Biyoteknolojiye toplumcu yaklaşım: Küba deneyimi – 3

Biyoteknolojiye toplumcu yaklaşım: Küba deneyimi – 3

Akif Akalın
10/02/2016 Çarşamba

Kapitalist dünyada sağlık alanındaki başarılar, kapitalist üretimin temel kavramlarından biri olan “yatırım” kavramıyla açıklanmaya çalışılır. Kapitalist “girişimciliğin” temelinde yer alan yatırım, yalnızca kalkınmanın değil, başarının da kaynağı olarak görülür. Oysa Küba’nın kalkınması ve başarıları kapitalist paradigma içinde veya kapitalist kavramlar kullanılarak açıklanmaya çalışıldığında bu kuramlar “çöker”.

KÜBA’NIN BAŞARISI NASIL ANALİZ EDİLMELİ?

Öncelikle Küba’nın başarılarının “tartışmasız” başarılar olduğunun altı çizmek gerekir. Bu başarılar, kapitalist dünyanın önde gelen kuruluşları tarafından da kabul edilmiş başarılardır. 2005 yılında yayınlanan bir Dünya Bankası raporuna göre Küba’da kullanılan farmasötik ürünlerin yüzde 80’ine yakını yerel olarak üretilmektedir. Rapor birkaç satır öncesinde de, yerel farmasötik endüstrinin büyümesinin yalnızca iç ilaç talebini karşılamadığını, aynı zamanda uluslararası pazarda yarışan ürünlerin gelişimine yol açtığını belirtmektedir.

Biyoteknolojinin Küba sanayisinin tartışmasız en yenilikçi (inovativ) sanayisi olduğunu belirten rapor, bu durumu “açıklayamamakta” ve “Küba muhtemelen eşsiz politik tarihi nedeniyle kalite güvenceli ilaçların yerel üreticisi küçük bir ülke olarak atipik bir ülkedir” diyerek topu taca atmaktadır.

Dünya Bankasının böyle davranması “doğaldır”, çünkü Dünya Bankası başarıları “milli gelir”, bu gelirden sağlığa veya ARGE yatırımlarına “ayrılan pay” üzerinden değerlendirmek eğilimindedir. Oysa söz konusu Küba gibi sosyalist bir ülke olduğunda bütün hesaplar şaşmaktadır.

Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar Küba’da yıllık kişi başına gelirin 1.000 doların altında olduğunu hesaplamaktadır. Küba’nın sübvansiyonları hesaba katan tahminlerine göre Küba’nın GSMH’sı kişi başına yılda 2,500 – 5.000 dolar aralığındadır. Ancak hangisi kullanılırsa kullanılsın, sağlık sonuçları GSMH ile ilişkilendirildiğinde Küba sağlık göstergelerinde ABD ve Kanada ile yarışırken, GSMH’da Latin Amerika’nınBolivya gibi geri bıraktırılmış ülkeleriyle birlikte anılmaktadır.   

ABD’nin sağlık bakımına GSMH’sının yüzde 13,6’sını harcamasına karşılık, Küba yalnızca yüzde 7,4’ünü harcamaktadır. ABD’de kişi başına sağlık harcaması 4.540 dolarken, Küba’da 193 dolardır. Küba batı yarımkürede kişi başına GSMH’sı en düşük ülkelerden biridir. Ancak Küba, ABD ve Avrupa’nın sağlık çıktılarıyla karşılaştırılabilir sonuçlar elde etmeyi başarmıştır.

Çeşitli uluslararası örgütlerin raporlarına göre Küba GSMH’ndan ARGE’ye pay ayrıma bakımından Latin Amerika ülkeleri arasında binde 8 ile Brezilya’nın (binde 9) ardından “bölgesinde” ikinci sırada gelmektedir. Daha yakınlarda yayınlanan bir UNESCO raporu Küba’yı binde 6 ile bölgesinde üçüncü sıraya koymaktadır (Brezilya binde 9 ve Şili binde 7). Küçük farklılıklara rağmen Küba’nın ARGE/GSMH oranı Latin Amerika’daki en yüksek oranlardan biridir.

