Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tuğrul Keskin

Şey ve kıl

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Bir özürle başlayayım. Geçen hafta bir etkinlik nedeni ile yurtdışında olduğumdan yazılarım ve İzmirli Kerimi ne yazık ki sizlere ulaşamadı. İyi ki de ulaşamadı diyorum şimdi, çünkü gündem öylesine hızla değişiyor ki, haftada bir yazıyla gündeme yetişmek pek de kolay olmuyor. Yurtdışı seyahatimi anlatmayacağım sizlere elbette. Yalnızca bir gerçekliğin altını çizmeye çalışacağım kısaca. Etkinliğe Batman ve pek çok ilden BDP’li arkadaşlar da gelmişlerdi. Ülkenin Doğu’sunda yahut Batı’sında hiç farketmez, eğer sosyalist bir algının sahibiyseniz, duygularınız birden bire ortaklaşabiliyor. Yaşananlar ne kadar acı olursa olsun, bunu derinliğine kavradım ve yaşadık. Birlikte geçirdiğimiz zaman boyunca Gezi için hep beraber yandı içimiz, çünkü bizler dışarıdayken Gezi saldırısı başlamıştı. Hani gazetelerde yayınlanan bir fotoğraf vardı: Atatürklü Türk bayrağı taşıyan bir genci, sol elinde BDP bayrağı taşıyan bir başka genç çekerek götürüyor ve onlara TOMA’lardan sıkılan suya da, bir başkası bozkurt işareti yaparak direniyordu... Bu fotoğraftan sıradışı etkilendik ve kalp taşıyan her insanın da etkileneceğini biliyorum. Çünkü Türkiye’nin son geldiği noktanın fotoğrafı işte buydu. Zulme ve faşizme direnmenin sembolüydü bu fotoğraf. Batman’dan gelen kardeşlerle tam da bu duygularla, ortak vatanı, ortak duygularla savunmanın direnciyle dolduk. Döndükten sonra 18 Haziran’da Özgür Gündem’de gazetenin yazarı Hüseyin Ali’nin şu saptamasıyla karşılaşmak (biraz geç kalmış olsa da) bu duygularımı daha da güçlendirdi. Şöyle söylüyordu yazar: “Gerillaları sınır dışına çıkarınca ve Gezi Parkı olayları gelişince Erdoğan’ın ve AKP’nin gerçek karakteri ve kalibresi ortaya çıktı. Bu sorunları çözecek kapasitesi olmadığı görüldü. Bu nedenle AKP ve Erdoğan bu süreçte büyük bocalama yaşıyor.” ve ekliyordu: “Gerillanın sınır dışına çıkması ve Gezi Parkı direnişine verilecek doğru cevap, Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir araya gelmektir... İşte bu durum demokrasi ve özgürlük güçlerine hamle yapma ve yeni Türkiye’yi yaratma imkanı vermektedir. Bu nedenle tarihsel sorumluluk duyma zamanıdır diyoruz”… Hüseyin Ali ve pek çok aydının AKP‘nin demokrasi değil, ancak şiddet ve zulüm getirrdiğini kavramalarını büyük bir kazanım olarak gördüm. Gerçekten az şey mi bu? Bunca yıl boyunca çok farklı şeyler düşünen insanların birden bire ortak bir yerden bakabilmesi... Zulme karşı sınıf temelli bir birleşmenin pek çok sorunu çözeceğini, daha da önemlisi Kürt’lerin demokratik hak mücadelesinin ancak ve ancak aydınlanma fikri ile beslenmiş insanlarla mümkün olabileceğini gösterdi bizlere. Evet, Kürt meselesi denilen bu sorunlar yumağını, gericiler asla ve asla çözemez. Kaderi ve çıkarları ortak olanlar bizleriz. Çünkü gericiler tarihlerinin bütün dönemlerinde milliyet meselesini yok saydılar ve bunun gereği olan her zulmü yaptılar insanlara. AKP’yi bundan ayırmaya çalışmak gericiliğin karakterini anlamamak demekti ki, Gezi olayları ve artan zulüm ve baskının şiddeti, her renkten yurdum insanına bunu öğretti ve bir araya getirdi. Belki de ve yalnızca bunun için AKP’ye teşekkür etmeliyiz, bize gücümüzü, neler yapabileceğimizi gösterdiler. Aydınlık algının sahibi olan ve bu ülkede ileriye doğru atılmış adımları kavrayan insanları bir yana, hurafeden ve cehaletten ve güçten ve nemadan beslenenleri bir yana biriktirdi. Bu söylediklerimin en açık kanıtıysa hepinizin bildiği o dimdik duruştur şüphesiz... Geldiğim gün genç bir dansçı tek başına ve dimdik durarak ileri, özgür bir hayatı temsil ediyordu Taksim Meydanı’nda. Bir kaç kilometre ötede Kazlıçeşme Meydanı’ndaysa bir “hanım kardeşleri” Televizyon kanallarına şöyle söylüyordu: “Ben Tayyip Erdoğan’ın götünün kılıyım...” Acı ki, yurdum insanını karşı karşıya getiren algı tam da buydu. Birisi demokrasiyi ve özgürlükleri savunmak uğruna tek başına cesaretle duruyor, diğeri olmadık yerlerde kıl olmayı seçiyordu. Önümüzdeki günlerde yurdum insanının seçimi de bu dik duruş ve “kıl” arasındaki seçim olacaktır kuşkusuz, işte bunu unutmamalıyız asla.

Tuğrul Keskin 'ın Son Yazıları