Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tuğrul Keskin

Hiyo Dağı’ndaki asi çiçek: Bâbek (1)

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10

“Biz Hurremileriz oğul
yaralı ceylanlarız, dağlardan geliriz
ve yoktur birbirimizden gayrımız
ateşe inanırdık, kul olmadık hiç sultana.”*

Dağları mesken tutmuş ve sultanlara hiç kulluk etmemiş, çoğu, önceki isyanlarda yenilmiş insanların torunlarından oluşan bu dağlılara “Hurremdinliler” denirdi. Haksızlığa ve zulme boyun eğmemek, neredeyse doğuştan getirdikleri bir erdemdi. Mazdeki/Hurremilerin yenilgisinden yaklaşık üç yüzyıl sonra tarih sahnesine çıkmaşlardı (800’ler). Fakat onlar her zaman dağların yüce doruklarında vaktin gelmesini, eşitliğin çağırmasını, acının bitmesini isteyerek bilenenlerdi. Başlarında büyük bir devrimci Cavidan Şehrek vardı.

Zalimlerin kitapları neyi yazarsa yazsın, halkın belleği kendisinden yana duranları asla unutmazdı ve unutmadı. Dağların kuytuluk boğazlarında, mağaralarda, kendilerinden önce kıyam edip ölen devrimcilerin mirasını tartışıp sahiplendiler. Bu ezilen halk tarikatının mensupları, vakit ne zaman yetiştiyse, o zaman kavga meydanında yerlerini aldılar ve zalime kılıç çaldılar.

İşte dokuzuncu yüzyılın başlarında, Hiyo Dağları’nın (İran Azerbaycanı) doruklarında açan bu asi dağ çiçeğinin adı, Bâbek’ti. Hayatına ilişkin öyle çok söylentiler var ki... Hakim gerici sınıflar, O’nu aşağılayacaklarını sanarak bir dilencinin gayrı meşru çocuğu olduğu yalanını yaydılar yüzlerce yıldır. Fakat gerçekte babası, birkaç baş hayvanından elde ettiği yağı sırtında satarak geçimini sağlayan İranlı bir Azeri idi ve adı Abdullah’tı. Bir gün Sabelan Dağları’ndan geçerken eşkiyalarca öldürüldü ve annesi süt annelik yaparak büyüttü Bâbek’i. Yani yoksul bir halk çocuğuydu Bâbek. Cavidan Şehrek’le karşılaşması, ondan sonraki yaşamını, mazlum halkların yaşantısıyla ortak hale getirecekti.

Bazen n’aparsanız yapın, hayatın akışını durduramazsınız. İşte Bâbek ile Cavidan’ın karşılaşması da böylesi hallerdendir. Ünlü vakanüvislerden Vagid, bu iki devrimcinin karşılaşmasına ilişkin diyor ki: “... Bir gün Cavidan Hiyo Dağları’na dönerken, Mimed Bölgesi’nde kar ve tipiden mahsur kaldı ve Babek’in annesinin evinde konakladı. O yıllar 18 yaşında olan ve sığır çobanlığı yapan Babek’le yaptığı sohbetlerde, onun zeki, becerikli bir genç olduğunu gördü. İran diline hakimdi ve içinde bir ateş yanıyordu bu gencin. O’nu annesinden alarak Bezz Kenti’ne götürdü...”

Bâbek’in bu tarihten sonraki hayatı, halkların engin mücadele tarihinin bir parçası olarak gelişecekti. Bâbek bu tarihten başlayarak, içinde yanan ateşi zalimlerin sarayına, alçakların sofrasına fırlatacaktı ki öyle de yaptı.

Fedaayiin, Mazdek ve Hürrem Binti Kade’yi yazarken söylemiştim, bu büyük devrimcilerin hayatlarına ilişkin bilgilerin ne kadar az olduğunu. Elbette bu gerçek Bâbek için de böyle. Hayatına ilişkin kalem oynatmış onlarca vakanüvisten öğrenebildiklerimiz çok sınırlı. Büyük kısmı küfürden oluşan bu satırların içlerine girerek öğrendiğim en kıymetli şey, Bâbek’in, tarihin gördüğü en büyük devrimcilerden biri olduğu gerçeğidir. O’nu çok büyük yapan ve kendisinden önceki isyancı/devrimcilerden ayıran temel özelik, Bâbek ayaklanmasının, tarihteki ilk materyalist ayaklanma olmasıdır. Evet, Bâbek materyalist bir isyancıdır. Bâbek İsyanı din temelli bir isyan değildir. Siyasal talepleri herşeyin önündedir ve bu taleplerin en başında da mutlak eşitlik ilkesi gelmektedir.

Şeyh Cavidan’la geceler, gündüzler boyunca yaptıkları sohbetlerde, Babek, Mazdek’i öğrendi önce. O’nun eşitliğe çağıran öğretisi genç kalbinde büyük ateşler yaktı. “Herkes dünya nimetlerinden ihtiyacı kadarını almalı, bütün insanların durumu muhakkak eşit olmalı”ydı, böyle öğretti Şeyh Cavidan O’na... Sonra ölen yüzlerce devrimcinin hayatlarını öğrendi. Kalbi göğüs kafesini parçalayacak kadar hızlı çarpıyordu, artık savaş meydanlarında zalimle vuruşmak istiyordu. Öyle de oldu. Bir büyük savaşa çıktılar ve acı ki Şeyh Cavidan-ı Şehrek, o savaşta aldığı yarayla hayatını kaybetti. Büyük devrimcinin ölümünün ardından “Hurremdinliler” sarsıldı, fakat Bâbek’in önderliğinde yeniden, kızıl börklerini giyip, kızıl elbiselerini sarınıp, kızıl bayraklarını açarak, zalim ordularının karşısına çıktılar. İlk savaşlarında Abbasi Devleti’nin binlerce askerden oluşan ordusunu yendiler. Aynı yıl, Hiyo Dağı’nın doruklarında bir kale kent inşaa ettiler, Bezz adında. 800’leri gösteriyordu zaman... Yerimiz bitti, haftaya Bâbek’i anlatmayı sürdüreceğiz.

*Everest Yayınları’ndan çıkan “Babek Bir İsyan” adlı kitabımdan.

Tuğrul Keskin 'ın Son Yazıları