Eğer Küba bu kadar “yoksul” bir ülke olmasaydı, GSMH’dan ARGE’ye ayırdığı pay başarısı için “açıklayıcı” olabilirdi, fakat kişi başına birkaç bin dolarlık bir GSMH’dan değil binde 6–8, yüzde 5–10 ayrılmış olsa dahi, yenilikçi bir yüksek teknolojinin varlığını tek başına açıklayamazdı. Kaldı ki “bölgesinde” yüksek gibi görünen ARGE’ye ayırdığı pay, dünyanın geri kalanıyla karşılaştırıldığında istisnai bir durum göstermemektedir. Dünya ülkelerinin çoğu ARGE’ye GSMH’nın binde 2,5 ile yüzde 1’i arasında harcama yapmaktadır. Ancak Küba, Finlandiya (yüzde 3,5), ABD (yüzde 2,7) ve Kanada (yüzde 2) veya Danimarka, Fransa, Almanya (yüzde 2 – 3 arası) gibi ülkeler düzeyinde yüksek teknolojiye dayalı bir sanayi geliştirebilmiştir. Bu gerçekten “istisnai” bir durumdur.

KÜBA’NIN “SERMAYESİ” ÖRGÜTLÜLÜĞÜDÜR

Ekonomist William Lazonick’e göre Küba’nın başarıları ancak Küba’nın “sosyopolitik bağlamında” anlaşılabilir ve Küba biyoteknolojisinin bazı özellikleri, endüstrinin başardığı yüksek yenilik (inovasyon) hızı için kritik önemdedir. Lazonick bu özellikleri şöyle sıralamaktadır:

  • Yüksek teknolojili sanayinin gelişmesinde uzun vadeli mali taahhüt (devletin yatırımcı olması),
  • Sanayinin örgütsel bütünlüğü (biyoteknoloji sektörünün tıbbi bakım sektörünün bir parçası olması),
  • Kaynak tahsisi üzerinde stratejik kontrol.

Bu koşullar bir yandan Küba biyoteknolojisinin bağlamını oluştururken, diğer yandan Küba biyoteknolojisini dünyanın geri kalan ülkelerindeki biyoteknoloji sektörlerinden ayırt eden özelliklerdir.

Kanada’dan Thorsteinsdóttir ve arkadaşları Küba biyoteknolojisinin başarısını politik liderlerinin “vizyonuna” ve güç ekonomik koşullara rağmen sektörü teşvik etme taahhütlerini sürdürmelerine bağlamaktadır. Ülkenin sağlık sistemi ve biyoteknoloji sektörünün devlet tarafından yakından kontrolü ve sıkı bütünleşme maliyet etkili tedavi seçeneklerinin benimsenmesini ve temel ve klinik araştırmacılar arasında işbirliğinin yüreklendirilmesini teşvik etmiştir. Ek olarak, Küba’nın oldukça eğitimli topluma sahip olması, sektörün olumlu algılanmasını sağlamış ve klinik deneylere toplumun seve seve katılması yeni ürünler geliştirilmesini kolaylaştırmıştır.

Thorsteinsdóttir ve arkadaşları Küba biyoteknolojisini 4 düzeyde değerlendirmiştir:

Devlet biyoteknoloji sektörünün gelişmesinin ana destekleyicisi olmuş, Fidel Castro ve hükumet biyoteknolojinin potansiyelini daha bu alan henüz doğduğunda fark ederek modern biyoloji ve biyoteknolojiye stratejik bir önem vermiştir. Özel Dönem’de ülkenin ihracatının yüzde 50, GSMH’nın yüzde 30 ve kişi başına kalori alımının yüzde 24 azalmasına rağmen, devlet biyoteknolojiyi desteklemeyi sürdürmüştür.

Araştırma enstitüleri ve üniversiteler biyoteknoloji sektörünün gelişmesinde merkezi bir rol üstlenmiştir. Özellikle immünoloji, tropikal tıp, immünoassay ve aşılara odaklanmışlar ve bilim, eğitim ve sağlık arasında eşsiz bir bütünleşme gerçekleştirmişlerdir. Devlet Konseyi ile çok yakın ilişkileri “karar” mekanizmalarında etkilerini arttırmıştır. Bu kurumlar 1990’ların başından itibaren çok sayıda uluslararası makale yayınlayarak Bu alanda Küba’nın söz sahibi olduğunu dünyaya duyurmuşlardır. Havana Üniversitesi Kimya Fakültesi’nin sentetik H. influenza tip B aşısının geliştirilmesine katkısı çok büyüktür.

