Meksika Devrimi'nin 100. yılında yeni kahramanlar: Uyuşturucu Baronları

Meksika hükümeti, uyuşturucudan kaynaklanan şiddetin önlenmesine yönelik alınan sert tedbirlerin uyuşturucu kartellerinde paniğe, liderlik sorununa, uyuşturucu gelirindeki azalmanın kartellerde pay kavgasına neden olduğu, tüm bunların uyuşturucu kaynaklı şiddeti artırdığını savunuyor. Oysa, uyuşturucu kartelleri ve devlet şiddeti arttırdıkça uyuşturucu fiyatları daha da yükselmekte, uyuşturucu trafiği daha riskli ve pahalı olmaktadır. Başka bir deyişle, şiddet sarmalının ciddi boyutlarda tırmandırılması, uyuşturucu trafiğini uyuşturucu baronları için daha kârlı hale getirmektedir.
Pazar, 05 Aralık 2010 22:34

2010, Meksika’nın bağımsızlaşma, uluslaşma sürecinde tarihsel açıdan anlamlı bir yıl. 1810 yılı İspanyol sömürgeciliğinden kurtulma sürecinin, 1910 ise Meksika devriminin başladığı yılı ifade ediyor. Trajediye bakın ki Meksika devriminin 100 üncü yılının kutlandığı 2010 yılı, Meksika halkı için, uyuşturucu trafiğinden kaynaklanan büyük şiddetin acılarının yaşandığı, devletin temel fonksiyonlarını yerine getiremeyerek “narko-devlet”e (uyuşturucu-devlete) dönüştüğü konusunda ciddi tartışmaların sürdüğü bir yıl oluyor ve neoliberal politikaların sosyoekonomik yapıda yarattığı çok yönlü tahribatın olumsuzlukları ile oldukça umutsuzluk içinde geçiyor. (1)

“Uyuşturucu ile savaş”: Meksika Planı
Uyuşturucu ticareti ve organize suçlarla mücadele edebilmek amacıyla 2007 yılında ABD ile Meksika arasında Merida Girişimi olarak adlandırılan bir anlaşma yapıldı. Merida Girişimi, kapsamı ve sonuçları itibariyle, daha önce 1999 yılında ABD ile Kolombiya arasında uygulamaya konan Kolombiya Planı ile büyük benzerlik gösterdiği için genellikle Meksika Planı olarak anılıyor. (2) Kuşkusuz, bu biçimde adlandırmada ABD emperyalizminin Latin Amerika halklarına karşı uzun yıllardır izlediği emperyal politikaların birbirine benzeşmesinin rolü bulunuyor.

Meksika Planı ABD, Kanada ve Meksika arasında 2005 yılında imzalanan ve Kuzey Amerika’yı ABD’nin çıkarları doğrultusunda militarize etmeyi amaçlayan Güvenlik ve Refah Ortaklığı (SPP) anlaşmasının bir parçasıdır. (3) SPP üçlü bir ortaklık içinde ekonomik, politik, sosyal ve güvenlik konularında entegrasyona gidilmesini hedeflemekte olup bu yapısıyla NAFTA’dan daha büyük bir entegrasyon çerçevesine sahiptir. SPP anlaşmasının ayrıntıları yayınlanmamış olmakla birlikte, genel çerçevesi kamuoyu ile paylaşılmıştır. Eşitsiz bir ekonomik bütünleşme ilişkisi olan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’na (NAFTA) karşı Meksika’da oluşan güçlü tepki dikkate alınarak, SPP “terörizme karşı savaş” başlığı öne çıkartılarak hayata geçirilmeye çalışılıyor. (4) SPP ile sermayenin önüne kuralsız, daha büyük talan yapma olanakları veren bir ortam sunulmakta devlet de temel varlık nedenini -ki güvenlik konusunu daha çok bu kapsamda ele alarak- sermaye kesiminin iş yapmasına fırsat yaratmak olduğunu apaçık gösteriyor.

