Maksimalistler...

16/10/2019 Çarşamba
Maksimalistler...

Suriye’de son durum ne? Hepimiz merak ediyoruz.

Son bir haftada yaşananlara kısaca bakalım.

Trump ile Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi yapılmış, henüz ayrıntıları yayımlanmamış olsa da içeriği hakkında şu bilgi net: Trump, 2012 yılında Suriye yönetiminin çekilmesi üzerine Kürt grupların kendi kendilerine özyönetim ilan ettiği kuzey Suriye’den çekileceğini 9 Ekim’de duyurdu. 8 Ekim akşamı Trump-Erdoğan görüşmesinden sonra duyurulan “çekilme” haberi Erdoğan’ın 9 Ekim öğleden sonra askeri operasyonu başlatması için yeşil ışık olarak yorumlandı!

Trump bu deyip geçmeyin… Hiçbir hegemon hesap yapmadan, laf olsun diye böyle bir adım atmaz. Attığı adım yanlış olabilir, başkaları onu yanlış yorumlayabilir. İzlediği politikayı değiştirebilir. Bunların hepsi mümkün, ama hesapsız adım atmaz.

Trump da hesap yaparak adım atıyor, aynen diğerleri gibi..

Trump, Putin, Erdoğan, Kürt gruplar, hepsi maksimalist pozisyon aldılar. Pazarlıklarını en yüksekten açtılar.

Trump Kürt grupları bir çatı altında toplayıp bunlara kuzey Suriye’de hamilik yaptı, böylece onları Rusya, İran ve Suriye ortaklığından ayrıştırdı. Trump gibi, Kürt gruplar da maksimalist pozisyon aldılar; bütün kuzey Suriye’nin kendilerine ait olduğunu ileri sürdüler. Ancak işin uzaması, önceliklerin yer değiştirmesi ve kurduğu yeni oyun çerçevesinde Trump yönetimi Suriye’nin kuzeyinden çekileceğini duyurarak sorunu dönüştürdü. 

Trump’ın bu hamlesi Erdoğan’ın maksimalist pozisyon alması için alan açtı, böylece operasyon başladı.

Türkiye daimi temsilcisinin 9 Ekim 2019 tarihinde, BM Güvenlik Konseyi Başkanlığına sunduğu mektupta, ABD ile ortak bir çözüm üretilmek istendiğini, ancak ABD ile yapılan müzakerelerin sonuç vermediği, kuzeydoğu Suriye’de terörist grupların konuşlandığı, bunların Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşturduğu, BM şartının 51. Maddesine atıfla Türkiye’nin özsavunma bağlamında ve 1998 Adana mutabakatına uygun düşen terörizme karşı bir operasyon başlattığını duyurdu. Aynı mektupta yerinden edilen Suriyelilerin geri dönüşünün sağlanması için gerekli adımların atılacağı da belirtilmektedir.

BM’ye sunulan bu mektuptan hareketle Türkiye’nin maksimalist bir politika izleyeceğini ileri sürmek elbette doğru olmaz, ancak operasyon başladığı günden itibaren Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar maksimalist bir pozisyon alındığına işaret ediyor. Yaklaşık 230 km uzunluğunda ve 30-35 km derinlikte bir alanda operasyon yapılacağının ilan edilmesi buna işaret etmektedir.

Uluslararası basından anlaşıldığı kadarıyla, ABD’nin boşalttığı alanın nasıl doldurulacağı konusu Rusya’yı harekete geçirdi. Rusya, Suriye yönetimi ile kuzey Suriye’de ABD’nin koruması altında görünür kılınan fakat o gün itibarıyla hamisiz kalan Kürt grupları arasında arabuluculuk yaparak bunları uzlaştırdı. Uzlaşının içeriğine yönelik net olmayan bilgiler bulunmakla birlikte, şu nokta net ifade edildi. Kuzey Suriye’de Kürtlerin baskın olduğu silahlı grupların kendi simgeleri ile değil, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bayrağı altında ve Suriye yönetimi ile koordinasyon içinde hareket edecekleri duyuruldu. Bu bağlamda Rusya bir hamle daha yaptı: Suriye bayrağı altında hareket edeceği duyurulan bu gruplar ile TSK arasında olası bir çatışmayı önlemek için Rus askerlerinin devriye yapmaya başladığı haberi uluslararası basına yansıdı.

Şimdi ne olacak?

Trump’ın yeni bir oyun kurduğu açık. Soru şu: Bu oyunda hesap Türkiye ile Suriye’yi çatıştırmak mı? Rusya ile Türkiye’nin karşı karşıya gelmelerini sağlamak mı? Bütün bunların amacı Rusya’nın 2013’ten beri kurduğu ve bu doğrultuda sürdürdüğü politikayı çalışmaz kılmak için atılan bir adım mı? Rusya, İran ve Türkiye arasında Astana süreci olarak bilinen görüşmeleri sekteye uğratmak mı? Cenevre sürecinin başlamasına mani olmak mı isteniyor? 

Gelinen nokta provokasyona çok açık. Sözü geçen aktörlerin dışında başkaları da provokasyon yapabilir. Küçük, orta, büyük aktörlerin hepsi bunu yapabilecek yeteneğe sahip. 

Elbette Türkiye’nin atacağı adım çok kritik.

Erdoğan’ın önünde iki seçenek var: Ya maksimalist pozisyonu sürdürmek üzere operasyona devam edecek ya da operasyonu sonlandırıp, maksimalist taleplerden vazgeçerek Suriye yönetimi ile masaya oturacak. Bugüne kadar izlenen politikanın getirdiği durum iki seçeneğin de Türkiye’ye oldukça maliyetli olacağına işaret ediyor. Maksimalist pozisyonu sürdürmesi durumunda Rusya ile kurduğu ilişkiyi sürdürmesi kolay olmaz. Daha kötüsü, Suriye ile çatışmaya yol açma ihtimali yok sayılamaz. Maksimalist pozisyondan vazgeçip kuzey Suriye’den geri çekilmeye karar verirse küçüklü büyüklü aktörler kuzey Suriye’de provokasyon yapabilir. Aynı ölçüde vahamet, Trump yaptırımlarını devreye sokabilir. Trump Cumhuriyetçi Parti içinde kendi konumunu sağlama almak için böyle bir girişimde bulunabilir.

Uluslararası basında çıkan haber doğru ise yakında ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile son atadığı ulusal güvenlik danışmanı Robert C. O’Brien Türkiye’ye gelecekmiş. Anlaşılan 13 Kasım öncesine hazırlık yapacaklar. Bakalım bu gerçekleşecek mi?

Bu kısa tarihçeden de anlaşılacağı üzere, aktörlerin hepsi maksimalist pozisyon aldılar, ilk kaybeden ilk fırsatçılar oldu. Sıra kimde? 

Emperyalizm böyle bir şeydir, sorunu dönüştürür. Hiçbir şey yapamıyorsan emperyalizmden uzak durmayı bileceksin!

ÖNCEKİ YAZILARI

Duruş ve tavır 08/01/2020 Çarşamba
Libya üzerine sorular! 11/12/2019 Çarşamba
NATO zirvesinin önemi 04/12/2019 Çarşamba
Suriye üzerinden 27/11/2019 Çarşamba
Görüşme! 20/11/2019 Çarşamba
Macron, NATO, beyin ölümü! 13/11/2019 Çarşamba
Gençler… 06/11/2019 Çarşamba