Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Aydın

Orhan Aydın

Ya erdemli olacağız ya da…

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:51 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:51

İki hafta üst üste dillendirdiğim ‘Aptal kutusunun kahramanları’ alandan çok az yanıt buldu.

Oyuncular ve tüm diğer yaratıcılardan yükselen cılız ses, ‘evet doğru ama ne yapabiliriz’ diye somutlanabilir.

İsyan edenler ise daha fazla.

Neredeyse posaları çıkana kadar üzüm gibi sıkılanların ‘ne yapabiliriz’ demeleri büyük bir boşluğun içinde olduğumuzun belirtisi değil ise nedir?

İki örgüt, Oyuncular Sendikası ve Sinema Emekçileri Sendikası ise suskunlar.

Haklıdırlar diyemeyeceğim.

Çünkü yapılacak çok şey var.

Bunlardan ilki, Televizyon ve Sinema yaratı alanlarının anayasal tanımı için ortak akıl birliği yaratmaktır.

Yapılan işin, hem mevcut Anayasa’da hem öncekilerde bir karşılığı olmadığını bilenlerin, her tür tartışmayı bir köşeye fırlatıp ortaklaşmaları ve önce bu duvarı aşmaları gerekmez mi?

Yakın zamanlara kadar çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde hiçbir yol alınamamıştır.

Yapımcılar durumundaki şirketlerle, yayıncı kuruluşların istekleri öncelik kazanmış ve sonuç olarak sistemin yürütücüleri sömürü çarkının daha da kolay işlemesi için tüm yaratıcıları kıskaç altına almayı becermişlerdir.

Öyle ki, halen her hafta, 120 dakika çekilen dizilerin köleleri olarak varız!

Yapılması gerekenlerin en acil olanı ise; ‘dizi sektörü’ denen bu piyasada çalışan tüm yaratıcıların toplantısını gerçekleştirip, bir ortaklaşma hattı örmektir.

Yoksa yuvarlandığımız çukurdan asla çıkamayacağız.

Biliyoruz ki, kulluğu kabul edenler kölelik koşullarından şikâyet hakkına sahip olmazlar!

Bir kere yarım ağızla bile ‘evet’ deyip susup işine bakmaya devam ettin mi sonu gelmez bir sömürünün parçası oluverirsin.

Şu an yaşanılan bu değil midir?

Susa susa; eğitimden sağlığa, hayatın her alanındaki iş yaşamına kadar gericiliğin yutmaya çalıştığı, yoksullaştırılmış bir ülkeyiz.

Aydınlamacılık asıl özelliği olan ve bunun için akıl zenginliği yaratarak, hayatı yaşanır kılmak adına üretmesi beklenen sanat alanlarının, bu denli kolay teslim olması acıdır, şaşırtıcıdır.

Hem kendi haklarının gasp edilmesine razı geleceksin, hem ülke insanlığının önüne set kurarak iç etmeye çalışan gericiliğin beslendiği kaynaklardan biri olacaksın.

Bu erdem olmasa gerek.

Dahası, kendi kendine ve yaptığın işin ülkeye sıçrattığı pisliğe yabancılaşarak, aydınlama ateşini elinde tuttuğunu söyleyip ‘sanatçıyım’ diye böbürleneceksin!

Tuhaf değil mi?

Yanıtlanması gerekir; din ve paranın esiri olmuş, talan ve yalanın izdüşümü bir akıldan ülkesine ne fayda gelmiş, ne kazanmışız üç-beş kuruşluk kanlı paranın dışında?

Birlikte düşünelim.

Dünden devraldığımız, sanatın devrimci gücüne sarılıp ülkeyi talan edenlerin suratlarına ‘hayır’ demek midir onurlu olan, yoksa tapınarak günümüzü gün etmek gibi sıradanlaşıp, basitleşip çöp olmak mıdır?

İnanın fazla vaktimiz yok.

Ülke çürüdü ve bu çürümenin bir parçası olmak utançtır.

[email protected].

Orhan Aydın 'ın Son Yazıları