2007 yılı Ekim ayında ilan edilen Meksika Planı, üç yıl içinde Meksika ve Orta Amerika ülkelerine uyuşturucu ticareti ve organize suçlarla mücadele için 1,4 milyar ABD Doları yardım sağlamayı taahhüt ediyor (ABD Kongresi anlaşmayı 2008 yılında onayladığı için Plan 2011 yılında sona erecek). Yardımın büyük bir kısmı Meksika askeri ve polis güçlerinin silah, malzeme ve eğitim harcamalarından oluşuyor. Meksika Planı’nda yer alan uyuşturucu trafiği ve organize suçlar ile mücadele başlığı, ABD’nin Meksika üzerinde baskı kurmak ve ülkeyi kontrol etmek için birçok Latin Amerika ülkesinde de kullandığı, ana amacını gizleyen gerçek olmayan bir tema. (5)

Söz konusu planın uyuşturucuyla mücadelenin çok boyutlu yanını göz ardı etmesi ve sadece Meksika asker ve polis gücünün çabalarına indirgemesi, militer bir anlayışın öne çıkmasına neden oluyor planın uygulanabilirliği ve “başarısı” konusunda ciddi tereddütlere yol açıyor. Meksika ordusunun insan hakları ihlalleri konusundaki sicili hiç de iyi değil. Halk tecavüz, işkence, öldürme, rüşvet, gasp, uyuşturucu kaçakçıları ile bağlantıları nedenleriyle haklı olarak asker ve polisten korkuyor. Meksika Planı’nın uyuşturucu ile mücadeleyi temel olarak güvenlik meselesi olarak görmesi ve bu mücadeleyi halkın gözünde şaibeli güçlerle yürütüyor olması planın görünürdeki amaçlarının bile gerçekleştirilmesini zora sokuyor. (6)

ABD ordusu ve güvenlik birimleri tarafından 1993 ile 2009 yılları arasında 217.000 Meksikalı asker (özel birlikler dahil) eğitildi. Bu özel birliklerde yer alanların bir kısmı bugün uyuşturucu kartellerinde aktif olarak çalışıyorlar. ABD’nin desteklediği kontrgerilla faaliyetleri, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Meksika’da da uyuşturucu ticaretinde önemli işlev üstleniyor.

Bugün, uyuşturucu ile mücadele söylemi ile ülke hızla militarize ediliyor emekçi sınıfların sokağa çıkması, seslerini yükseltmeleri önlenmeye çalışılıyor işçiler ve toplumsal muhalefeti yürüten kesimler çok daha fazla savunmasız bırakılıyor. Günümüzde daha çok polis devleti uygulamaları görülüyor, kanunların geçerliliği ve kanunsuzluklardan hesap sorma süreci genellikle işlemiyor. Bu sonucun ortaya çıkmasında Güvenlik ve Refah Anlaşması (SPP) anlaşmasının bir parçası olan Meksika Planı’nın önemli rolü bulunuyor.(7)

Meksika’da uyuşturucu üretimi ve trafiği ise her geçen gün artarak büyüyor. Suç şebekelerine katılanların sayısı, rakip kartellerin birbirlerine veya kartele bağlı çetelerin güvenlik güçlerine ve halka saldırıları hızla artıyor. ABD ve Kolombiya’nın uyuşturucu ile “savaşı” trafiğin kuzeye Meksika’ya yönelmesine, ana pazara ABD ve Kanada’ya daha yakın hale gelmesine, neden oldu. Kokain trafiğinin yanına marihuana, eroin ve diğer uyuşturucu trafiği de eklendi, bu ürün çeşitliliği uyuşturucu piyasasını Meksikalı karteller için daha kȃrlı hale getirdi.

Meksika Planı’nın görünürdeki uyuşturucu ticaretinin ve bu kapsamdaki organize suçların azaltılması amacı gerçekleştirilemedi. Tam tersine, hem uyuşturucu ticaretinin boyutları ve çeşitliliği arttı, hem de organize suçlara bağlı şiddet önceki yıllar ile kıyas edilemeyecek düzeye ulaştı. Son dört yılda 25 bin polis, asker, sivil ve çete üyesi kişi öldürüldü. Bu vahşi savaş uyuşturucu kartellerinin kendi aralarında, karteller, uyuşturucu baronları ve organize suç şebekeleri ile devletin güvenlik güçleri arasında sürüyor. Ancak Meksika Planı’nın arka planında yer alan niyete bakıldığında, “ilerleme” sağlandığı görülüyor: Uyuşturucu kartelleri ile mücadele için 45.000 Meksika askerine şehirlere güvenliği sağlamaları amacıyla görev verilmesi toplumu militarize etmiş, bu plan kapsamında güney Meksika’ya özel eğitimli askeri birliklerin gönderilmesi ile bölgedeki Zapatistalara yönelik baskılar artmış ve bölgedeki zengin doğal kaynaklarını politik ve güvenlik sorunları olmadan kullanmak isteyen uluslararası tekellerin istekleri yerine getirilmiş ve Orta Amerika ülkelerinden ABD’ye yasadışı göç için güney Meksika sınır geçişlerinin önlenmesine yönelik ABD’nin kaygıları giderilmiştir. (8) Tüm bunlar “uyuşturucu ile savaş” kisvesi arkasına gizlenerek hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Neoliberal politikaların “uyuşturucu ile savaş” üzerine etkileri
Uyuşturucu trafiğinin varlığı neoliberal politikaların Meksika’da uygulanmaya başladığı 1982’den çok daha önceki yıllara dayansa bile, neoliberal politikalar ve daha sonra NAFTA’ya geçiş, uyuşturucu kartellerinin büyümesi için çok daha uygun koşullar yaratmıştır. (9) Sözü edilen politikaların Meksika’nın sosyoekonomik yapısına çok yönlü olumsuz etkileri olmuştur. Meksika’da yaşanan bu olumsuz süreç, uyuşturucu üretiminin, organize suçların, uyuşturucu kartellerine bağlı çete üye sayısının, yasadışı göçün, ekonomik krizlerin, eşitsizliğin, işsizliğin ve yoksulluğun artışında önemli paya sahiptir. Bu süreçte her yıl 300.000 ile 500.000 Meksikalı sınırı yasadışı yollarla geçerek ABD’ye göç ediyor ve bugün ABD’de 7,5 milyon Meksikalı yasadışı göçmen nüfus bulunuyor. (10)

Uyuşturucu sorunu ile bağlantılı olarak öne çıkartılabilecek neoliberal sürecin olumsuzluklarından biri de, tarım kesimindeki üretim, bölüşüm ve istihdam ilişkileri üzerinedir. Başta büyük komşu ABD olmak üzere metropol ülkelerin kendi tarım ürünlerine uyguladıkları büyük subvansiyon ve destek karşısında rekabet edemeyen Meksika, tarım üretimini özellikle mısır ve fasulyede olmak üzere ciddi şekilde azaltmış, maliyetin altında üretim yapılamadığından büyük tarım alanları ekilememiştir. Bu gelişmeler tarım kesiminden kentlere ve ABD’ye göçü önemli ölçüde hızlandırmış, işsizliği ve yoksulluğu artırmıştır. Bu süreçte geniş tarım arazileri el değiştirmiş, bunların bir kısmı uyuşturucu kartelleri tarafından satın alarak haşhaş üretiminde kullanılmaya başlanmıştır. (11) Bir başka deyişle, uyuşturucu üretimini ve dağıtımı gerçekleştirecek devasa bir sektör oluşmuş ve bu alan önemli sayıda kişiyi istihdam etmeye başlamıştır.

Toparlayacak olursak, uyuşturucu trafiğinin Meksika üzerinde yoğunlaşmasında Kolombiya’daki uyuşturucu baronlarının güç kaybına uğramasının yanısıra Meksika’da uygulanan neoliberal politikaların sosyoekonomik yapıda ortaya çıkardığı kalıcı ve çok yönlü olumsuzlukların ciddi etkileri söz konusudur.

“Uyuşturucu ile savaş”ın başarılı olabilmesinde önem taşıyan ve mücadelenin diğer bir ayağını oluşturan ABD’deki uyuşturucu talebinin (dünyada en fazla illegal uyuşturucu kullanan ülke ABD’dir) azaltılmasına yönelik herhangi bir tedbire veya uygulamaya Meksika Planı’nda yer verilmemektedir. (12) Meksika hükümeti Meksika Planı’nın güvenliği temel alan anlayışına uygun politikalar geliştirmekte, bu politika doğrultusunda uyuşturucudan kaynaklanan şiddetin daha çok görüldüğü Meksika-ABD sınırındaki şiddetin azaltılmasına yönelik tedbirler almaktadır. Hükümet, şiddetin önlenmesine yönelik alınan sert tedbirlerin kartellerde liderlik sorununa neden olduğunu ve uyuşturucu gelirindeki azalmanın kartellerde pay kavgasına, bunun da şiddeti artırdığını savunuyor. Bunların yanı sıra, sınır bölgesinde kartellerden kaynaklanan şiddetin ortaya çıkmasını ise alınan güvenlik tedbirlerinin kartellerde paniğe neden olduğu tespiti ile açıklıyorlar. (13) Oysa gerçek çok daha basit karteller ve devletin güvenlik güçleri bölgedeki şiddeti arttırdıkça uyuşturucu fiyatları daha da yükselmekte, çünkü şiddet artıkça Meksika’dan veya Kolombiya’dan ABD’ye uyuşturucu sevk etmek daha riskli ve dolayısıyla daha pahalı olmaktadır. Başka bir deyişle, şiddet sarmalının ciddi boyutlarda tırmandırılması, uyuşturucu trafiğini uyuşturucu baronları için daha kȃrlı hale getirmektedir. (14) Gerçekte, uyuşturucu ile savaş amacını gerçekleştirmede Meksika Planı başarısız bir plandır: günümüzde ABD’de uyuşturucu temin etmek eskisi kadar kolaydır ve hatta kokain de daha saf’tır.

