Dikiş tutmuyor

10/03/2016 Perşembe
Dikiş tutmuyor

İktidarın dış politika hamleleri patinaj yapmakla kalmıyor, politika yanlış ve saha kaygan olduğu için eğik düzlemde her daim geri kaçıyor. Çözmek yerine sorunlar dönüştürülüyor.

Son yaşananlara bakalım.

Cumhurbaşkanı Batı Afrika’da ‘hediyeler’ dağıtarak gösteriş yaptı, muhtemeldir ki yerel iktidarlar daha çok hediye isteyecekler, alamazlarsa başkalarına yönelecekler. Hediye-sadakat ilişkisine dayalı dış politika sürdürülebilir mi?  

Geleneksel emperyalistler AKP’ye Batı Afrika’da konuşlanması için alan tanır mı? Hiç sanmam, fakat AKP uç beyi rolünü yüklenebilir. Gösteri yapmak istiyor. Yaşanan zaten bundan ibaret. Alan başkalarının kullanımına hazır hale gelince buradan çık diyorlar AKP gibilerine. Alt emperyal güç olma şansı dahi tanımıyorlar. AKP ise denemekten vazgeçmiyor. Halk artı değer üretiyor, iktidar ‘sorumsuz’ca harcıyor…

Başbakan İran seyahatinde yeni bir hamle yapmak istedi. Türkiye-İran ilişkisini, ‘Davutoğluca’ klişe ile kavramsallaştırmaya niyetlendi; ‘Türkiye ve İran coğrafi olarak birbirinin devamı’ dedi, karşılıklı bağımlılık ilişkisi içindedirler anlamına gelen sözler sarf etti. Belli ki atık bu tür klişeler ilgi çekmiyor, nafile bir hamle.

Tarafların ‘Suriye konusunda farklı görüşlere sahip olduklarını’ teyit etmeleri daha gerçekçi tanı oldu.

Doğu cephesinde yeni bir şey yok mu? Var. İran’ın Türkiye’ye ihtiyacı kalmadı. Kaynağı meçhuller bundan böyle daha çok sorun yaratacağa benziyor. Bekleyip göreceğiz!

Başbakanın ‘zor günlerde yanınızdaydık, bunu dikkate almalısınız’ mesajı karşılık bulmadı. İran için o devir kapandı. Türkiye’nin seçenekleri azalırken, İran’ınki çoğaldı. Tahran’da otellerde boş yer kalmamış, TOBB başkanı şaşkınlıkla açıkladı, bütün Avrupa İran ile iş yapmak için sıraya girmiş.  

Patinaj mı, geri kayış mı siz karar verin.

Sığınmacılar sorunu Başbakanın öncelikli dış politika konusu. Gösteriye dönüştü. Başbakanlık kaynakları ‘yeni fikirler sunduk’ dediler, öte yandan Cumhurbaşkanı uyardı, ‘temenni ederim ki Başbakan 3 Milyar Avro ile döner’. Konu henüz karara bağlanmadı, 17-18 Mart’ta bağlanır mı, göreceğiz.

Bu meselenin en azından üç boyutu var. İlki insanî yönü, ikincisi işgücü boyutu, üçüncüsü uluslararası boyut.

İnsanî boyutuna bakalım; İktidar Suriye’den kalkıp göç eden insanlara kucak açtı, misafir kardeşlerimiz dedi, zira 1951 Cenevre sözleşmesine Türkiye’nin koyduğu coğrafi çekincelerden ötürü resmi olarak ‘mülteci’ demiyordu. ‘Misafir’di. İnsanî bir durum, fakat bununla kalmadı. Sorun çetrefilleşti ve çatallaştı. ‘Misfir’lerin yurtlarında dirlik düzen bozulduğu ve yıkım bütün acımasızlığı ile devam ettiği, AKP yönetiminin de dirlik-düzenin bozulmasına katkı sunduğu için ‘misafirlik’ bitmedi, eve dönüş gerçekleşmedi. Yakın gelecekte de zor gözüküyor.

İkinci boyutu: Suriyeli sığınmacılar ‘mülteci’ statüsüne sahip olmadıkları için topluma entegre olmaları mevzuata aykırı düşüyordu, bu nedenle iktidar Ekim 2014’de Bakanlar kurulu kararı ile ‘Geçici Koruma Yönetmeliği’ çıkardı. Buna göre ‘misafirler’ iş piyasasına sokulup mali yükleri hafifletilecekti. Suriyeli sığınmacıların yetenekli olanları hizmet sektörüne giriş yapabildi, Arap lokantaları ve tatlıcıları çoğaldı. Emek piyasasına da özellikle vasıfsız işgücü olarak patronların işine yarayacak malzeme sundu. Bir örnek vereyim: asgari ücretle çalışan bir işçiye patron şöyle diyor: ‘dışarda Suriyeli işçiler var, senden ucuza çalışmaya hazır. İşini kaybetmek istemiyorsan, 8 saat değil, 10 saat çalışacaksın ve fazla mesai talep etmeyeceksin, sendika falan demeyeceksin.’ Yeterince açıklayıcı ve acı bir durum.  ‘Geçici Koruma Yönetmeliği’ sorunu çözdü mü? Dönüştürdü.

