Onur Güngör
Sosyal medya halkın medyası olabilir mi?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Birçokları tarafından çağımız internet çağı olarak tanımlanıyor. Haksız değiller. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece 10 yıl öncesine dönmemiz yeterli. Bugünle karşılaştırıldığında çoğumuzun yanında tam teşekküllü bir bilgisayar taşıyor olması bile büyük bir değişim sayılır. İlerleme olmasa bile büyük bir değişim.
Bu değişim, toplumun işleyişi için hareket halinde olan tüm mekanizmaları etkileyerek 21. yüzyılın emekçisine yeni bir yaşam biçimi tarif etmiştir.
Bu yaşam biçiminde, sabah kalkmak için guguklu saatinizi değil, cep telefonunuzu kullanırsınız. Otobüs beklerken, otobüse yürürken, otobüste sıkış tıkış yolculuk ederken cep telefonunuzla vakit geçirir, başka bir otobüste sıkış tıkış yolculuk etmekte olan sevgilinize mesaj gönderip sıkıntınızı paylaşabilirsiniz. Otobüs içindekilerle göz göze gelip sohbet etmek mi? O eskide kaldı.
Bu yaşam biçiminde, işyerinde yoğun bir tempoda çalışırken bir yandan video sitelerinden gemi yapıcılığı veya yeni yemek tarifleri öğrenebilir, akşam da bu yemeği hazırlarken abonesi olduğunuz film sitesinden bir film izleyebilirsiniz.
Yemekten sonra kanepede uzanırken tablet bilgisayarınızdaki bir uygulamayla da dünyanın kimbilir neresinde yaşayan ‘xyz’ rumuzlu kişiye Türkçe öğretmek karşılığında siz de İngilizce öğrenebilirsiniz.
Eğer bu kadar çalışkan hissetmiyorsanız, favori sosyal ağ sitenize girerek boş boş bakınabilir, veya kendinizi geveze hissediyorsanız arkadaşlarınıza mesajlar bırakabilir, ‘neredeyse yanınızdaymışlarcasına’ sohbet edebilirsiniz. Tabii bilgisayarınızdan (veya herhangi başka bir cihazınızdan) dinlediğiniz tüm müzik parçalarını arkadaşlarınıza duyuran internet hizmetlerini de atlamamak gerek.
Tüm bunları artık sıkıcı bulan, ‘yıllardır aslında pek de yeni bir şey yok’ diye düşünenlerdenseniz, oynayacağınız yeni oyuncak da hazır: giyilebilir bilgisayarlar. Bunların ilk defa ne zaman piyasaya çıkacağı, başarılı olup olmayacağı, hangi türün en akıllıca seçim olacağı üzerine uzun uzun düşünmek ve tartışmak için forum ve bloglarımız mevcut.
Tüm bunları yaparken doğal olarak mesajlarımız ve konumumuz gibi en bariz olanları dışında bıraktığımız izlerin önemli olup olmadığını düşünmeyiz. Zira, bir iz bıraktığımızın bile farkında değilizdir çoğu zaman. Ancak biz bilmesek de bazıları biliyor ve bazen isteğimizle, bazen de bilmeden bıraktığımız bu izleri elde eden iyi niyetli veya kötü niyetli kişilerin yapabileceklerinin sınırı sadece kendi zekalarıyla belirleniyor.
Eğer öyleyse, kötü niyetli kişilere karşı önlem almak ve bu veriyi yararlı işlerde kullanmak mümkün mü? Bana göre bu sorunun yanıtını doğru vermek, bu yeni teknolojilere karşı alacağımız tavrı da belirlediği için çok önemli.
Ben kabaca bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Zira, eninde sonunda tüm teknolojiler için yararlılık veya zararlılık kimin tarafından kime karşı kullanıldığıyla belirlenir. Bilimin her alanında -bazen çok dolaylı da olsa- geçerli olan bir şeydir bu. Ortaya koyduğunuz fiziksel bilgilerin hem bomba yapımına hem de dünyayı anlamamıza yaraması gibi bir şeydir bu.
Peki, eğer gerçekten de tüm teknolojilerin iki yönü varsa, sosyal medya için bizlerin yapabilecekleri nelerdir? Sanırım yapılabilecek yegane şey, iktidarların gazete, radyo ve televizyon ile yapmaya alıştıkları manipülasyonları ifşa edecek bir araç inşa etmek. Ne de olsa ‘sosyal’ medya, bari bu sefer halkın medyası olsun, değil mi?