Tuğrul Keskin
Çare...sizlik
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
İnsana ilişkin bunca duygular arasında, kendini çaresiz hissetmekten daha yıkıcı bir duygu var mıdır acaba? Bütün alanlarda ama hem özel yaşam, hem de ülkeye ilişkin gündem söz konusu olunca.
Çaresizlik nasıl bunaltıcı, küçültücü bir ruh halidir bilirsiniz. Gerçekten elden gelmeyenler vardır, insanın dışında, insanı aşan şeyler gibi. Fakat bir de dayatılan çaresizlik var ki Türkiye toplumu her zaman, özellikle şimdilerde dayatılmış olanın kıskacında boğuluyor. Hayatın neredeyse her alanında çaresizlik dayatılıyor. Bu çok zaman iktidar organlarınca bilinçli bir dayatma, bazense insanların kendileri üstünden yürüttükleri bir psikolojik çıkarsama olarak açığa çıkıyor. Ama üstünde durulması gereken asıl çaresizlik, verili olan, yani öğretilmiş çaresizlik galiba. Çünkü iktidarlar her zaman tek tek insanları “çaresiz”mişler gibi bunaltarak, yapıyorlar asıl yapacaklarını. İnsan toplumsal düzlemde ne zaman çaresiz hisseder kendisini? “Ne kadar da azmışız, biz bu güçle hiç bir şey yapamayız” diye düşünmeye başlayınca. Oysa milyonlarca insan aynı şeyi düşünür. “Biz hiç bir şey yapamayız...” Sonuçta tek başına kalmayı sürdürürler (se) olacağı elbette “hiç bir şey yapamamaktır.” Çünkü iktidarın organları da her güç gösterisinde bunu söylerler. “Siz bir şey yapamazsınız, güç bizde, söz gelimi %50...” Bu algıyı oluşturma isteklerinin temelinde, elbette “Öğretilmiş Çaresizliği” güçlendirmek yatmaktadır.
Öğretilmiş Çaresizlik: Kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir. Türk insanı daha küçücük yaşlarında bunu aile yahut çevresinden öğrenir zaten. Pek çok babanın “icat çıkarma” sözü en çok da bu duygunun gelişmesi içindir sanki. Evlerde korku abidesi gibi dolaşan abiler bu çaresizliği çok zaman örgütlemiş olurlar. Tabii Doğu toplumlarında bir de yanlış öğretilmiş din olgusu var ki dünyaya ilişkin çaresizliğin kaynağı gibidir. Her şeyi Tanrı’nın bildiği, kulların ancak itaat ettiği bir düzen, en başında çaresizleştirir zaten insanı. Şimdilerde ülkemizde olduğu gibi.
İki uçlu bir yanılsama bizimkisi. Birincisi Tanrı merkezli algıya sahip olanlar açısından. Kendi hayatları da dahil, her şeyi Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri yönlendirdiği için, kendi özgür iradelerini ne oy kullanırken, ne de ülkedeki bir sorunu düşünürken ortaya koyamazlar. O yönlendiricilerin telkin yahut uyarıları hem kişisel olanlarını ve hem de toplumsal olanlarını temelden belirler. Sonuçsa ortaçağa doğru yol aldığımız bu memleket tablosu ve cehli cühela bir yönetim kadrosu. İkinci uç ise, bu kötü gidişatı en derinden algılayan, gören ve fakat (daha geniş kesimler açısından) “bunlar çok güçlüler ne yaparsak yapalım olmuyor” diye düşünen, aydınlık kesimler. Oysa olumsuz düşünen insanlar öyle çoklar ki. Her şeyi başarabilcek güçteler. Gezi’yle başlayan eylem günlerini unuttunuz mu? Şimdi durulmuş gibi duran sokaklarda haksız, mesnetsiz operasyonlar var. Kızlı oğlanlı gençlerimizin kaldıkları evler basılmakta, denetim adı altında. Bu baskıların yeni bir çaresizlik dayatmasına izin vermemeliyiz. Kalplerimizi eriten, içimizdeki ateşin sönmesine de izin vermemeliyiz...
Gericiliğin bizlere dayattığı duvar, sanılandan çok daha alçaktır. Bunu sarsıcı bir biçimde görmeye başladık yeniden pek çok eylemde. Birleşen ellerimiz, bizleri o duvarın üstünden geleceğe rahatlıkla fırlatabilecek güçtedir artık, buna bütün kalbimizle inanmalıyız. Özgür yaşamamızın da, özgür sanat yapabilmemizin de ön koşulu o alçacık duvarı aşmaktır. Ancak o zaman hep görmek istediğimiz güzel ve ışıklı günlerin kapısını aralayabiliriz. Herkes kendi duvarını aşsın, göreceksiniz ki o kapı açık ve sizleri beklemektedir. Salı günü (ya da günleri) bu inancımızı bir kez daha yenileme günü olsun (mu), ne dersiniz? Bugünden başlayarak her tür çaresizlikle yeniden kavgaya var mısınız...? Hem ne demişti Ataol Behramoğlu bir zaman önce yayınladığı “Yunus Gibi” adlı şiirin sonunda: “Sesime kulak ver gülüm/ Tutsaklığa yeğdir ölüm/ Nerde varsa böyle zulüm/ Çaresi isyan olmuştur.”