Üçüncüsü uluslararası boyut. Sığınmacılar meselesi iktidar ile AB arasında pazarlık konusu oldu. Kapitalizmin can evi Kuzey-Batı Avrupa, yeter ki mültecilerin hepsi Avrupa’ya akmasın, AKP yönetimi ile pazarlığa hazırdı. Kapitalizmin Canevi her zamanki gibi seçip almak istiyor.

‘AB’nin değerler birliği’ olduğu tezi rafa kaldırıldı.

AB’nin korkulu rüyası toplu göç. Davutoğlu bunu fark etmiş durumda. Kurnazlıkta yarışır, Kayseri pazarlığı dedi ya.  AB aşağı kalır mı? Sığınmacılar meselesinde at pazarlığı yapıyorlar. İki cambaz aynı ipte oynayabilecek mi?

İlk zamanlar nakit meselesi ön plandaydı. Beş milyar Avrodan ağız açıp, üç milyara fit oldular. AB bunu vermeye hazır, hatta 2018 sonuna kadar ek 3 milyar Avro talebini de karşılayabilir, fakat paranın kim tarafından, nasıl harcanacağı üzerinde uzlaşma henüz sağlanmış gözükmüyor. Kurnazlar kurnazlıklarını konuşturuyorlar. Tabi ki sığınmacılar üzerinden.

AB verilecek para ile Geri Kabul Anlaşmasının uygulanması arasında ilişki kurarken, Başbakan Geri Kabul Anlaşması ile vizenin kaldırılması arasında bağ kuruyor. Karşılıklı şart koşma kurnazlığı.

AB iki hafta içinde bir karara varacak, fakat belirsizlikler devam ediyor. Harcama kalemlerini projelendirip denetleme mekanizması kurulmadan 3 milyar Avroyu teslim ederler mi? Bekleyip göreceğiz.

Haberlerden Kızılay’ın öne çıktığı anlaşılıyor. Fakat çok sayıda belirsizlik var. Kaç adet sığınmacı var? Elde sağlıklı bilgi yok. Kayıtlar sağlıklı tutulmuyor, bilgiler havada uçuşuyor.

Türkiye’de sığınmacılar meselesinden sorumlu kurum neresidir? Kararlar nasıl alınır? Kim hesap tutar ve hesap verir? Kamu yönetimi bakımından vahim bir durum. Birisi bir rakam telaffuz ediyor, herkes onu esas alıyor. Kimseyi şaşırtmıyor. Kararlar günlük alınıyor, anlık değiştiriliyor.

İktidar nakaratla dört ay geçti halen sözünüzü tutmadınız diyor AB’ye. Aba altından sorun çıkarabilme kapasitesi ve yeteneğini gösteriyor, sığınmacıları otobüslere bindirip gönderirsek görürsünüz demeye getiriyor.  

AB’nin kabusu toplu göç. İktidar bunu biliyor ve AB’nin üzerine gidiyor.

Türkiye’ye vize serbestliğinin Haziran sonuna kadar sağlanacağından söz ediyorlar. En azından Davutoğlu’nun isteği bu. AB 72 maddelik şartları karşıla sonra konuşalım diyor. Karşılasa olacak mı?

AB’nin Schengen alanını devam ettirip ettiremeyeceği dahi tartışmalı iken, vizenin kalkacağını varsaymak şimdilik her iki taraf açısından da zevahiri kurtarmaktan başka bir anlam ifade etmez.

Son tahlilde AB mi, AKP yönetimi mi sığınmacılar sorununu karşı tarafın omuzlarına yıkacak, ya da ikisi birden bunun altında mı kalacak, göreceğiz.

Sığınmacılar meselesi çözülüyor mu? Hayır. Peki, ne oluyor? Sorun dönüştürülüyor. Kapitalizmde sorunlar çözülmez, dönüştürülür.

Vahim olan, bu uzlaşıda sığınmacılar değiş tokuş malzemesi haline getiriliyor, kısacası siyasal meta haline getiriliyor. Gayr-ı insanî bir durum. Bu durum BM şartına aykırı, nitekim UNHCR yetkilileri ilk tepkilerini bu doğrultuda verdiler. AB hukuku nasıl yorumlayacak 18 Mart’ta göreceğiz.

18 Mart’a kadar sığınmacılar meselesi çözülür mü? Hiç sanmam. Peki, ne oluyor? Sorun dönüştürülüyor. Kapitalizmde sorunlar çözülmez, dönüştürülür.

AKP’nin izlediği strateji net; sorun çıkar, çözüm beklentisini yükselt, başarısızlığın sorumluluğunu başkasına yükle, birlikte sorunu dönüştür. 18 Mart’ta benzer tablo ile karşılaşmak şaşırtmayacaktır.

 

ÖNCEKİ YAZILARI

Macron, NATO, beyin ölümü! 13/11/2019 Çarşamba
Gençler… 06/11/2019 Çarşamba
Kim kazandı? 23/10/2019 Çarşamba
Maksimalistler... 16/10/2019 Çarşamba
ABD ve Türkiye’de tuhaflıklar 09/10/2019 Çarşamba
Brexit ve emperyalistin düşkünü 25/09/2019 Çarşamba