Sağlık sistemi klinik çalışmalara yoğun olarak katılmakla kalmamış, birçok klinisyen bütün araştırma süreçlerine katılmıştır. Örneğin Pedro Kouri Tropikal Hastalıklar Enstitüsü aynı zamanda bir hastaneyi barındırmaktadır ve bütün Küba aşılarının klinik deneylerinde önemli bir rol oynamıştır. Kliniklerden laboratuvarlara akan sürekli geri bildirim, ürünlerin iyileştirilmesinde belirleyici öneme sahiptir.

Toplum Küba’nın biyoteknoloji sektörüyle gurur duymakta ve desteklemektedir. Klinik deneylere gönüllü olarak katılmakta, sektörün geliştirdiği ürünleri benimseyerek kullanmaktadır.

Thorsteinsdóttir ve arkadaşlarına göre Küba yenilikçilik (inovasyon), ruhsatlandırma ve satış gibi alanlarda kapitalist dünya tarafından konan kuralları kendi sosyalist amaçlarına göre yeniden gözden geçirmelidir. Ülkenin mali sıkıntıları, uluslararası kredilere sınırlı erişimi ve ABD ambargosu Küba’nın biyoteknoloji sektörünün büyümesini sınırlandırmaktadır. ABD Küba’nın biyoteknoloji ürünlerinin dünyaya açılmasını engellemektedir.

Florence Üniversitesi’nden Angelo Baracca’ya göre biyoteknoloji mali kapitalizmin mükemmel bir sermaye – yoğun ürün örneği olup, canlı varlıklar üzerinde mülkiyet hakkına kapıları açan “doğasıyla” sömürü ilişkileri yaratmaktadır. Biyoteknolojiyi maddi çıkarlar şekillendirmiştir. Buna rağmen Küba bu yaklaşıma başarılı, maliyet – etkili ve verimli bir alternatif oluşturmayı başarmıştır. ABD dışında yalnızca Japonya’nın stratejik sektörleri arasına alabildiği, diğer gelişmiş kapitalist ülkelerin buna cesaret edemediği düşünüldüğünde Küba’nın başarısı daha da anlaşılır hale gelir.

Baracca’ya göre Küba’nın kapitalizmin bu “yeni” sömürü aracına bir alternatif üretebilmesinde etkili olan faktörler şunlardır:

  • Küba bilim ve teknolojinin hızlı üretimi ve ekonomik kalkınmaya uygulanmasında “birinci – dünya” (gelişmiş ülkeler) yaklaşımını benimsemiştir,
  • Küba devleti kalkınma politikalarının merkezine sosyal politikayı koymuştur,
  • Küba devleti evrensel eğitimi, ücretsiz yüksek eğitimi, güçlü bilimsel eğitimi ve bilimsel araştırmayı bir ön koşul olarak görmüştür,
  • Eğitimli emek gücüne erişim ve iyi işleyen bir sağlık sistemi yenilikçiliğe (inovasyon) katkı yapmıştır,
  • Kamusal araştırma kurumları biyoteknolojinin omurgasını oluşturmuştur,
  • Birçok araştırma enstitüsü yalnızca araştırma değil, geliştirme ve üretim gibi farklı biyoteknoloji etkinliklerine ev sahipliği yapmıştır,
  • Kurumlar içinde ve arasında bilgi paylaşımı ve akışı yenilikçilik için büyük uyarı olmuştur,
  • Küba biyoteknoloji araştırma sisteminin ülkenin kamu sağlığı sistemiyle güçlü bağları olup, kamu sağlığı sistemi yeniliklerin (inovasyon) yalnızca alıcısı değil, aynı zamanda katkı koyucusudur. Bu maliyet – etkili tedavi seçeneklerinin benimsenmesini teşvik etmiştir.

KÜBA’YI AYIRT EDEN ÖZELLİKLER 

Küba’da biyoteknoloji sektörü kamusaldır

Küba biyoteknoloji sektörü, bu alana yatırım yapan “özel” kişi veya kuruluşların değil, Küba “devletinin” bu sektörü teşvik etmeye karar vermesinin bir ürünüdür. Küba devleti gelişmiş ülkeleri yakalayıp, yeni bilgi birikimi desenleri yaratarak toplum sağlığını sürdürmek ve ihracat ürünlerini çeşitlendirmek amaçlı, kapsamlı bir kalkınma stratejisinin bir parçası olarak biyoteknoloji sektörüne uzun vadeli yatırım yapmaya karar vermiştir.

