Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Onur Güngör

Zombi istilasında müzik

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

Sanırım bilgisayarla ilk tanışmam, babamın yöneticilik yaptığı Tabip Odası’nda oldu.

Çocuk aklım için siyah beyaz da olsa hareket eden harfler ve benimle iletişim kuran bir makine yeterince ilginçti ama babam için bilgisayarın işlevi başkaydı. Ona göre bilgisayar birçok işi kolaylaştıracak, Tabip Odası’nın kayıtları artık bilgisayarla tutulacaktı. Gerçi yasal zorunluluk üzerine hâlâ kayıt defterlerinin tutulması gerekiyordu ama bu sadece bir teferruattı. DBase adlı artık ölmüş veritabanı yazılımını “programlamayı” öğrenmiş olması gerçekten de birçok şeyi değiştirdi. Şimdiki gibi “tek tıkla” olmasa da “birkaç klavye hareketiyle” üye listesine ulaşabiliyor, istediğiniz değişikliği yapabiliyordunuz. “Akıllıca” yazdığım komutların yaptıklarını görmek ise tüm hayatımı değiştirdi.

Tabip Odası’ndaki veritabanından sonra bir yapı kooperatifinin aidat ödemelerini takip etmek için Excel’i kullanmaya başlamıştık. Düşünüyorum da kendi çapımızda büyük adımlar atan bilişim çağının taşra ofisiymişiz. Aidatını ödeyen, ödemeyen veya geciken üyelerin satırları arka planları griye boyanarak işaretleniyor, aldığımız çok sayıda yazıcı çıktısı üyelere postalanıyordu.

Bir süre sonra, işi Tabip Odası’nın bültenini yayıncılık için özelleştirilmiş bir editör ile hazırlamaya kadar vardırmıştık.

İşler iyi gidiyor ve sanki bilgisayarlar bize sorun çıkarmadan her işimizi görüyor, gelecekte gerçekten de rahat bir yaşam bizi bekliyordu. Belki de bilgisayarlar bizim kadar akıllanacak ve gerekli tüm işleri bizim için yapacaktı. Gerçi Terminatör’de anlatılanların gerçek olma ihtimali de vardı ama bu tatlı hayata, yani bilgisayarların istediğim gibi çalışmasına oldukça alışmıştım.

Neyse ki, bu garip halim çok uzun sürmedi. Bir gün nüfus dairesinde kayıt yenileme gibi basit bir iş görmemiz gerekiyordu. Kütüğü başka bir ilde olan bir kişinin işleminin yapılması için diğer ildeki müdürlükle iletişim kurmaları gerekiyormuş. Eskiden olsa, faks çekilip beklenecek, belli bir süre sonra yanıt gelecek ve işlem onaylanmış olacaktı. Sağ olsunlar, bu işi yapacak bir elektronik sistem kurmayı akıl etmişler. Etmişler etmesine ama sistem çöktüğünde ne yapılacağını hiç düşünmemişler. Şans bu ya, bizim işlem işte böyle bir sistem çöküntüsüne denk geldi. Şubedeki hiçbir memur eski usülü kullanmak istemiyor, ısrarla sistemin çalışması gerektiğini söylüyordu. Sonuçta tüm gün beklememiz gerekti. O gün, tüm Türkiye aklıyla rezil oluyordu. Akla ilk gelen haliyle olmasa da “makinelerin kölesi” olmuştuk. Terminatör’den de önce, ilk defa Türkiye’de.

Uzun yıllar önce yaşanan bu hikaye artık pek o kadar da sık tekrarlamasa da, daha büyük sorunlar bizi bekliyor olabilir. Örneğin, her gün giderek artan sayıda insan, sadece dijital ortamda müzik dinlemeye başlıyor. Plak artık sadece gerçek müzikseverlerin kullandığı bir ortam oldu bile. Asıl korkutucu olan şey, CD veya MP3’ü de bir kenara bırakıp sadece internet üzerinden müzik dinlemeye başlamamız. Bu hem internetsiz ortamlarda müziksizlik hem de bu hizmeti sunanların insafına kalmak demek.

Birincisi, şirketler uygun gördükleri veya kârlılığın azaldığı zaman bu hizmeti ücretsiz vermemeye başlayabilirler. Bu, sorunun ciddi ve gerçek yönü.
İkincisiyse ve belki en çok korktuğum şey bu müzik hizmetlerine çok alışmamız ve artık sabit disklerimizde hiçbir müzik dosyasının kalmamasını takip eden ani bir zombi istilası sırasında müziksiz kalmak.

Absürd ama gerçek.

Onur Güngör 'ın Son Yazıları