Bir şarlatan daha: Elias Alsabti

Bir şarlatan daha: Elias Alsabti

İzge Günal
19/10/2015 Pazartesi

Hep bilimin olumlu yanlarını yazmak olmaz; arada sırada da olsa bilimsel hilelerden/yolsuzluklardan da söz etmek gerekir. Bu konuda önemli (!), dünyaca ünlü iki kişiyi, Burt(1) ve Benveniste’yi(2) daha önce yazmıştım. Bugün Elias Alsabti’yi anlatacağım. Küçük bir uyarı; sakın “bu iş sadece yurtdışında oluyor, biz temiziz” diye düşünmeyin.  Türkiye’den de örneklerim olmuştu; Dokuz Eylül Olgusu(3) gibi. Zamanı gelince bunları tekrar ele alacağım.

Elias A.K. Alsabti 1954 yılında Basra’da doğar. Basra Tıp Fakültesi’nde öğrenciyken, yazları Londra’daki Westminister Hastanesi’nde staj yapar. Öğrenciliği boyunca çevresinde, özellikle hocaları üzerinde bıraktığı izlenim geleceğin önemli bir bilim insanı olacağı şeklindedir. Ama arkadaşları aynı biçimde düşünmemektedir: onlara göre sadece işini yoluna koymasını bilen, zeki bir kişidir, o kadar.  İlk kez 1975 yılında, henüz 21 yaşındayken ulusal bilim çevrelerinin dikkatini çekmeyi başarır. Kimi kanser türlerinin erken tanısını sağlayan test geliştirdiğini söyler. Sonradan bu testin işe yaramadığı ortaya çıksa da, elde ettiği ün ve iktidardaki Baas Partisi ile olan yakın ilişkileri sayesinde Irak’taki daha saygın bir bilim kurumu olan Bağdat Tıp Fakültesi’ne geçiş yapar. Alsabti, bulduğunu söylediği teste o tarihte Irak Cumhurbaşkanı olan Ahmet Hasan El Bekir’e atıfla “Bekir testi” ismini vermiştir.

Burada küçük bir parantez açıp, Alsabti’nin testinin neden uydurma olduğunun hemen anlaşılmadığının üzerinde durmak gerek. Bilim camiası buluşlara karşı temkinli yaklaşır ve böyle de yapmak zorundadır. Sadece şarlatanlar yüzünden değil, dürüstçe yapılan çalışmalarda bile hatalar görülebilir. Zaten bu yüzden Nobel bilim ödülleri hemen değil, buluşun doğruluğu defalarca gösterildikten sonra verilir.

Neyse, biz yine öykümüze dönelim. O dönem Irak’ta, tıpkı işgal öncesi Suriye’de olduğu gibi, sosyal bir devlet olduğunu söyleyebiliriz. Sağlık her aşamada parasızdı. Bağdat Tıp Fakültesi’nde çalışmaya başlayan Alsabti’nin hastalardan para aldığı ortaya çıkar ve bu çok büyük bir suçtur. Alsabti ülkeden kaçmak zorunda kalır. Bir süre Suudi Arabistan’da kaldıktan sonra Ürdün’e geçip, kendini politik sürgün olarak tanıtıp, Ürdün-Irak ilişkilerinin gergin olmasından da yararlanıp, Kral Hüseyin ve Veliaht Prens Hasan’a ulaşmayı başarır ve Kral Hüseyin Tıp Fakültesi’nde kanser araştırmalarına başlar.

Yine bir parantezle Irak’ta kalan hocası El Sayyab’tan söz etmek gerekir. El Sayyab da iki yeni kanser ilacı bulduğunu söyler ve bunlara isim olarak Cumhurbaşkanı ve yardımcısının isimleri olan Bekir ve Saddam isimlerini verir. Ancak onun da foyası, ilaçların etkisiz olduğu ortaya çıkar ama Irak’ı terk edemez.  Alsabti’nin Irak dönemine ait üçkâğıtçılığına ait bilgileri ona borçluyuz.

Yine esas konumuza dönersek; Alsabti 1979 yılında Brüksel’de yapılan bir toplantıda Temple Üniversitesi’nden Herman Friedman’la temas kurar ve kendisinin Ürdün Kraliyet ailesinden olduğunu söyleyip yanında çalışmak için davet mektubu ister ve alır. Sonra bu mektupla Ürdün’den aylık 3000 dolar civarında bir burs sağlayıp ABD’ye gider. Bu arada Alsabti uluslararası dergilerde yayınlar yapmaya da başlar. Şöyle bir yol izlemektedir: hiçbir çalışma yapmadan bir dergide okuduğu bir makaleye ilk isim kendisini yazıp, diğer isimleri uydurup, makalenin başlığını biraz değiştirip, görece daha az bilinen ve okunan başka bir dergide yayınlamaktadır. Yılda yirmi civarında bu şekilde yayın yapmaktadır. Friedman, durumu çabuk kavrar, bir yazıyla hem makalelerin literatürden çekilmesini sağlarken, Alsabti’nin ne bilimden, ne laboratuvar yöntemlerinden ne de tıptan anladığını yazar. Bu süre içerisinde ABD’de çeşitli kurumlarda çalışan Alsabti’nin bunu nasıl becerdiği halâ merak konusudur.

***

Bu öyküden çok ders çıkartılabilir. Çeşitli bilim dergileri, makaleleri değerlendirirken ve çalışma ekibi kurulurken daha dikkatli olunması konusunda uyarılarda bulunmuştu Alsabti olayı sonrasında.

Alsabti’ye bakarak, bilimde hile yapanların yaşamın diğer alanlarında da üçkâğıtçılığa yatkın olduğunu, özelikle para konusunda zaafları olduğunu ve bu tiplerin hocalarını da dikkatle incelemek gerektiğini söyleyebiliriz. Suçun cezasını Dante şöyle anlatır:

“Tanrı en çok hileye öfkelenir, çünkü hile
insana özgü bir kusurdur; işte bu yarın dibinde
en büyük acıyı hileciler çekmekte.” (İlahi Komedya, Cehennem,  XI. Kanto)

***

Öykünün sonunda ne mi oldu? Alsabti’nin Güney Afrika’da trafik kazasında öldüğü söylenir. Ancak bu kanıtlanamamıştır. Alsabti orta boylu, 80 kilo civarında esmer bir erkek. Dikkat edin, çalışma arkadaşlarınızdan biri olabilir.


(1) http://ilerihaber.org/izge-gunal-yazdi-sir-cyril-burt-kimdir/7021/
(2) http://bilimsol.org/bilimsol/blog/bilimin-izleri/bilim-okuyucusuna-notlar
(3) Günal İ. Dünyanın en örgütlü, en uzun soluklu, 26 yayınla en büyük bilimsel sahtekârlığı. Cumhuriyet Bilim Teknik 2005; 958: 18-9.