Küba’da biyoteknoloji sektörü kamusal sağlık sektörünün bir parçasıdır

Küba biyoteknoloji sektörü kapitalist ülkelerde olduğu gibi sağlık bakımı sektörünün “dışında” değil, aksine devlet tarafından finanse edilen ve devlet eliyle sunulan sağlık bakımı sisteminin bir parçasıdır. Bu durum Küba biyoteknoloji sektörünün sistemin diğer ögeleriyle bilgi paylaşımını kolaylaştırıcı ve yeniliklerin önünü açıcı bir özelliktir.

Küba’da biyoteknoloji sektörü kaynakları daha verimli ve etkili kullanmaktadır

Küba biyoteknoloji sektörünün kaynakları yeni teknolojilere ve iyi tasarlanmış stratejilere aktarabilmesinde, biyoteknoloji sektörünün temsilcileriyle devlet temsilcileri arasında tutarlı ve uzun vadeli bir işbirliği yapılabilmesinin rolü büyüktür.

Stratejik kontrol stratejinin yeniliğe dönüşmesi anlamına gelir ve “kurumun kaynaklarını kapitalist yenilik (inovasyon) sürecinin doğasında olan teknoloji, pazar ve rekabet belirsizliklerini karşılamak üzere tahsis etmesinde karar vericilere güç veren bir dizi ilişkiler” olarak tanımlanmaktadır.

Başlangıçta batı Havana biyoteknoloji kümesi strateji ağı, Devlet Konseyi’nin kontrolü altında, CIGB, CIM, Finlay Enstitüsü, CNIC, CIE, CENPALAB gibi kurumlarının temsilcilerinden oluşan bir ofis olarak çalışmaya başlamıştır. Kurum temsilcileri, Devlet Konseyi’nin atadığı temsilciler ve devletin düzenleyici kurumlarının temsilcileri ayda bir (bazen haftada bir) Stratejik Karar Organı adı altında toplanarak genel perspektifi (mücadele edilecek hastalıklar, risk grupları, uluslararası örgütlerle ilişkiler vb) belirlemiş ve yatırımların toplumun mevcut gereksinimleri ve/veya ihracat odaklarının gereksinimlerine yönlendirmiştir. (2009 yılında Küba biyoteknoloji sektörünün sorumluluğu Devlet Konseyi’nden Bilim, Teknoloji ve Çevre Bakanlığı’na (CITMA) aktarılmıştır).

Stratejik Karar Organı, kapitalist ülkelerde örneği sık görülmedik ölçüde bütünleşmiş bir yapıdır. Bütün satışlar veya yabancılarla girişim ortaklıkları Organ tarafından onaylanır. Bütün araştırma önerileri ve projeleri hakkında düzenli olarak bilgilendirilen organ, kurumlar arası eşgüdümü sağlar. Buna karşılık biyoteknoloji kurumlarının da yüksek derecede özerkliği vardır. Birbirleriyle “yatay” olarak iletişime geçebilir, bilgi paylaşabilirler.  

Teknolojik yenilik risk almayı gerektirir

Risk teknolojik yeniliğin “doğasında” vardır ve hiçbir projenin yüzde yüz başarı getireceğinin “garantisi” yoktur. Bu anlamda biyoteknolojiye “yatırımın” doğası, kapitalist ve sosyalist ülkelerde aynıdır, fakat kapitalist ülkelerde yatırımcıların kaygısı “yatırımlarının karşılığını alabilmek” iken, Küba’da devletin öncelikle “uzun vadeli sosyoekonomik kaygıları” vardır.

Küba’da biyoteknoloji kurumları kendi ürünlerini kendi bünyelerindeki satış birimleri aracılığıyla satarlar. Bu birimlerin yaptığı ihracattan elde edilen gelirler de Stratejik Karar Organı üzerinden Devlet Konseyi’nin kontrolü altındadır. Gelirler Devlet Konseyi hesabında toplanır ve maliyetlerini ve yatırımlarını karşılamak üzere Stratejik Karar Organı’nın kararıyla biyoteknoloji kurumlarına yeniden dağıtılır. Ancak bu yeniden dağıtım sonrasında kendisine düşen kaynağı nasıl kullanacağı kurumun inisiyatifindedir.

