Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Tuğrul Keskin

Hem yazıp hem okuyamadık bir türlü

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00

Uzunca bir zamandır paylaşmak istediğim fakat gündemin yoğunluğundan paylaşmaya zaman bulamadığım bir bilgi yumağı var elimde. "Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu". Gelin bu hafta bu rapordan bilgiler aktarayım sizlere ve iki mum yakıp derdimize yanalım... Kulağıma bir ses geldi sanki "hangisine..." bu yanacağımız dert hepsinin kaynağı kanımca. Efendim herkes her zaman şikayetçidir ya bu insanlar okumuyor, n'olacak bu memleketin hali diye, işte o hali konuşalım ve neden bu hallerdeyize bir çengel atmış olalım... Ve bir kez daha "%50"deki "cahil cesareti"nin nereden geldiğini düşünelim...

Bu İnsani Gelişim Raporu'dan öğreniyoruz ki bizim insanımız ortalama 10 yılda bir kitap okuyor. Yani 80 yaşına gelmiş bir insan 6-7 kitap okumuş oluyor ömrünün sonuna dek, takdir edersiniz ki bu kitapların içinde ders kitapları da mevcut. 2012 bilgilerine göre Türkiye‘de toplam 45 çocuk kütüphanesi, 14 yazma eser ve 55 gezici kütüphane olmak üzere toplam1152 kütüphane var. Buna karşılık Almanya‘da 10.531, İngiltere‘de 4.620, İspanya‘da 5.209 kütüphane bulunuyor. Üstüne üstlük bizim kütüphanelerin 52’si çeşitli nedenlerle kapalı.

Baştan belirmeliyim ki AB ülkelerinde yıllık kitap harcaması ortalama 500 dolar iken, Türkiye'de 2 dolar (elbette ders kitapları dahil).

Türkiye’deki 1152 kütüphanede toplam 13 milyon kitap bulunuyor. Buna karşılık, Bulgaristan‘da 46 milyon, Rusya'da 739 milyon, Almanya‘daki kütüphanelerde 104 milyon kitap mevcut.

Türkiye‘de kütüphanelere kayıtlı üye sayısı 493 bin 500 iken, İran‘da 7 milyon, Fransa'da 16 milyon, İngiltere‘de 35 milyon kütüphane üyesi bulunuyor.

Almanya‘da 7 bin 500 kişiye 1 kütüphane düşerken, Türkiye‘de 68 bin 500 kişiye 1 halk kütüphanesi düşmekte.

Almanya‘da halk kütüphanelerinde çalışan kütüphaneci sayısı 8 bin 337, Fransa‘da 7 bin 88, İngiltere‘de 6 bin 978, İspanya‘da 3 bin 794, Türkiye‘de sadece 333 kişidir.

Japonya‘da toplumun yüzde 14 ü, Amerika`da yüzde 12 si, İngiltere ve Fransa‘da yüzde 21 i düzenli kitap okurken, inanması güç ama bizde on binde 4 kişi kitap okuyor.

Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor.

Bu rapora göre, Türkiye kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin gerisinde kalmış durumda. Okuma alışkanlığında, aralarında Uganda, Tanzanya gibi ülkelerin de bulunduğu 173 ülke sıralamasında 86 ncı sırada yer alıyoruz...

Bir yılda, ders kitapları hariç Amerika'da 72 bin, Almanya'da 65 bin, Brezilya'da 13 bin, Türkiye'de ise 6 bin 31 kitap yayımlanıyor.

İnsani Gelişim Raporu'nda öğrencilerin ders kitaplarından başka kitap okumadıkları, hatta ders kitabı bile okumadıkları belirtiliyor. Okunan kitapların pek çoğu da dinci kimi kurumların bastığı ve içi tamamen hurafelerle dolu, akıl ve bilim dışı "mecmualar"dan ibaret. Büyük oranda ücretsiz dağıtılan bu adı sanı bilinmedik kendinden menkul "yazar"ların kitapları da sanırım "on binde dört" okuma oranımız içinde...

Bu yazdığımı geçenlerde bir dostumun söylediklerine dayandırıyorum. Bu dostum şu an en etkili dergilerden ikisinin editörü ve en eski yayınevlerinden birinin de genel yayın yönetmenidir. İsrail'e bir etkinlik için gitmiş ve orada dinci, daha doğrusu "cemaatin" amiral gemisi yayın kurumlarından birinin genel müdürü ile sohbet olanağı bulmuş. Genel müdür Türkiye'de (satış bağlamında) ilk dörtteki yayınevlerinin toplam kitap basımından ve birincinin baskı sayısından söz etmiş. Dostum, "çok şaşırdım" diyor çünkü birinci ile dördüncü arasındaki fark yüzde doksan gibi tuhaf bir fark imiş. Sözgelimi bu kitapları basan dinci kuruluşun bir yılda basıp dağıttığı kitap sayısı beş milyon iken, ikinci sıradaki iki milyon, üçüncü sıradaki dört yüz bin ve dördüncü sıradaki yüz elli bin gibi... Elbette ilk üç yayınevinin bastığı ve milyon satan yazarları 40 yıllık yayıncı olmasına karşın hiçbir biçimde tanımadığını söylüyor dostum. Önemlisi bu dört yayınevinden yalnızca dördüncü sıradakinin bastıkları okunabilir, bilimsel temele dayalı, dünya edebiyatının parçası kitaplar imiş. Bizim bildiğimiz pekçok büyük yayınevi sıralamada bile yoklar mış... İşte kitapla ilişkisi bu seviyede olan bir insan gurubuyuz artık . Toplumun geniş kesimleri okumayınca yahut gerçekten edebiyat ve bilim metinlerini okumayınca doğal ki bu ünlü "hülooooo"ların, zorla tutulan "%50"yi oluşturduğu bir ülke tablosu çıkıyor karşımıza. Hal böyle olunca neyi yazıp, neyi söylersek söyleyelim, kendimize yazıp kendimize söylemiş oluyoruz. Bunu aşmanın bir yöntemi olarak muhalif her gazeteyi, kendi okuru dışındakilere okutmak için, her yolu denemeliyiz. Şu an bu yazıyı okuyan okur, iki soL fazla al ve önüne çıkan yurttaşa ver... Ben bugünden itibaren böyle yapacağım. Siz de yeni yöntemler bulun ve bulduklarınızı bu köşeye yazın ki paylaşalım. Bulduğunuz her yeni buluşma yönteminin karanlık geçilirken mum olacağını da asla unutmayın...

Tuğrul Keskin 'ın Son Yazıları