Otoriteryanizm çeşitlemeleri

18/10/2013 Cuma
Otoriteryanizm çeşitlemeleri

Otuz yıldır “demokratikleşme paketleri” sunuluyor topluma fakat demokratikleşme gerçekleşmiyor. Yanlış nerede? Liberaller, sermayenin büyük çoğunluğu, solun küçük bir kısmı, siyasi İslamcıların hepsi, Hak İş başta olmak üzere sendikaların bazıları, güya-sivil toplum kuruluşları (gücünü üyelerinden almayan, kendisinden daha büyük hükümet dışı kuruluşların sağladığı mali desteğe bağımlı olanlar) bazen ayrı ayrı, bazen de ortaklaşa, demokratikleşmenin devletin gücünün sınırlandırılmasıyla mümkün olacağını savunageldiler. Bunlara göre devlet, iktisadi ve siyasi gücünden arındırılır ve asayişi sağlayan, adaletin tecelli etmesi için yasal düzenlemeleri yapan, denetleme yetkisine haiz toplumsal bir örgüt haline dönüştürülürse demokratikleşme gerçekleşmiş olacaktı. Son otuz yılda bu uğurda devletin elinde bulunan kamu iktisadi teşekküllerinin varlıkları özelleştirme yoluyla yerli ve/veya yabancı sermayeye devredildi. Sonuçta devlet iktisat politikasına müdahale etmiyor mu? Elbette ediyor. Son on yıldır devlet, İslamcı formatıyla kaynak tahsisi ve gelir dağılımına olanca hızıyla müdahale ediyor. Asayiş, gazla desteklenen polis marifetiyle sağlanıyor. Adalet ise tutunulacak son dal olmaktan çıkmak üzere tek yönlü tecelli ediyor. Bilginin kaynağı dünyevi olmaktan çıkarılıp, ilahileştirilmeye gayret ediliyor. Temel haklar güya-demokratikleşme adına çiğnenip, muhafazakarlığı besleyen temel değerlere dönüş pompalanıyor. Bunlardan ne çıkar? Elbette demokratikleşme değil.

Bütün bunlar Türkiye’ye özgü mü? Tanıdık ve yakın olması bakımından Doğu Avrupa örneklerine bakalım. Doğu Avrupa’nın bütününde (bazılarında şok terapi, bazılarında tedrici yöntemle) kamu malları kupon dağıtılarak ve/veya doğrudan satış yoluyla yerli ve/veya yabancı sermayenin eline geçti. Sermayenin ilk yaptığı şey, güya-verimlilik adına, gerçekte kâr marjını artırmak için çok sayıda çalışanı işten çıkardı. İşsizlere temel değerlerine dönüş yapmaları öğütlendi: Kilisene git! O olmazsa “aile değerlerine sarıl” dendi. Bazı insanlar ömür boyu işsiz durumuna düştü, bunların adı sınıfaltı topluluklar. Planlı ekonomi yerini serbest piyasa ekonomisine bıraktı. Serbest seçimlere dayalı çok partili temsili demokrasi bütün Doğu Avrupa’da uygulanıyor. Küresel ve bölgesel finansal kuruluşlar devletin iktisadi ve siyasi gücünden arındırılıp, zayıflatılmasını çok istediler. Demokratikleşmenin böyle gerçekleşeceğini savundular. Bunun yaygın kanı haline getirilmesi için özverili çalışacak yeni organik entellektüeller, çoğunlukla eskiler dönüştürülerek, güya-sivil toplum kuruluşları üzerinden topluma sunuldu. Bunların bazıları AB’ci, bazıları da Amerikancı pozisyon aldılar. Bazıları NATO ve AB entegrasyonunu savunmak için İncil’den (ilahi bilgi) bölümler okudu, bazıları bakan dahi oldular. Bürokrasi dönüşüme hızlı ayak uydurdu. 1990’lı yılların sonuna doğru küresel finansal kuruluşlar ciddi bir sorunla karşılaştıklarını ifade etmeye başladılar. Hedefe ulaşılmıştı devletin gücü başarılı bir şekilde azaltılmıştı fakat bu kez de istikrar paketlerini harfiyen uygulayacak aktör kalmamıştı. Zayıf devlet bunu yapamıyordu. İstikrar paketlerini istenen düzey ve hızda hayata geçirecek güçlü aktörlere ihtiyaç vardı. Küresel finansal kuruluşların imdadına yine yeni üretilen organik entellektüeller yetişti: güçlü devlet değil, güçlü liderlikle bu sorun aşılabilirdi! Hoşgeldin otoriteryanizm... Nitekim öyle oldu. Güçlü liderlikler ortaya çıktı, bunların en tipik temsilcisi Macaristan örneğidir. Victor Orban parlamentonun üçte ikisini ele geçirip, yeni bir anayasa yazarak gücü elinde toplamayı başardı. Yasama, yürütme, yargı ve medya Orban’ın kontrolünde (bkz. Joachim Becker, Neoliberalizmin Yeni Elbisesi Macaristan ve Türkiye’de Ulusal Muhafazakarlık, http://www.sendika.org). Orban küçük diktatör rolünü pek sevdi, hatta bazen AB’ye kafa da tutuyor. Bakalım küresel finans kuruluşları nasıl bir tepki verecek. Diğer Doğu Avrupa güçlü liderlikleri Macaristan’a öykünüyorlar. Heryerde toplum demokratikleşme paketleri yorgunu. Bu resmi Türkiye’de yakından tanıyoruz. Türkiye’de güçlü liderliğe geçiş, Doğu Avrupa’da olduğu gibi, kapitalizm içinde otoriteryanizm çeşitlemelerindendir. Paketlerden demokratikleşme beklentisi olanlara duyurulur.

ÖNCEKİ YAZILARI

NATO zirvesinin önemi 04/12/2019 Çarşamba
Suriye üzerinden 27/11/2019 Çarşamba
Görüşme! 20/11/2019 Çarşamba
Macron, NATO, beyin ölümü! 13/11/2019 Çarşamba
Gençler… 06/11/2019 Çarşamba
Kim kazandı? 23/10/2019 Çarşamba
Maksimalistler... 16/10/2019 Çarşamba
ABD ve Türkiye’de tuhaflıklar 09/10/2019 Çarşamba