Yeni iş ve üretim hedefleri yöneticilerden alınan bilgilerle düzenli olarak kontrol edilerek ve düzeltilerek kapsamlı bir bütçe haline getirilir. Özgül bir uzmanlık gerektiğinde bir kurumdan diğerine geçici insan kaynağı tahsisi yapılır. Bu aynı zamanda bilim emekçileri arasında ortak çıkar algısını, işbirliğini ve birlikte iş yapma kültürünü arttırır. Kapitalist ülkelerde yalnızca ilk nesil büyük biyoteknoloji şirketleri uzun vadeli planlar tasarlayabilir ve kaynakları üzerinde stratejik kontrol sağlayabilir.

Mali taahhüt

Biyoteknolojide yenilikçi (inovativ) yatırımlar çok güvencesiz yatırımlardır ve mali kurumların uzun vadeli taahhüdünü gerektirir. Bu yenilikçi sürecin barındırdığı içsel belirsizliğe rağmen zaman içinde kolektif öğrenme, yeteneklerin gelişmesine olanak sağlar. Uzun vadeli mali taahhüt birikimli yenilik sürecinin sürdürülmesi için kaynak tahsisini garanti eder. Küba’nın ekonomik bakımdan en sıkıntılı döneminde, 1990 – 1996 yılları arasında Küba devleti biyoteknoloji sektörüne 1 milyar dolar yatırım yapmıştır. Kapitalist ülkelerde gerek devlet, gerekse yatırımcılar kısa vadeli mali taahhüt eğilimindedir.

Örgütsel bütünlük için kapalı döngü (closed cycle) stratejisi

Araştırma kurumları, üniversiteler ve sağlık sistemi ile devletin düzenleyici otoriteleri arasındaki yüksek derece bütünlük, Küba biyoteknoloji sektörünün başarısının en önemli nedenlerinden biridir. Örgütsel bütünlük, insanları işbirliğine ve ortak örgütsel öğrenmeye katılmaya özendiren bir dizi sosyal ilişkiler olarak tanımlanmaktadır. Sağlık sisteminin klinik deneylerde uzmanlık ve düzenleyici bilgi gibi yetenekleri, biyoteknoloji endüstrisinin işlevleriyle bütünleşmiştir.

Küba biyoteknoloji sektörünün ayırt edici bir özelliği, gelişim süreçlerinin “bütün evrelerinde” tam bütünleşmedir. Kapalı döngü (closed cycle) olarak adlandırılan bu olgu, dikey bir bütünleşme yapısını temsil eden iş görme tarzından oluşur fakat aynı zamanda karşılıklı etkileşimin “hiyerarşik” biçimlerini dışlar. Kurum içinde ve kurumlar arasında uzun erimli öğrenme ilişkileri ve kolektif varlıklar yaratmak üzere birbirleriyle sürekli karşılıklı etkileşen araştırma, üretim ve satış tesisleri tek bir çatı altında bütünleşir. Bu karşılıklı etkileşim tek tek kurumlar arasında rekabeti dışlar ve işbirliğine odaklanır. 

Kapalı döngü ARGE’den üretime ve satışa kadar bütün değer zincirinden tek bir merkezin sorumlu olması demektir. Gerçekten de bütün sürecin aynı çatı altında bütünleşmesi, her merkezde özel bir ortaklık ve ortak sorumluluk duygusu yaratır. Böyle bir kurumda klinik araştırmacılar biyoteknolojide pazarın nasıl işlediğini öğrenmeye, satış uzmanları ve mühendisler tıpla ilgilenmeye yüreklendirilir. Her araştırma projesi yüksek bilimsel standartları izler fakat daha başlangıçtan itibaren patent alma olasılıkları akılda tutulur. Buradaki felsefe “yalnızca araştırmak istediğin şeyi araştırma, aynı zamanda araştırılması gerekli olanı araştır” şeklinde ifade edilir.

“Kapalı” sözcüğü, sözcük anlamıyla veya dış dünyadan tamamen kopmak anlamında değil, bütünleşmeyi tanımlamanın bir yolu olarak düşünülmelidir. Gerçekten de her bütünleşmiş tesisin bir satış kolu vardır ve bu kol dünyanın her yerinde özel şirketlerle uluslararası işbirliği yapar. Akademik işbirliği ağları bilgi alış verişinin en çok kullanılan yollarından biri olmuştur. Kapalı döngü yatay rejim (bütünleşme değil) altında çalışan kurumların dikey bütünleşmesi demektir.

Başlangıçta Merkezler “araştırma – üretim” tesisleri olarak tasarlanmıştır, fakat satış yetenekleri edinme gereksinimi Merkezlerin birer satış kolu açmasına yol açmıştır. Böylece “araştırma – üretim – satış” tek bir kurumda bütünleşerek “kapalı döngü” (closed cycle) oluşturulmuştur. Burada kapalı döngü terimi, bir ürünün tasarlanmasından üretimine ve satışına kadar bütün süreçlerin aynı kurum içinde gerçekleştirildiğini kastetmektedir. Örneğin 1991 yılında CIGB’nin bir laboratuvarı olarak açılan Heber Biotec, spin-off tarzında (büyük bir kurum içinden küçük bir kurumun ayrılması) bağımsız bir kuruluş haline gelmiştir. Heber Biotec, CIGB tarafından üretilen bütün yeni ürünleri satış hakkına sahiptir. Ancak “bütünleşme” çerçevesinde Heber Biotec, diğer merkezlerin ürünlerini de satmaktadır. CIGB ve Heber Biotec arasındaki “birlik” araştırma, geliştirme, üretim ve satış döngüsünü tamamlamaktadır.

Sömürüye dayanmayan, karşılıklı yarar temelinde dış ticaret

Küçük ülkelerde iç pazar yüksek sabit ARGE ve kalite kontrol maliyetlerini karşılamaya yeterli değildir. Bu nedenle Küba başından itibaren ürettiği ürünleri dış pazarlarda değerlendirmeyi göz önüne almıştır.

Heber Biotech kurulduğu günden itibaren sağlam bir uluslararası ortaklar ve dağıtımcılar ağı yaratmaya başlamıştır. Bu ağ kurumun en büyük güçlerinden ve endüstrinin iş stratejisinin köşe taşlarından biridir. 2000 yılında Hindistan’dan Panacea Biotec, Heber Biotec ile hepatit B aşısı üretmek için ortaklık kurmuştur. Bu ortaklıkla oluşan Pan Heber Biotec’de iki ortak eşit hisseye sahiptir. Yine Brezilya firması EMS, Heber Biotec ile ortak ilaç geliştirme girişimi ortaklık anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmaya göre Heber Biotec CIGB tarafından geliştirilen ürünlerin teknoloji transferi ve satış haklarını sağlamakta, EMS de Heber ürünlerinin küresel dağıtımı için altyapı ve lojistik desteği vermektedir. EMS Avrupa dahil 15 yabancı pazarda iş görmektedir.

Finlay Enstitüsü’nün satış kolu Finlay Vacunas, 1999 yılında GlaxoSmithCline ile (o zaman ismi SmithCline Beecham idi) Avrupa ve Kuzey Amerika’da menenjit aşısı üretmek ve dağıtmak üzere ortak girişim anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşma ABD’nin Küba’ya uyguladığı ekonomik ambargoda büyük bir gedik açmıştır. Bunun üzerine ABD 2004 yılında ABD’de yapılacak klinik deneyleri geçmesi şartıyla Küba ürünlerinin ABD’de satışına izin vermek zorunda kalmıştır. Yani 2015 yılında ABD’nin Küba’ya uyguladığı ambargoyu hafifletmesi bir “lütuf” değildir, Küba ambargoyu daha 2004 yılında üstün bilimsel yetenekleriyle “delmiştir”. ABD hükumeti politik hırsları uğruna Amerikalıları menenjit aşısından yoksun bırakmayı göze alamamıştır.

