Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Yüzen-Hummer'ların Modern "Değnekçi"leri

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

KENTİN SESİ - KUŞADASI Yazıları

Kent içindeki tüm doğal-otoparklar, başka söyleyişle tüm yol kenarları, tartışmasız kamuya aittir, biliyoruz.

Bu doğal park alanlarını bir şekilde sahiplenen ve "burası beleş değil, baştan söyliim" anlamındaki "buyur abi" ifadesi eşliğinde, park edenlerden haraç toplayan kurnazlara ise, halk dilinde değnekçi diyoruz. (Değnekçi tabirinin, park bedelini kuzu kuzu ödemeyip maraza çıkaran bir takım hak-arama-meraklısı ukalâya gösterilen Haydar-tipi kızılcık değneğinden esinlenmiş olması kuvvetle muhtemeldir.)

Trafik kaosunun ziyadesiyle mühim bir sosyal figürü olarak değnekçi, kamuya ait taşıt-parkı alanını zapteden bir tür özel "müteşebbis"tir. (*)

Kamu limanlarını da deniz-taşıtlarının "sağa çekip yanaştığı" devasa park alanları şeklinde düşünebiliriz, ki bu durumda, özelleşen limanların işletmecilerini, Rolex saat takıp Valentino'dan giyinen ve dahi Harvard mezunu birer Deniz-Değnekçisi olarak tanımlama zorunluluğu doğmaktadır. Tabii, kamuya ait sahil parçası üzerinde, bir yandan purosunu tüttürüp diğer yandan gemi ve yatlara park bileti kesen her kalantor deniz-değnekçisi, bu yağma "hak"kının bir resmi ihaleye dayandığını savunabilir, "yok aslında farkımız, ama biz lisanslı parkçıyız" (**) diyebilir, doğrudur da, ama park mahallini ihale yoluyla ele geçirmiş olması, işgalcinin değnekçi sıfatını değiştirememektedir tamamen "yasal" ve yüzde yüz "namuslu" da çalışsa, değnekçiye bizim memleketimizde gene değnekçi denmektedir, adı sanı budur. (Kaldı ki ayıp da değildir, neticede, kız istemeye giden erkeklerin hicap duyup müstakbel kayınpederden gizleyeceği mesleklerden sayılmıyor bilakis -işleri icabı- ceplerinin sabahtan akşama her saniye nakit parayla dolu olması gibi istisnai bir avantaj sayesinde, değnekçi damat adaylarının, kız tarafında en az banka patronları kadar seksi cazibe yaratabileceğini biliyoruz.)

İki tür değnekçinin aynı kategoride yer almalarından öte, deniz-değnekçileri, aynı zamanda kara-değnekçiliğiyle de part-time iştigal eylemektedir. Şöyle ki, deniz taşıtlarıyla gelip deniz-park haracını ödeyen yolcular, liman hinterlandını gezmek amacıyla, ekstradan bir de kara-taşıtı talebi yaratmakta ve bu talebi karşılama misyonunu iftiharla üstlenen deniz-parkçısı, "Müşteri Memnuniyeti Kuralları, Madde 1" gereğince, liman bölgesinin müsait bir parçasını derhal kara-otoparkına dönüştürüp, kârına kâr, değneğine değnek katmaktadır. (Potansiyel müşterilerini daha limanın dışına çıkmadan kaptıran kent içi taksicilerin ise, bu durum karşısında, limancıların -ve limancıların bilcümle aile efradının, hatta yedi sülalesinin- kulaklarını bol bol çınlattığını söylemek zorundayım.)

18 Nisan tarihli Vatan'da, "Doğuş, park yeri sorununu gördü, ikinci marinayı yaptı" haberi yer alıyor. ("Park yeri" ibaresi, Vatan'ın, marina işletmeciliğini otopark değnekçiliğiyle aynı işkolunda saydığını gösteriyor.) Koç'un, Kuşadası'nın tam göbeğinde "bu köyün tek değnekçisi, pardon tek teknecisi benim ulan" deyip dikenli tellerle çevirdiği, üstüne bir de -kent içinde tehlikeli ve yasak olmasına rağmen- Opet benzin cephaneliği diktiği yat limanına, Mayıs'ta nur topu gibi bir rakibin geleceğini öğreniyoruz. D-Marin, Kuşadası'na yarım saat uzaklıktaki Didim'de, yerli-yabancı parababalarının ultra lüks teknelerine hizmet vermeye hazırlanıyor. (D-Marin'in D'si Didim'den geliyor sanılmamalı, Değnekçi'nin, şey pardon, Doğuş'un baş harfidir Garanti Bankası'nı, en-ti-vi'yi falan sembolize ediyor. Doğuş, Bodrum-Turgutreis'in en güzel sahillerini işgal eden bir başka büyük yat limanına daha sahip en-ti-vi'nin, Gani Müjde imzalı, hayatında şişik kamyon iç lastiğinden başka deniz taşıtına binememiş yoksul izleyicilere damardan lüks yat sevgisi zerketmeye çalışan yazlık dizi programı ise, holdingin örtülü değnekçilik reklamı oluyor.)

