Pavlov’un Evi

09/05/2014 Cuma
Pavlov’un Evi

Ev değil aslında, dört katlı bir bina. Tam 9 Ocak Meydanı’nın karşısında. Meydan, 37 yıl önce Çarlık askerlerinin yüzlerce işçiyi öldürdüğü Kanlı Pazar’ın adını taşıyor. Bina, kendi adını tarihe yazmaya hazırlanıyor.

Volga nehrinin kıyısında, yükseliyor bina. Tepesine çıktın mı, dört yanına bak, bir kilometre ötede uçan kuşu görebiliyorsun.

İçinde bir müfreze. Birkaç kişiler. Üsteğmen ölmüş, astsubaylar ölmüş. Komuta, Çavuş Pavlov’da.

Fransa’da işbirlikçi hükümet ülkeyi Nazilere teslim etmiş, Kuzey Afrika İtalyan faşistlerinin çizmeleri altında inliyor, Polonya düşeli çok olmuş, Ukrayna’da partizanlar yeraltı direnişini örgütlemeye çabalıyor, Uzakdoğu’da Japon hava kuvvetleri birkaç ay önce ABD’nin Pearl Harbour limanına baskın yapmış, durdurulamaz görünüyor.

Karanlık, tüm dünyaya yayılıyor.

Tüm dünya, tek bir yere bakıyor.

Stalingrad.

Açın bakın dönemin New York Times, Washington Post nüshalarını... Manşetlerde hep Volga kıyısındaki o kent var. Düşerse, her şey bitecek.

Pavlov, o kentte bir binada. Cebinde, Stalin’in 227 No’lu Emri var: “Geri adım yok!”

Eylül 1942’de Nazi saldırısı başlıyor binaya. Pavlov ve yoldaşları, birkaç gün Almanları uzak tutmayı başarıyor. Ardından “destek” geliyor: Sayıları 25’e çıkıyor. Ellerine makineli tüfekler, anti-tank füzeleri ve el bombaları geçiyor.

Ev değil aslında, dört katlı bir bina. Ama Pavlov ve yoldaşlarına, 70 gün boyunca ev oluyor. Ev, vatan oluyor. Dört katlı binada, koca vatanı savunuyorlar.

Geri adım yok!

Çavuş Pavlov, binanın etrafını dört kat dikenli telle çeviriyor, mayın döşüyor.

Önce, çatıya yerleştirilen anti-tank füzesinin müthiş taktik üstünlüğünü keşfediyorlar. Alman tanklarının namluları, sokağa girdiklerinde binanın tepesine kadar yükselemiyor. Her gün tank avlamaya başlıyorlar.

Ardından binanın içindeki duvarları indiriyorlar. Her pencereye makineli tüfek yerleştirilmiş fakat başlarına geçecek kadar adam yok. Bir ona, bir diğerine koşturuyorlar.

Nazi saldırıları dinmiyor. Her gün yeniden. Binadakilerin direncini kırmak için, geceleri saat başı ateş açıyorlar. Pavlov ve yoldaşları, binanın su tesisat borularının etrafındaki izolasyon kumaşlarını koparıp yaptıkları yataklarında uyuyamıyor.

27 Eylül’den, 25 Kasım’a kadar sürüyor direniş. Pavlov’un Evi’nde, bir avuç Kızıl Ordu askeri. Sonunda Kızıl Ordu karşı saldırıya geçiyor, Pavlov ve yoldaşları kurtuluyor.

İkinci Dünya Savaşı’nda veya Sovyet halklarının deyişiyle Büyük Anayurt Savaşı’nda sayısız kahramanlık öyküsü var elbette. Pavlov’un Evi, bunlardan yalnızca biri. Simgesel bir anlam kazanıyor, çok ünlü oluyor, evet. Stalingrad’da 62. Ordu’nun başındaki Mareşal Vasili Çuykov, sonradan “Naziler, Pavlov’un Evi’ne saldırılarında, Paris’e saldırılarından daha fazla asker kaybettiler” diye dalga geçiyor.

Çavuş Yakov Pavlov ve 24 yoldaşının bir binada haftalarca haftalarca direnmelerini, “bir adım geri gitmemelerini” ne sağladı?

Her orduda emir komuta zinciri vardır. Kararlar alınır, uygulanır. Fakat kararların alınmasıyla, uygulanması arasında açı da vardır. İnsan nereye kadar dayanır? Hangi noktada teslim olur? Geri adım, ne zaman haklı görünmeye başlar?

Çavuş Pavlov’un cebindeki 227 No’lu Emir, yalnızca askeri bir talimat değildi. Bir evdi, bir kentti, bir ülkeydi... Ama aynı zamanda bir siyasetti: Pavlov, başka birçokları gibi “vatanını” korumakla kalmıyordu. O binadaki 25 asker, işçilerin iktidarını, sosyalizmi savunuyordu.

25 yılda inşa ettikleri o büyük binaya duydukları inanç olmasaydı, 25 kişi tıkışıp kaldıkları o dört katlı bina da ayakta kalamazdı.

ÖNCEKİ YAZILARI

Hain/Düşkün 27/10/2019 Pazar
Fırtına 13/10/2019 Pazar
Desen 06/10/2019 Pazar
Hiçbir şey bağışlanmadı 14/01/2015 Çarşamba
İkinci kültür 19/11/2014 Çarşamba
Bu haftalık müsaade 12/11/2014 Çarşamba
Nejat, iyidir 15/10/2014 Çarşamba