Meksika’daki 1988 ve 2006 yılı başkanlık seçimleri kuzey komşusu ABD’de Bush’un kazandığı seçim sonuçlarına benzer şekilde şaibelidir: ilerici, emekçi sınıfların çıkarlarına duyarlı başkanların daha fazla oy almalarına karşın, bu seçimlerde düzen partilerine ait adayların hileyle kazandırıldığını gösteren güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Bu durum, geniş halk kesimlerinin ülkenin siyasal sistemine ve devletin işleyişine dair besledikleri güvensizliği daha da artırmıştır. Dünyanın en adaletsiz gelir dağılımına sahip ülkelerinden biri olan Meksika’da, başta işçi sınıfı olmak üzere toplumsal kesimler neoliberal politikalara karşı güçlü bir şekilde muhalefet etmekte, uyuşturucudan kaynaklanan militer ortamın yarattığı olumsuzlukları bertaraf ederek siyasal çürümeye ve toplumsal parçalanmaya karşı politikaların gerçekleşmesi için mücadele etmektedirler.

Emperyalizmin çıkarları doğrultusunda saldırganlığına bahane uydurduğu başlıklar yere ve zamana göre her zaman değişiklikler gösterebilmektedir: Soğuk savaş döneminde kapitalizmin sürdürülebilirliği açısından önem taşıyan “komünizm” tehdidi söylemi, 2001 New York saldırılarından sonra islamcı teröristler ve uyuşturucu ile savaş ile bağlantılı olarak güvenlik tema’sı öne çıkan başlıklardır. ABD Meksika, Kolombiya’daki solculardan, Küba, Venezuela, Bolivya ve Ekvador gibi sol hükümetler tarafından yönetilen ülkelerden geldiğini iddia ettiği terörist tehdit söylemi ile uyuşturucu trafiğini engelleme bahanesini bir arada kullanarak bu kesimlere karşı sürdürdüğü yıkıcı politikalar için kendi ve bölgesindeki diğer halkları ikna etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla Amerika kıtasında uyuşturucu ile savaş bugünlerde en sık kullanılan emperyal söylemlerden birisidir. ABD ekonomik, siyasi hegemonyasını, aynı terörizmle mücadele kavramında olduğu gibi, uyuşturucu ile savaş maskesi altında askeri araçlarla ve açık bir saldırganlıkla sürdürüyor ve bu, her geçen gün çok daha net bir biçimde görülüyor.

Suat Özeren

Kaynaklar:

(1) Michael Werbowski, “Is Mexico a Narco-State?” http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=19430.
(2) Stephan Lendman, “Plan Mexico: Plan Colombia Heads for Mexico”, http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=9084.
(3) Lendman, Plan Mex., age.
(4) Stephen Lendman, “The Militarization and Annexation of North America
The Security and Prosperity Partnership (SPP) unmasked”, http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=6359.
(5) Lendman, Plan Mex., age.
(6) Daniela Morales and Peter Watt, “Narcotrafficking in Mexico: Neoliberalism and a Militarized State”, http://upsidedownworld.org/main/mexico-archives-79/2696-narcotrafficking....
(7) Lendman, Plan Mex., age.
(8) Morales., age.
(9) Morales., age.
(10) Kerem Babacan, ”ABD-Meksika ilişkileri: Büyük balık küçük balığı yutuyor”, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/abd-meksika-iliskileri-buyuk-balik-....
(11) Morales., age.
(12) World Savy, “Mexico, Special Section: The Drug Wars”, http://worldsavvy.org/monitor/index.php?option=com_content&view=article&....
(13) Murat Akad, “Meksika’daki Vahşet Latin Amerika’yı ve insanlığı tehdit ediyor”, http://haber.sol.org.tr/bizimamerika/meksikadaki-vahset-latin-amerikayi-....
(14) Morales., age.