Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Aydın

Orhan Aydın

Düttürü Dünya…

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:35 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:35

Bütün bir ülkenin üstüne taşıp gelen bir beter saldırganlık, giderek aklımızı başımızdan alıyor.

Kirliliğin adı Televizyon. Oradan saçılanlar, nerede ne zaman üstümüze sıçrayacak farkına varamaz oluyoruz.

Aynı odaklardan salgılanan düzeysizlik ülke toplum ve Dünya gerçeklerinden uzak, yeni bir insan yaratmanın cengine soyunmuş durumda!

Hep aynı içerikli ve birbirlerinin benzeri haberler, aynı içerikli programlar, aynı içerikli diziler, TV filmleri.

Tartışma programlarında bile aynı isimler var. İnsanlara neler söyleyecekleri deklere edilmiş gibi. Aynı kafesin içinde ortaklaşmış bir papağanlıktır sürüp gidiyor.

Ancak şu dizi meselesinin galiba artık çivisi çıktı. Daha önce yazmıştım. Bu satırların okurları bilirler, bu alandaki emek sömürüsü yeni asalakların türemesine ve sıradanlığın giderek çoğalmasına sebep olmuştur.

Taşeron yapımcılar, çek-senet kırdırarak iş yapıyorlar yani bir yandan ülkenin en karanlık ilişkiler ağının olduğu dünya ile iş birliği yapıyorlar.

Çalışanların ücretleri ödenmiyor. Sigortaları hiç ödenmiyor. Sendikal hakları ise utanılacak durumda. Sendika var, yetkisi yok.

Bu arada, her TV kanalının birden fazla Alemdar'ı, birden fazla Nazlı'sı, Ayşe'si var.

Bunların yazarları ha Ali olmuş, ha Veli, ha Hasan olmuş, ha Hüseyin. Ne fark eder?

Hepsinin kalem oynattıkları mesele aynı. Nerden mi belli. Bakın şu dizilerin içeriklerine anlarsınız. Hele adı şeriat propagandası yapmakla anılan kanallara bir bakın ne anlatmak istediğimi daha iyi algılarsınız. Bu arada şaşakalacaksınız, çün ki sayıları öyle üç-beş filan değil, onlarca. Geceli gündüzlü okunan kuran seanslarından vakit buldukça aydınlanmaya, çağdaşlığa ve sanata saldırılıyor.

Dizilere gelince kılıç kuşanıp tespih çekenini mi istersin, mehter marşı eşliğinde ileri - geri arş edenini mi ?

Yoksa cami avlularından, minare gölgelerinden salyalar saçarak ölüm fetvaları verenini mi ?

Peki sırça köşklerden canlı yayınlarla kanlı aşk hikayeleri kusan, o umursamaz yaşamlara ne demeli?

Aşkların satın alındığı, insan hayatlarının bir namlunun ucunda gezindiği, ağızdan çıkan sözcüklerin ayet kabul edildiği, mini mini hanımların çıtı pıtı beylerin, ağaların paşaların, sarmaş dolaş ülke kurtarmaya soyunmalarına ne demeli ?

Birde çalgılı, çengili bir düttürü dünya çılgınlığı var ki sormayın.

Sabahın seher vakitlerinde başlayan düzeysizlik, insanlığı kuşatmış durumda. Bu günlerde, kocasız kalan kadınlar ya da kadınsız kalan kocalar, TV aracılığı ile "evlendiriliyor" hem de itina ile.
Bunlarında yazılmış ve kurgulanmış birer senaryo olduğunu biliyor musunuz?

O sabah programındaki katılımcıların, çalışanların sırtındaki asalak durumunda olan figürasyon şirketlerinden kiralanan emekli, işsiz ve yoksul insanlar olduğunu ve onlara program başına söz verilen üç kuruş paraların bile ödenmediğini biliyor musunuz?

Öyküler o kadar karmaşık ki, adeta kara birer yumak. Çık içinden çıkabilirsen. Çark dönüyor.