2004 yılında CIM’in satış kolu olan CIMAB ile ABD’nin CancerVax şirketi arasında Küba’nın kanser aşılarının ortaklaşa geliştirilmesi ve lisans alınması üzerine bir anlaşma imzalanmıştır. Yine ABD hükümetinin ambargosuna rağmen ABD Hazine Bakanlığı bu anlaşmayı onaylamıştır. CIMAB aynı zamanda kanser teröpatiklerine dayalı monoklonal antikorlar geliştirme ve satışı için Kanada şirketi YMBiosciences ile Küba İmmünoloji Merkezi (CIM) arasında bir ortak girişim kurulmasını sağlamıştır. CIMYM adlı bu girişimde CIM yüzde 20, YMBiosciences yüzde 80 paya sahiptir. YMBiosciences ARGE maliyetlerini, Küba ve diğer ülkelerde yürütülen klinik deneyleri ve patent koruma ücretlerini karşılamaktadır. Şirket aynı zamanda ürün geliştirme giderlerini de paylaşmaktadır. CIM üretim haklarını saklı tutmakta ve satışlardan gelir elde etmektedir. 2009 yılında bir kanser ürünü olan Nimotuzumab, YMBiosciences başvurusuyla ABD’de klinik deneylerde kullanılmak üzere onaylanmıştır. Bu da ABD ambargosunda açılan ikinci büyük gediktir.

Küba biyoteknoloji endüstrisi bu anlaşmalarla birçok yabancı pazara açılabilmiş, sermayeye erişim ve satış uzmanlığı kazanmıştır. Ancak bu anlaşmalar Küba’nın ürünleri üzerindeki haklarına halel getirmemektedir. Örneğin YMBiosciences Nimotuzumab’ın Avrupa, Japonya, Güney Kore ve ABD’de satış haklarına sahiptir ve bu satışlardan elde edilen gelirin yüzde 80’ini almaktadır. Fakat Küba’nın benzer anlaşmayı farklı koşullarla başka şirketlerle yapma hakkı devam etmektedir. Küba bu çerçevede Hindistan’da Biocon BioPharmaceuticals, Çin’de Biotech Pharmaceutacal, Kolombiya’da Delta Laboratuvarları, Peru’da Eske Group, Brezilya’da Eurofarma Laboratuvarları, Pakistan’da Ferozsons Labs, Endonezya’da İnnogene Kalbiotech, Arjantin’de Laborotorio Elea ve meksika’da Laboratorios PiSA ile anlaşmalar yapmıştır. Ürün 2009 itibariyle 22 ülkede satış hakkı almış, 10 ülkede ise klinik deneyleri sürmektedir.

Rekabet değil işbirliği

Her bütünleşmiş merkez bütün ürün geliştirme sürecini kapsayacak donanıma sahip olsa dahi, stratejik merkezlerin kendi aralarında ve stratejik olmayan diğer tesislerle işbirlikli araştırma projeleri sık sık gerçekleşmektedir. Araştırmacılar arasında enformel bilgi paylaşımı, ortak ARGE projelerinde teknik donanım ödünç alma/verme ve birleşik üretim hatları, Küba sanayisinin karakteristik özellikleridir. Küba biyoteknoloji sektörünün sloganı rekabet yerine işbirliği olmuştur.

Küba’nın geliştirdiği dünyanın ilk sentetik aşısı olan Hepatit B aşısının öyküsü, dünyanın hiçbir kapitalist ülkesinde rastlayamayacağınız bir yenilikçilikte işbirliği öyküsüdür. Daha başlangıçta ortak bir proje olarak tasarlanmıştır. Aşının üretilmesi için Küba’nın farklı biyoteknoloji kurumlarından 300’den fazla araştırmacı ve teknisyen birlikte çalışmıştır. Sentetik Antijen Laboratuvarı sentetik antijen yapımı, Finlay Enstitüsü protein taşıyıcı, Genetik Mühendislik ve Biyoteknoloji Merkezi (CIGB) bu iki bileşiğin birleştirilmesi üzerine çalışmış, Ulusal Biyolojik Ürünler Merkezi aşıyı doza göre şişelemiş, CIGB’nin satış kolu Heber Biotec aşıya Quimi-Hib adıyla ruhsat almıştır. Dikey bütünleşmenin yarattığı özgül yeterliliklerin diğer projelerde kullanılması ve ARGE’de pahalı duplikasyonlardan kaçınılması da mümkün olmuştur. Eğer bu kurumlar burjuva ideolojisinin vaaz ettiği gibi işbirliği yapmak yerine birbirleriyle rekabet etseydi, her biri aşıyı kendileri geliştirmeye çalışsaydı, Küba hepatit B aşısını çok zor geliştirebilirdi.