Değnekçilik, ilkel-birikim-modeli'nin en "ilkel" örneklerinden sayılabilir, zahmetsiz ve masrafsızdır, cironun tamamı kemiksiz kâr yazılmaktadır. (Tecrübe eksikliğinden yahut enayilikten dolayı, park yeri kamudan kiralanmışsa, bu kemiksiz kârdan kirayı düşmek gerek, ama o kadarcık masraf da olsun artık canım.) Değnekçi adayının, rastgele bir kaldırımda -mesela evinin önü olabilir- dikilip "aha bura benim" demesi yeterli olup, millete ööle uzun uzun "nerden buldun" savunmaları ve sair hukuki izahat verme yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Değnekçiliğin marinacı versiyonu da alabildiğine zahmetsiz ve masrafsızdır. Ve "ilkel"dir.
O kadar ki, yıllardır Kuşadası Koç Marina'nın önünden geçen ve fırsat buldukça -güvenlik görevlileri izin verdikçe- içini gezen bir sıradan yurttaş sıfatıyla, kentimizdeki ilkokuldan terk yaşlı ayakkabı boyacılarının dahi -hepsinin ufak çaplı bir değnekçilik tecrübesine sahip olduğu varsayımıyla- bu işletmeyi rahatlıkla yöneteceğini söyleyebilirim. (Haddizatında, pre-özelleştirme döneminde, Çiller'in bürokratları bile aynı işi pekala kotarabilmişti "beceri" faktörüne o kadar az bağımlı, yani!) Çok basit bir nedeni var: Vatan'ın yazdığı ve Doğuş'un da doğar doğmaz gördüğü "park yeri sorunu". Arz-talep dengesi, aynen kent içi trafiğinde olduğu gibi, yat sektöründe de uzak ara değnekçiler lehine çalışıyor ve bugün Akdeniz çanağında tamı tamına 200 bin tekne, deli danalar misali sağa sola koşuşturup park edecek liman arıyor ama bulamıyor. (Mevcut 700 bin yata karşılık, tüm Akdeniz'in toplam park yeri kapasitesi sadece 500 bin.)

Düşünebiliyor musunuz, değnekçi alemine "abi bi yer ayarlayın, gözünüzü seviyim, manitama rezil oldum valla" diye yalvarır gözlerle bakan (okkalı bahşişi de avucunda bekleten) onbinlerce yüzen-cip sahibi var ve bizim tüccar vizyonlu hükümetimiz bu yüzen-ciplerden keyfine göre para sağabilecek değneği en-ti-vi'nin eline tutuşturuveriyor!

Ortada, en-ti-vi'nin yahut Garanti'nin patentine sahip olduğu, bizim gibi fani dünyalıların ise kafasının hayatta basmayacağı bir hassas teknoloji yahut alışılmadık bir iş organizasyonu falan olsa hani, tartışmak mümkün belki, lakin altı üstü bir değnek'ten ve değnekçilik'ten söz ediyoruz. Sahilimizin önüne park etmiş (park etmek için Valentino ceketini bile vermeye razı) cebi şişkin tipleri sıraya sokup bilet kesmekten ibaret olan bu tufeyli sektörde, "çağdaş işletmecilik" dediğiniz, Ankara'ya varıp "biz D'den geldik, değnekçinin D'si, şey, Doğuş'un D'si" diye söze girmek, ardından "biz değnekçiyiz ve hatta değnekçi derneğiyiz, Didim'in baş harfini ve de baş sahilini, Allahın emri Peygamberin kavliyle değneklemek istiyoruz" cümlelerini kekelemeden sıralayabilmektir. ("Değnekçi derneği" tekerlemesinde takılma ihtimallerini hariç tutarsak, okuma yazma bilmeyenlerin dahi kolayca ezberleyebileceği bir tirat oluyor!)

Aman yanlış anlaşılmasın marinacılıkta manyak paralar dönüyor diye, "özel sektöre yedireceğimize kamu eliyle yapalım hocam" demek istemiyorum, hayır.

Marinacılığı defterimizden tamamen silelim, diyorum.

Para delikanlıyı, yat işi de kamucu bakışı bozar bozacağına inanıyorum.