Ayrıca şimdi kızacaklar, hatta iftira atıyor diyecekler ama söyleyeyim, dizilerin bir çoğunun hikayesi, hırsızlama hikayedir.

Hem de Edebiyatımızın seçkin kalemlerinin, seçkin eserlerinden hırsızlık yapılmıştır. Olmadı eski film senaryolarıdır adres. Bu bile başlı başına bir utanmazlık değil midir?

Elinizde kumanda ile gezinince göreceksiniz, her biri yeni yalanlar söylemeye, söyletmeye uygunluk üstüne kurgulanıyor.

Kimilerinde son model arabalar, kimilerinde çıplak çıtırlar, bol bol kutu kutu paralar, yalanlar ve de dolanlar.

Nasıl olsa biri olmaz ise, bir diğeri "tutar".

Olmadı yapacakların bellidir. Kesinlikle, yaraları kaşımayı öğrenmelisin!

Hem, kana susamış, kadına susamış, paraya susamış, şöhrete susamış, kavgaya susamış, medeniyete susamış bir toplum değil miyiz?

Ecdatlarının ardından, sarıklı atalarının izinde, dört nala zenginliğe koşmuyor mu bu "asil millet"?

Senin, "Türk ve Müslüman" olmaktan başka neyin var?.

Gözünü aç ve gereğini yap. Bu büyük milletin sana ihtiyacı var.

Birbirlerinin sırtlarına basarak patronların gözüne girmek nasıl olur iyice belletmelisin.

Nasıl kolay para kazanılır anlatmalısın.

Hem de en kolay yoldan anlatmalısın.

Mesela, nasıl kazık atılırı anlat yeter.

Nasıl olsa bu millet birbirini kazıklamayı seviyor.

Sonra, nasıl silah kullanılırı göstermelisin. Alından vurup yere sermeyi de, kalbine bıçak saplayıp kanlar içinde bırakmayı da, toplu infazları da, ateşe verip insan yakmayı da.

Göstermelisin ki, atalarının ruhu rahat etsin.

Milletin cenk'e hazır olmalı.

Ya, yeni Maraşlara, Çorumlara, Yozgatlara, Sivaslara ihtiyaç günü gelirse!

Aman ha elden bırakmamalı dini-imanı birde silahı.

Fabrikada lazım olur, üniversitede lazım olur, meydanlarda lazım olur.

Ev basarsın, sokak kuşatırsın, kahve kurşunlarsın, otomobil tararsın, bakarsın günü gelir infaz'a gönderilirsin.

Baksana sağın solun, önün arkan "vatan haini, gomonist" kaynıyor.
Ola ki yarın sana verildi görev, hazır olmalısın.
Kutsal ülkülerle, besmele çekip koyulmalısın yola.
Bir elinde silahın, diğerinde hilalli bayrağın, dilinde minareler boyu fetih marşları.
Hayda bre kim tutar seni.
Şu silah'ı ezan ile özdeşleştirmelisin ki bu toplum seni haklı bulsun.
Aman ha dikkat et. Sözünü cami avlusundan söyle ki, imanlı olsun.

Acıyı hamasetle işle, "canı yanmayı öğrensin bu millet", "bak neler oluyor Amerika da, Avrupa da", "medeni ol lan". "Öküzün altında, buzağı" ararsan çekerim kulağını.
Sana ne savaştan, barıştan. Sana ne insan olmaktan, erdemli davranmaktan, onurlu olmaktan. Sana ne doğadan, çevreden, haktan- hukuktan.

Sana ne !
Görmüyor musun halk yoksul, işsiz ve aç.
Ne verirsen onu alır. Akıllı ol, köşeyi dön. Mutlu ol.
Sana ne ondan bundan.
Sana ne bağımsızlıktan, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten, kültürden, sanattan.

Sen bu vatanın evladısın. Borcunu öde.
Başka türlü, "Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman" olamazsın.

[email protected]

Orhan Aydın 'ın Son Yazıları