Tuğrul Keskin
Ya eylem ya da eylem
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08
Okumuşsunuzdur, SONAR’ın yaptığı son araştırmada yurttaşın neredeyse %70’i gidişattan memnun değil. Genel olarak hukuksuzluktan, kişiye özel hukuktan rahatsız. Hırsızlıktan, kayırmacılıktan, ayırımcılıktan rahatsız. Fakat hangi partiye oy vereceksinizin karşılığı yine akepe, yüzde 39. Yahu bu nasıl olur demeyin, olur, bal gibi olur. Bu uyarıyı üstüne alması gerekenler biz değiliz elbette, kim? Öncelikli olarak ana muhalefet partisi. Alıyor mu peki? Vallahi alıyorsa da buradan bakınca pek gözükmüyor, en azından demek ki yurttaş bunu göremiyor.
Her yer öylesine vahşi bir kuşatma altında ki, “tekme demokrasisi” kan donduruyor. Türkiye bütün anlamlarıyla sözün bittiği yerdedir. Evet söz bitmiştir, ufukta eylem çağrısı kıpkızıl haykırmaktadır. “Ya eylem, ya da eylem...” İşte şimdi ya birileri çıkıp bu çağrıya önderlik edecek ve ben, biz, hepimiz, şiirimiz, yazımız, aklımızla o önderliğe siper olacağız, ya da “külluhum” yok olacağız. Bugünler, geçmişte kalan günlerden bu denli farklıdır. Çünkü köşelerin köşesine sıkışmış olan muktedirler ordusu, dünyanın gözleri önünde inanılması olanaksız hamleleri ardı ardına gerçekleştiriyor. 19 Aralık’tan bugüne kadar yaptıklarını bir kaç başlıkta sıralamak isterim.
BİR: Soruşturmayı yürüten savcıları önce etkisizleştirdiler. Ardından geçmişte “kahraman” ilan ettikleri savcılarını, “yiyici” sanıyla tenzili rütbeye uğrattılar. Ülkenin “anlı şanlı” başbakanı, yüksek yargıdan iki insan göndererek, eski “kahraman” savcıyı tehdit etti, hâlâ ağız dalaşındalar. Neredeyse bütün kamu kurumları ve en önemlisi de emniyete çengel attılar. 17 Aralık’tan bu yana üç bin civarında amir ve polisin yeri, kimisinin de rütbesi değiştirildi.
İKİ: 17 Aralık operasyonuyla önce panikleyen, sonra toparlanan muktedirler ve başmuktedir, gelebilecek her tehlikeyi hesap etti. Aralarında Bilal Erdoğan’ın ve yedi ünlü iş adamının olduğu ikinci dalga, tam başlayacakken, üçüncü dalga başlayamadan boğuldu. İzmir Limanında olanlar hepinizin bilgisi içdedir. Türkiye’de ilk kez adli kolluk kuvveti, bir savcının talimatını yerine getirmedi. Emniyetin yasa dışı davranışına göz yumulduğu gibi, savcı Muammer Akkaş gerekçe gösterilmeden soruşturmadan alındı. Savcı, “Soruşturma yürütürken yürütmenin baskısına maruz kaldım. Delillerin karartılma riskine rağmen şahıslar gözaltına alınmadı” dedi.
ÜÇ: Akıl dışı bir işe imza atarak, “Adli Kolluk Yönetmeliği” düzenlemesi yaptılar. Hukuken amirine değil soruşturmayı yürüten savcıya bağlı olması gereken adli kolluğa, amirini bilgilendirme zorunluluğu getirdiler. Ve önemlisi, cumhuriyet başsavcısı adına kendilerine tanınan faaliyet alanında soruşturma yürüten Başsavcı vekillerine, her soruşturma için başsavcıdan onay alma şartı getirdiler.
DÖRT: 12 Eylül Referandumu ile yarattıkları HSYK’yı, değiştirmek için harakete geçtiler.
HSYK’yı, RTÜK benzeri bir yapıya dönüştürmek niyetindeler. Tamaman adalet bakanı’nın denetiminde (doğal ki başmuktedir’e bağlı) bir HSYK istiyorlar. Komisyondaki uçan tekmelerle yapmaya çalışıyorlar bunu.
BEŞ: Yurttaşın yıllarca hapis yatıp, neyle suçlandığını öğrenemediği Türkiye’de, Bilal Erdoğan, ifadeye bile getirilemedi. Birkaç gün önce muktedir babasının korumasında, insanlara korkulu gözlerle el salladı…
Onlarca yıldır süren cumhuriyeti çökertme politikaları, bu son gelişmeler ve hayatın diyalektiği gösteriyor ki artık reformlarla bu yapıyı düzeltemezsiniz. Bunca rüşvetin, bunca yolsuzluğun, tamamen yoldan çıkarttığı kamu düzenini, küçük değişikliklerle hal yoluna koyamazsınız. Hani böyle bir şey olacak gibi olsa da, ülke öylesine sağcılaştı ki, o reformları yapabilecek gücü de bulamazsınız. Pişkin muktedirler ordusu komisyonları istedikleri gibi işletiyor zaten, oy çoğunluğu, yahut yumruk/tekme şiddeti ile. Alın HSYK düzenlemesini. CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecek, gitse ne olur. O zamana kadar bütün yargıçları değiştirecekler ve AYM komisyon kararına iptal verecek. Onların gemisi de tıkır tıkır yürümüş olacak. Demokrasiye (kendi çıkarlarını ilgilendirmiyorsa) bir bütün olarak karşı olan gericilerle, bu demokrasi oyununa bir son verilmeli. Bu yurda sahip çıkan, aydınlanma gelenekli bütün parlamenterler, parlamento dışına, yani “sine-i millete” dönmelidir. Bu pisliği ancak ve ancak devrim temizler. Buna inanın, devrim temizler, devrim! Herkesin içinde ışıldayıp duran bir yıldız var, görüyorum. Eğer o yıldız yurt sevgisiyse, kalplerden çıkmalı, sokaklara saçılmalıdır. Bu söylediklerimi abartılı bulanlarınız olabilir, fakat aynen böyle düşünüyorum. Başka çare bilen varsa, şimdi söylesin! Ya da...