Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tuğrul Keskin

Hiyo Dağı’ndaki asi çiçek: Bâbek (2)

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10

“Dağların öfkesinden geçtik
ödedik harcını sevmenin...

Bir gece gökte yıldız ağlıyordu
uyandım vergiden İsfehan ağlıyordu
dikeni sordum, toprağı sordum
bir uçtan bir uca Azerbaycan ağlıyordu.”*

Evet, tarih Milattan Sonra 800’leri gösteriyordu... Ve Azerbaycan’ın, Arabistan’ın her yanı Abbasi zulmünden kan ağlıyordu. Vergi sistemi öylesine adaletsiz ve vergiler öylesine ağırdı ki halk, ekmeğe muhtaçtı. Fakat her zaman olduğu gibi Abbasi sultanları Bağdat’taki saraylarında, 1001 gece masallarını bire bir yaşıyorlardı. Bu içki ve sefahat öyle bir boyuta ulaşmıştı ki, Nizamülmülk, Bâbek yenilgisinden sonra, Muta’sım’ın sarayındaki gecelerden birini şöyle aktarıyor:

“...Muta’sım, Kadı Yahya Eksem ile şarap meclisinde otururken bir ara kalkıp odasına gitti. Bir müddet sonra çıkıp biraz şarap içti, sonra tekrar bir başka odaya girdi. Biraz sonra yine çıkıp bir miktar daha şarap içerek üçüncü bir odaya girdi. Oradan hamama gidip, gusül abdesti alarak geldi. Seccade isteyerek iki rekât namaz kılıp, tekrar şarap meclisine geldi. Kadı’ya, “Bu kıldığım namazın ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Kadı, “Hayır” dedi. “Bugün Allah’ın bana yağdırdığı nimetlerin şükrünü yerine getirdim.”dedi. Kadı, “Ya Emire’l- müminin, bunların hangi nimetler olduğunu söyler misin?” “Girdiğim üç odada üç ayrı düşmanımın kızlarının kızlıklarını izale ettim (kızlıklarını bozdum). Bunlardan biri Anadolu Kayseri’nin (o dönem Adana Bölgesi’nde ayaklanmış bir halk önderi), ikincisi Maziyar Gebr’in (Bâbek’in ünlü komutanı), diğeri ise Bâbek Ardeşir’in kızları idi...”** Gördüğünüz gibi Sünni İslam’ın halifesi, şarap meclisinden kalkıp, zina ediyor ve namaz kılıp, tekrar şarap meclisinde oturup, Allah’ı konuşuyor.Varın Bâbek dönemindeki zulmün boyutlarını siz hesap edin artık...

İşte bu zalimlerin doymayan iştahlarındaki şiddet, bütün coğrafyaya yöneldi ve nihayet, Bâbek’in ülkesi Azerbaycan’ı da işgal ettiler. Azerbaycan ve daha birçok yörede köylülerin toprağı ve herşeyleri bu işgalci ordularca talan edildi. Beyler, emirler, komutanlar bu yağmalarda daha da zenginleştiler. Bu zalim orduların kılıcından kurtulan köle oluyordu. Bütün egemenlerin sarayları köle ve cariyelerle dolup taşıyordu, nice acılar içindeydi Bâbek’in halkı.
Abbasi İmparatorluğu’nun kurucusu Abdul Abbas kendisine “Alsaffah” yani “Kan Dökücü” lakabını takmıştı. Onu izleyen sultanlar da kan dökücülükte onu hiç aratmadılar. Tarih Abbasilerle birlikte kanı ve zulmü de yazdı her zaman. Sultanlar, halkı bölük bölük tarikatlarda toplayıp parçalıyorlar, kafalarını bin bir hurafeyle dolduruyorlardı. Sesi birazcık yükselenin başına da Allah’ın adaletli kılıcı iniveriyordu. Abbasi sultanları beş yüzyıl boyunca böyle saltanat sürdüler. İşte Bâbek böylesi bir zamanda yaşıyordu. Abbasi İmparatorluğu kurulalı henüz elli yıl bile olmamıştı ama zulmü cilt cilt kitaplar doldurmuştu.

O yüzyıllarda her siyasal oluşum, ancak din içinde kalarak meşruiyet kazanabilirdi. Bundan ötürü ki pek çok siyasal hareket, şu ya da bu biçimde dinsel bir kimlik oluşturmak zorundaydı. Sonuçta komünalist halk tarikatlarının bile dinsel bir söylemi vardı. Modern dünyanın örgütleri gibi olmasa da, halk tarikatları (yol, parti) çok yaygındı. Sultanlar halkı kendi tarikatlarında (egemen Sünni İslam’da) birleştirip, saltanatlarını sürdürmek istiyor, buna karşılık halk da kendi tarikatlarını kurup (çok değişik adlar alan Şii yapılanmalar), haksızlığa ve zulme direniyordu. İşte Babek’in isyan bayrağını birlikte kaldırdığı yoldaşları Hurremdinliler de (geçen hafta söylediğim gibi) kökleri çok eskilere dayanan bir halk tarikatıydı. Zulme ve sömürüye karşı örgütlenmiş bir bölük halk, bir isyan kafilesiydi. Birleşip yoldaş olmuş köylüler, çobanlar, köleler... Bir olup, birlik olup, düşmüşlerdi Bâbek’in ardına.
Bâbek’in ardına düşmüş bu insanlar her renktendi, her inanıştan, her milletten. Azerbaycan’ın her köşesinden gelen civanlar, Ermeniler, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Keldaniler, Orta Asya’nın ve Anadolu’nun şaman erenleri, duymuşlardı zulme baş kaldıranları ve kılıç çalmaya gelmişlerdi mazlumun yanında, zalime karşı.

815 senesinde kış boyunca Mecusi’ler, Batıni’ler, (isyana destek veren halk tarikatları) ve bölük bölük insanlar geldiler Hiyo Dağı’nın doruklarına. Bezz kentinin bir duvarını yedi duvar yaptılar. Ve artık zalimin orduları ulaşamazdı, yıkamazdı yedi duvarını birden Bezz’in. Baharla birlikte, Abbasi sultanı Muta’sım’ın bol yiyecek ve kinle donattığı ordusu, Bezz kentinin birinci duvarının önünde durdu. Başlıkları tunç, zırhları demir, kılıçları iki su çelikten, acımasız zalim bir ordu, yıkmaya gelmişti Bezz’in yedi duvarını...
***

*Babek Bir İsyan adlı kitabımdan. Everest Yayınları.
**Nizamülmülk, Siyasetname syf. 254, Dergah Yayınları.
*** Devamı haftaya...

Tuğrul Keskin 'ın Son Yazıları