişik kulvarlardan binlerce kişinin çılgınca tutuklanması biraz da bu nedenle, bir noktada “normalleşme” sanısı için yapıldı.

“Normalleşme” dedikleri, Türkiye’deki bir dönüşümün kabullenilmesi ve hazmedilmesi, “yeni” Türkiye’nin kurumsallaşmasıdır. Öyle ya da böyle, bu iktidarın bir biçimde makulü oynamak, bir türlü ikna edemediği küçümsenmeyecek bir kesimi “o kadar da korkutucu değilmiş”e inandırmak için bir şeyler yapması gerekecekti. Hele hele “Anayasa yapacağım” derken, tek başına “mezarlarınıza tüküreceğim” ruh haliyle devam edemeyecekleri açıktı.

Zaten siyasetin altın kuralıdır ve birçok örnekte “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” deyişinin cuk oturması bu nedenledir.

Son dönemde ortalığa saçılan belgeler, özellikle cemaatle AKP çekişmesine odaklanan habercilik anlayışı da cuk oturmuştur. Düne kadar “hoşgörü”, “uzlaşma” gibi kavramlar üzerinden pazarlanıp, Erdoğan’ın akil destekçisi olarak gösterilen cemaat ters köşeye yatırılmış, AKP’nin asker vesayetinden sonra cemaat ve de polis vesayetine karşı mücadeleye karar verdiği ilan edilmiştir.

Oysa maksat hasıl olmuştu.

Hukuk terörü, yalnızca günün birinde ipler biraz gevşetilince “oh dünya varmış” denebilmesi için değil, Türkiye’nin dönüşümü mümkün kılınsın diye kurgulandı. Bir de elbette bu iktidarın, İkinci Cumhuriyet zihniyetinin hayata ve insana bakışı buydu, hâlâ da öyle: İnsan değersizdir, özgürlüğü elinden kolayca alınabilir, kolayca yaşamı sonlandırılabilir!

Yaygın tutuklamalar, nihayetinde bir koalisyon olarak görülebilecek iktidarın karşısında onu zorlayacak başka koalisyonların önünün alınması kaygısıyla gerçekleştirildi, gerçekleştiriliyor. Ergenekon davasının böyle kurgulandığını, sınırları belirsiz bir örgüt yaratılarak en geniş anlamıyla kemalist bir direncin ortaya çıkmaması için önleyici tedbir alındığını başından beri yazdık. Önleyici tedbir, hukuk skandallarına, “yuh bu da mı” dedirtecek saçmalıklara gereksiniyordu ki, herkes bir ittifak girişiminden uzak dursun, buna sıcak bakanlar da dehşet içinde köşelerine çekilsin.

Aynı tarz, Kürt siyasetine de uygulandı. Kürt siyasetinin yasal açılım kanallarına ve ittifak arayışlarına sistematik bir biçimde yüklenildi. Akademisyenler, yayıncılar, yazarlar bir hata ya da gözü dönmüşlük sonucunda değil son derece iyi düşünülmüş bir plan doğrultusunda tutuklandı.

Ve en önemlisi, kemalistlerle Kürtler arasında “ortak mağdurluk” duygusuyla dahi bir yakınlaşma olmasın, yani başa iş açacak bir ittifakın yanından dahi geçilmesin diye mükemmel bir tasarım geliştirildi.

Zaten bir bölümü “dönüşüm”e açık destek veren solun geri kalan kısımlarına kendi dertleri ile uğraşmaları için süreklileşmiş bir gözdağı verildi, siyasal ve ideolojik olarak ayrıştıkları mevcut ittifak girişimlerine “ortak mağdurluk” üzerinden yanaşmamaları için de özen gösterildi.

Peki İkinci Cumhuriyet artık “normalleşebilir” mi?

Kısmen evet...

Daha doğrusu yeni hamleler için evet!

Zaten İkinci Cumhuriyet’in uzun ömürlü olmasını kimse beklemesin. “Her zemine bina dikecek yöntem ve teknoloji vardır” bir inşaat mühendisinin iddiası olabilir ama bir kuruluş felsefesi olamaz. Bu zeminde sağlam yapı yükselmez.

“Yeni dünya gücü” tezahüratıyla belirsizliğe yelken açan Türkiye kapitalizmi, ilkinden de “daha az normal” olan bir ikinci cumhuriyeti uzun süre yaşatamaz.

Evet, süreklileşmiş bir delirme dönemiyle devam edemezler ama bugün bir normalleşmeden çok normalleşme izlenimine ihtiyaçları olduğunu unutmayalım.

Bu ihtiyacın karşılanmasına, hele hele yeni Anayasa masaya konurken “her şey normaaal” nakaratının dalga dalga yayılmasına izin verilmemeli.

Hukuksuzluk, İkinci Cumhuriyet için zorunluydu.

Ancak hukuksuzluğu çıkardığınızda geriye kalan gözünüze “normal” görünüyorsa, AKP çok ama çok büyük başarı sağlamış demektir.

Henüz daha yalnızca 4, yazı ile dört tutuklu için tahliye kararı çıkmışken, onlara geçmiş olsun bile diyemeden bunları yazmak zorunda kalıyorsak, "sevelim" böyle normalleşmeyi!