Tuğrul Keskin
Koşulsuz biata, dibine kadar isyan!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:11
Bir kaç haftadır “isyan kültü” üstünden halk hareketlerini yazıyorum ya, sanmayınız ki halkın vicdanına dayanmış bu kirli islamo/faşist silahı görmüyorum. “Başyürüten” önderliğindeki yürütme kadrolarının ülkemizin kalbine saplamaya çalıştığı hançer, yine yurdum insanının kalbindeki direnç ve doğrulukla bertaraf edilecek buna inanıyorum, buna hepimiz inanmalıyız.
Yine de kimi dostları umutsuzluğa düşüren noktalar da yok değil, bunu da gözlüyoruz. Peki bunca alçaklığın gerçek belgeleri ortalığa saçılmışken, nedir dostlarımızı umutsuzluğa düşüren? İşte sorun burada. Yeni, garip, tuhaf, sapkın bir biat türü gelişti yurdumuzda. Ne olursa olsun biat, dibine kadar biat... Anlamlandıramadığımız ve dostlarımızı umutsuzluğa düşüren işte bu.
Nitekim bir zaman önce Mehmet Metiner bunu, insan olanı utandıracak kadar pespaye bir söylemle açığa vurmuştu “Koşulsuz itaatsa itaat, biatsa biat, eğilmekse eğilmek, ölmekse ölmek...”
Sözgelimi ortada ne ses ne görüntü, hiçbir şey yokken, Kabataş’da türbanlı bir kadına, üstü çıplak 100 kadar erkeğin saldırıp, üstüne işedikleri vb. şeklindeki akılalmaz bir yalana inanan insanlar, ses, görüntü, bunları destekleyen eylemler (emniyet, yargı ve kamudaki göreve son vermeler gibi) ortadayken, rüşvet ve yolsuzluğa inanmıyorlar. Üstelik “başyürüten” 40 kanalda birden canlı yayına çıkıp, kayıtları doğrulayan itiraf gibi açıklamalar yapmışken. Haklı olarak aklıselim insan da soruyor “ne oluyor bu ülkeye, nasıl bir ülke oldu burası yahu?...”
Bu durumu anlamak için büyük sözler söylemeye, tarihselin derininden analizler yapmaya gerek yok. Çünkü bilgiye, görgüye, tarihsele ihtiyaç yok. Yürütmenin başı derin bir cehaletten besleniyor. Yeni biatla birlikte oluşan, yeni bir faşizm türü bu. İnsanlık birikimine, literatüre, siyaset kitaplarına, sosyolojik başyapıtlara bakarak bunu anlayamazsınız.
Bu yeni biat faşizmini en iyi akepe İstanbul Milletvekili Metin Külünk anlattı “17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu, günah işleme özgürlüğüne müdahaledir...” İşte başyürüten’i besleyen akıl buradadır. Çünkü burası kara cehaletin, en kara bölgesidir. Ne geleneksel olan inceliklerden, ne de çok okuduklarını bağırıp durdukları Kuran’dan zerre kadar bir şey öğrenmemiş bu insanların, ülke gücünü kontrol etmelerinden kaynaklanan kibirleri... Bu cehalet ve kibir, aynı zamanda yeni islamo/faşizmin de en güçlü dayanağıdır. Anlamak için kendisini zorlayan dostlarım var biliyorum, ama zorlamasınlar, anlayamazlar...
Sözgelimi başyürüten 17 Aralık operasyonunun hemen arkasından “paralar hazineden çıkmadı ki...” dedi. Eğer hazineden çıksaydı rüşvet ve yolsuzluk olurdu demeye getirdi. Başyürüten herşeyi, yaptığını, ettiğini, yediğini, dediğini üstü kapalı/açık söylüyor da, tuhaf bir biçimde biatçılar onun söylediği doğruları bile tersyüz edip, kendi yalanlarına inanıyorlar. Çünkü garip bir mülk anlayışları var. Büyük servetler yapmayı “rızkın onda dokuzu ticarettedir”e yükleyip, bunu da öteki dünyaya havale ederek çözebileceklerini sanıyorlar. Hem başyürütmeci böyle sanıyor, hem de biatçı tosuncuklar.
İyi de yürütmeciler bunca servet yaparken, bu yoksullara ne oluyor peki demeyin. Biatçı islamo/faşizm için para, yeni Tanrı’dır. Bu yeni “Tanrı”yla her şeyi satın alabileceklerini düşünüyorlar. Bir ülke yöneticisinin evinde bir milyar dolar bulundurmasının tek anlamı bu olmalıdır. Biatçı cehaletin mensuplarını satın alıyorlar, neyle yeni “tanrı” olarak sundukları parayla. Para deyince de yanlış anlama olmasın, elbette evlerindeki dolar/avro’yu sıfırlarken, yoksulların payına düşen bir şey olmuyor. Yoksulun payına her zamanki gibi makarna bulgur düşüyor.
Muhafazakar yoksullar, ahlakımı koruyayım derken, daha büyük bir ahlaksızlığın kucağına düştüğünü, bu “dibine kadar biat” teslimiyetçiliğinden ötürü göremiyorlar. Ve yürütmeciler konseyinin ülkenin bağrına saplamaya çalıştığı kara hançerin önüne yatarak, hem kendilerinin ve hem de her inançtan insanın geleceğini kan içinde bırakıyorlar.
Şimdilik en geniş kesimlerle birlikte yaşanan hayasızlığı izliyoruz. Fakat gelecek günler, izlemenin değil hesap sormanın günleri olacak, bunu da hep beraber görüyoruz. Burada diyalektiğin bize öğrettiği bir doğruyu tekrarlayabiliriz artık: Koşulsuz biatla sonsuz faşizm yaratmak isteyenler, dibine kadar isyan görmeye hazır olmalıdırlar.
Not: Aslında bu hafta “Hiyo’daki Asi Çiçek: Bâbek”in 3. ve son yazısını yazacaktım, biliyorsunuz. Fakat bu gidişat içimi acıtıyor. Ondan ötürü Bâbek’i önümüzdeki haftaya bıraktım.