Tuğrul Keskin
İtirazın dili, dilin itirazı
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Turgut Uyar “Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta/ her şey naylondandı o kadar” diyor “Geyikli Gece” şiirinde. Sanki bu günleri sezmişte, gönderme yapıyor kendi zamanından. Her şey gittikçe nasıl da naylonlaşıyor, farkında mısınız? Her şey nasıl da derinlikten yoksun bir hal alıyor. Bunda şüphesiz ki son on yıldaki siyasi yapılanmanın rolü büyük. Çünkü eskilerden gelen çiğ bir dili egemen kılmaya çalışıyorlar. Kendilerine sorsan, kadim kültürleri muhafaza ediyorlar ama doğrusu, 6. 7. 8. yüzyılların dili, yaşama biçimi ve algısı üstünden bir yaşamı meşrulaştırıca, günümüze ait, modern dünyanın gereksindiği bir çok şeyi yaşam dışına itiyorlar. Bunun işlerine geldiği muhakkak, çünkü derinlikli dili yok ettikçe, insanı ve algıyı yönetmek kolaylaşıyor. Yeni kitaplar okutman, yeni yaşam biçimlerini kavratman, “yeni yeni icatlar yaptırman”a gerek kalmıyor. Bundan ötürü ki egemen oldukları bütün medya organlarında, derinlikli, daha da önemlisi itirazı olan duruşları ve sanat pratiklerini ya görmüyor, ya da sözümona naylondan birer habere dönüştürerek, başka mecralara yönlendirmeye çabalıyorlar. Başka mecralardan kastım, elbette kendi düşünüş sistematikleri içinde durmaksızın geriye çağıran, sözde entelektüel katman. (Nasıl oluyorsa artık!)
Ancak, n’aparlarsa yapsınlar, hayat her zaman iki dil üstünden yürür. Bunlardan birincisi ve çok kullanıcısı olan yukarıda sözünü ettiğim sığlığın çiğ dili ise, diğeri insanın öz değerleri dediğimiz, binlerce yıl boyunca işlenip biriktirilmiş, duygusal ve düşünsel değerlerle daha da derinleşip boyutlanarak varlığını sürdüren, insan var oldukça da varlığını sürdürecek olan çok katmanlı dildir. Bu aynı zamanda şiirin de ödünç alarak kullandığı dilden başka bir dil değildir.
Uluslararası kapitalizm ve ülkemizdeki yeni uygulayıcıları, sanatın pek çok alanında uyuşmacı bir “magazin” dilini egemen kılmak için, her derinlikli kavrayışa neredeyse savaş açmış durumdalar... Muhalif olan herşeyle savaşmayı, yok etmeyi kendilerine ilke edinmişler. Sanata, şiire sahip çıkıyor gibi yapıyorlar evet, fakat yönetebilecekleri kadarına sahip çıkıyorlar. Sözgelimi özel tiyatrolar içinden, muhalif, kontrol edemeyeceklerine, yasal hakları olan ödenekleri keyfi olarak vermiyorlar. Kültür bakanı! böyle uygun görebiliyor. Peki hangi oyunlara, kitaplara ödenek aktarın diyor danışmanları? Nacip Fazıl’ın, Said-i Nursi’nin, Mehmet Akif’in, Osmanlı Padişahları’nın hayatlarını anlatan oyunlara, kitaplara, çalışmalara... Yalnızca bu öngörülen çalışmalarla ülkenin entelektüel aurasını, vicdanını, geleceğe taşıyabilir miyiz? Gelecek için bir derinlik oluşturabilir miyiz? Hiç sanmıyorum.
Şöyle geriye yaslanın ve düşünün, bir zamanlar insanlar kendilerini roman kahramanlarıyla özdeşleştirir, iç dünyalarını onların iç dünyalarıyla karşılaştırırdı. Herkes o roman kahramanlarından biriydi hatırlar mısınız? Ve hatırlayın, hepimizin ezberinde pek çok şiir olurdu, çünkü hayatın durmadan şiiri çağırıp çoğalttığı yaşamlarımız vardı. Sonra sinema sanatının kahramanları yaşamlarımızı doldururdu…
Şimdi dizi film konuları ve kahramanlarıyla yatıp kalkmakta pek çok insan. Yaşamsal gerçekliğimizle, dizi film gerçekliği birbirinden ayırt edilemez duruma geldi neredeyse. Pek çok dizideki dil, geleceği tasarlayan değil, yok eden magazin dildir. Elbette bu sözü dizilerdeki emeği küçümsemek için söylemiyorum, kültürel bağlamda ülkeyi taşıdıkları yeri işaretlemek için kullanıyorum ve ekliyorum Bu, insan olma serüvenimizde bir derinleşip genişleme mi, yoksa sığlaşıp yüzeyselleşme midir? Bunu kendilerine sorabilme cesaretine sahip midirler? Her itirazı şiddetle bastırıp, yok eden iktidar erbapları. Hiç emin değilim...
Yukarıda söyledim, altını çiziyorum. Magazin dili yaygın ifade niteliği ile uyuşmacı ve uyuşturucu bir dildir. Fakat sözgelimi şiir, bir itirazın dilidir. Bunun için ki daima hem sistem ve hem de egemenlerle karşı karşıya gelmektedir. İşte bu karşı karşıya geliş, şiirin her zaman itirazdan yana kimliğini canlı tutuyor. Magaziner hayat şiiri manşetlere taşımıyor, taşıyamıyor, neden? Şiirin dili binlerce yıllık acıların ve duyarlıkların derinlikli dilidir ve kapitalizmin o derinlikten her zaman, ödü kopar da ondan.
Şiir doğası gereği derinleşmeyi, bilgeleşmeyi, önemlisi de eşitliği hayatlara çağırır ve savunur. Bu tarafgirlik ve duruş, doğal ki, kapitalizmin magazin aracılığı ile sunduğu yapay dil ve duruş karşısında insandan yana itirazı da beraberinde getirir... Şiir her zaman, olduğu her yerde insandan ve insanın geleceğinden yana durmayı sürdürür.
Octavia Paz “Geleceğin arzu değil de korku uyandırdığı bir çağda, geçmiş silinir, gelecek silikleşir öte yandan şimdiki zaman an halinde keskinleşir: Her üç zaman artık bir buğudan ibarettir. An çatlar ve dağılır” diyor ya, özellikle son on yıldır hayatlarımızı yok etmek üstünden oluşturdukları dil, Gezi’de “an’ı” çatlatmıştı. “Bay Egemen’”in geçen hafta “kızlar ve erkekler” üstünden kurduğu cümleleri, itirazın eşsiz dili karşıladı bir kez daha. Bilmem ki önümüzdeki süreçte zaman yarılır mı? Ve yarılan zamanın içinde kayıp, kendi zamanlarına döner mi bu gericiler, ya da tarihin çöp tenekesinde boş bir yer bulurlar mı kendilerine?