Koç'a satılmadan önce, kamuya ait iken de, devlet-marinası bir "sahil işgalcisi"ydi, demek istiyorum. Marinanın inşa edildiği güne kadar "bizim" olan cennet sahil, kamu idaresinin turizm denen tek dişi kalmış canavardaki ısrarı yüzünden, biz'e kapatılıp, yerli ve yabancı yatçıların içki-kumar-fuhuş alemlerine açılmıştır, diyorum. Kapısından giremediğimiz, sularında özgürce yüzemediğimiz, derinlerine olta atamadığımız ve üstelik Gani Müjde'nin en-ti-vi'de pompaladığı "yatım, benim güzel yatım" odaklı yaşam tarzını dalga geçercesine emekçi halkımızın gözüne gözüne batıran bir kamu işletmesini, (yatların park ücreti doğrudan devlet hazinesine girecekse bile) "bizim" sayamayız.

Marinaları yıkıp birer halk plajına dönüştürmek en hayırlısıdır. (Gani Müjde, nasıl olsa teknesini park edecek iyi kötü bir balıkçı barınağı bulur, fazla dert edeceğini sanmıyorum.)
Zira, sahillerimize bağlanan her lüks yat, kaldırımları kaplayan Hummer cipler misali, para'nın iktidarını ve bayrağını taşıdığı devletin emperyal hakimiyetini, genç beyinlere, hoyratça sergilemektedir.

Marinacılık cennet sahillerin, halkın ortak ve bedelsiz kullanımından alınıp bir avuç şımarık tekne sahibine devredilmesidir. Bir takım "ulvi" sebeplerle kurulsa dahi ve tamamen kamu eliyle işletilse dahi, yat limanları, nihayetinde hem etkili bir sahil-peşkeş-katalizörü, hem de uluorta bir görgüsüzlük-show-sahası oluyor bugün itibariyle, insanlığın marina türünden bir acil ihtiyacı bulunmamaktadır.

Yok eğer, yatlara park yeri tahsis etmeyi iktisadi ilerleme sayacak isek, "buyur abi, biraz sağ yap abi, topla gel abi" sözcüklerini telaffuz edebilen her TC yurttaşının "Yılın Girişimcisi" ödülüne aday gösterilmesi gerekecektir.

----------------------------------------------------------------------
(*) Otoparkların olduğu gibi, insan parklarının, mesela plajların da, değnekçileri var. Güneşlenmek amacıyla kamuya ait Kuşadası kumlarına park eden her konuk, (yok yok, çiçekle değil!) yabancıysa "yes mister/madam", yerliyse "buyur abi/abla" mesajıyla ve bir şezlong-şemsiye takımıyla karşılanır, adettendir fakat değnekçinin şezlong-şemsiye "teklif"ini reddeden her gafil, plajı derhal terketmek zorundadır. Kent ekonomisi açısından plaj değnekçilerinin vazgeçilmezliği, eski Reis'e ait gazetenin seçim yenilgisinden hemen sonraki Günah-Çıkarma-Özel-Sayısı'nda, "şemsiye-şezlong hizmeti verilmeyen plaja turist gelmez" gerekçesiyle açıklanmaktadır! E tabii, kasabamızda, turist akınının kesilme ihtimali, maazallah, Kuşadası Gençlikspor'un küme düşmesinden sonraki ikinci büyük kentsel afet sayıldığından, (ve turist milletinin hassas popolarının bir plastik şezlong yerine natürel plaj kumuna temas etmesi, konuksever ahalinin yufka yüreğini parçalayacağından) bu gerekçeye kimsenin söyleyecek sözü olmamaktadır.

(**) Kuşkusuz sokak-değnekçisi ile deniz-değnekçisi arasında belirgin bir karakter farklılığı var. Klasik değnekçi, nispeten kalender-bezirgandır, komşu esnafın kırmızı çizgilerine bulaşmaz, misal, yakında bir kunduracılar çarşısı mevcut iken, otopark içerisine ufak bir terlikçi dükkanı kondurup çarşı ahalisinin bedduasını almaktan özenle kaçınır halbuki bir modern işletmeci olarak liman-değnekçisi, Kuşadası örneğindeki gibi, (üstelik, ihale sözleşmesinde yer almamasına rağmen) gemi park alanına turistik dükkanlar inşa edip tüm bir kenti gözünü kırpmadan karşısına alabilir, gaddardır, cool'dur, realisttir. (Lafı uzatmak pahasına, liman değnekçisinin muhasebe görevlisine, gemi park haraçlarıyla otobüs park ücretlerini tek bir kalemde toplamasını, dükkan kiralarını da aynı kalem içerisinde göstermesini tavsiye edebilirim. Bu kaleme "tatlı değnek kazançları" veya "ultra kolay kazançlar" gibi bir isim verebilir. Gemilere/otobüslere park bileti kesmekle kira makbuzu doldurmanın en ufak bir farkı olmadığına göre, ilave sayfa açıp bu krizde kağıt israf etmesin diye söylüyorum.)

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları