Mustafa Adalı
Turizm'inizi nasıl alırdınız zehirli mi, orta mı?
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58
KENTİN SESİ - KUŞADASI Yazıları
Ya da, az-zehirli mi, çok zehirli mi?
Haliyle, "e-hiçbiri" şıkkını işaretleyip, sade, yani zehirsizinden almak isterdiniz tabii, ama mutfağımızda o çeşidimizin stokları tükenmiş bulunuyor maalesef.
Zehirsiz turizm olmuyor. (*)
En azından bugün, bu kentte, Kuşadası'nda olmuyor.
Kruvaziyer adı verilen, bir termik santral bacasına ve binlerce otomobil egsozuna eşdeğer miktarda zehirli gazı atmosfere bırakan, 7000 kişilik dev yüzer oteller limanımızı bloke ettiği sürece, temiz-turizm'den, dumansız-hava-sahası'ndan falan söz edemiyoruz.
Kapkara bir duman tabakası formundaki zehiri çıplak gözle teşhis eden "aşırı-hoşgörülü" kent sakinleri ise, biraz turizm hatırına ("zehir mehir, sen yeter ki döviz getir" tüccarlığıyla) biraz da "deniz havası süper, her zehiri nötralize eder" iyimserliğiyle, akciğerlerine bol bol karbonmonoksit stoklamakla meşgul.
Ne var ki, BBC-Focus dergisinde yayınlanan bir yeni araştırma, bu tehlikeli iyimserliği dağıtmaya aday görünüyor: Meğerse, bizim şu mis kokulu denizimiz, sahillerdeki hava kirliliğini -azaltmak ne kelime, bilakis- artırıyormuş. (http://www.telegraph.co.uk/news/newstopics/howaboutthat/4696372/Greatest...)
Şöyle: Deniz dediğiniz, haddizatında, -etrafta kendisini provoke edecek bir egsoz dumanı olmadıkça- son derece masum, mazbut, vatana ve millete gayet faydalı bir varlık emmevelakin, sahilde dekolte gezinen bir egsoz dumanı görmeyegörsün, işte o zaman bizim zararsız-ihtiyar-denizimiz aniden Hüseyin-Üzmez'leşiveriyor, ateşle barut misali, deniz tuzları nefslerine hakim olamayıp egsoz içindeki kimyasallarla derhal ilişkiye (kimyasal reaksiyona) giriyor, bu gayrımeşru ilişkiden de nur topu gibi duble-zehirli bir hava kirliliği doğuyormuş. (Açığa çıkan yeni kimyasal canavara, mesela, "turistik döviz katkılı 99-oktan süper zıkkım" gibi bir özel ismin verilmesi mümkündür.)
Bu, şu demek: Aynı otomobilin egsozunu, bazen Kuşadası'nda, bazen de Aydın'da soluyan birisi, Kuşadası'nda daha fazla zehirlenecek demek. Egsoz aynı egsoz, duman da aynı duman, ama deniz kıyısındaki çok daha kanserojen demek.
Dev kruvaziyer bacalarının ve yüzlerce turist otobüsünün Kuşadası limanında yarattığı egsoz dumanı, mesela Manisa Sanayi Sitesi'ndeki yahut Aydın Şehirlerarası Otobüs Terminali'ndeki "denizsiz" egsoz dumanından çok daha öldürücü demek. (Önce, Ofer'in gemilerinden ve acentelerin otobüslerinden çıkan zehirler birleşiyor, sonra bu zehir-kardeşler, kandırdıkları seksi-Ege-Denizi-tuzlarını da yanlarına alıp, hep birlikte, limanımızı bir alaturka-Auschwitz-gaz-odasına dönüştürüyorlar demek.)
Denizden ekstra oksijen aldıklarını varsayıp kendilerini Tanrı'nın ayrıcalıklı kulu addeden Kuşadalılar, aslında, Ankaralılardan, Manisalılardan ve Aydınlılardan -atmosfer anlamında- çok daha "lanetli", çok daha talihsiz bir kentte yaşıyorlar demek. (**)
Turist otobüslerini limanın uzağına taşıyıp turistleri oraya kadar yürütebiliriz, ama kruvaziyerler için maalesef bu imkanımız bulunmuyor, yani, Kuşadası'nda "dumansız hava sahası" için, sigaradan önce, kruvaziyer sayısının azaltılması -tercihan sıfırlanması- zaruri oluyor.
Turizmciler ne der bilemem, ama bilim insanları böyle söylemektedir.
---------------------------------------------------------
(*) Mehmet Ali Birand, 1 Ağustos yazısında küçük gezi teknelerinin Göcek'e girişini sınırlandıran düzenlemeyi öve öve bitiremiyor "perakendeci" teknelerin kovulmasıyla koylardaki zehir'in sıfırlanacağını varsaymakta, fakat, koyların "toptancı" katillerini, sahilleri parselleyen yüzlerce gökdelen turistik tesisi unut(tur)maktadır.
Göcek yazısından yalnızca üç gün önce, koyları "toptan" götüren bu otelcilerden birini, yaşam öyküsü ile tanıtıyor: "Van'lı Fettah, 20 yaşlarında Antalya'da, küçük bir halı dükkanı açar. Birgün dükkanına Ukraynalı bir turist gelir. Saatlerce hem sohbet eder, hem de halı seçer. Ancak iş hesaplaşmaya gelince, adam yanına para almadığını anlar. Fettah 'Al götür, ne zaman istersen öde' der. Adam şaşırır. 'Beni tanımıyorsun, nasıl güvenebilirsin?' diye sorunca, 'Ben insan sarrafıyımdır. Siz bana bunu ödersiniz' yanıtı üzerine, 150 bin dolarlık halıyı alıp gider. Tabii parayı öder, ancak en önemlisi, bir süre sonra geri dönüp Fettah'a 'Ben aslında turizm yatırımcısıyım ve seninle iş yapmaya geldim. Senin gibisini başka yerde bulamam' deyip, elinden tutup Ukrayna'daki ilk yatırımına ortak etmiş."
İster inanın, ister kasıklarınızı tuta tuta gülün, -isterseniz, Birand'ın, "öder"le başlayıp "etmiş"le biten ve "dönüp, deyip, tutup" ulaçlarının üçünü biraraya getiren Tarzanca cümlesine de gülebilirsiniz- ama, cemaatin altın çocuğu Tamimce'nin zenginleşme öyküsü bu oluyor. (Birand'ın Fethullah, pardon Fettah methiyesinden bir gün sonra, Yavuz Semerci, bilumum ünlü kodamanlarımızın "nasıl zengin oldunuz" sorusunu, "ilk milyon doları sorma, gerisini anlatayım" şeklinde yanıtladıklarını, tulumba'yı çalıştıran ilk cansuyu kaynağının, nedense hep sır olarak kaldığını yazıyor. Fettah'ın ilk milyon dolar-lar-ını da hikayesine katması, -inandırıcı değilse bile- cüretkar ve istisnai bir girişim olmaktadır.)
1. 20 yaşlarında bir TC yurttaşının, "dış" destek almadan iş kurması, -işporta tezgahlarını hariç tutarsak- imkânsıza yakındır.
2. 20'lik bir delikanlının, akraba-takviyesi yahut "Amerikan yardımı" almadan, teenager yaşlarında çalışıp biriktirdiği "özsermaye"yle, hele hele Antalya gibi dudak uçuklatan kiraların telaffuz edildiği bir turistik rant cangıl'ında dükkan açması, imkânsıza daha bir yakındır.
3. 20'lik gencin Antalya'da açtığı dükkanın, üstüne üstlük bir de -"küçük" bile olsa- halı dükkanı olması, "babam sağolsun" yahut "şeyim sağolsun" yahut "şeyhim sağolsun" diyemiyorsa, imkansıza yakın filan değil, düpedüz imkânsızdır.
4. Bir "küçük" halı dükkanında tek bir müşteriye 150 bin dolarlık halı satmak da, düpedüz imkansızdır, müşterinin 150 bin dolarlık halıyı seçip beğenebilmesi için milyon dolarlık stok gerekir ki, ya 150 bin rakamı yada dükkanın "küçük"lüğü, ikisinden biri, (belki ikisi de) uydurma olmalıdır.
5. "Senden hemen para isteyen mi var mister abicim" muhabbeti turistik esnaf raconunda bilinen trick'lerdendir, fakat yalnızca iki sıfırlı küçük meblağlar için kullanılır oysa, 150 bin dolarlık malı müşterinin koltuğu altına sıkıştırıp "boşveer, sonra ödersin" diyen "aşırı cömert" ve aşırı-insan-sarrafı bir satıcı pek görülmüş değildir ve böylesi bir "sarraf"la hiç bir büyük işadamının iş ilişkisine girmesi beklenmemelidir. (Giriyorsa, "ulan, kırk yılın başı bööle bi saf, pardon, sarraf bulmuşum, 150 binle bırakır mıyım" diye düşünüp, muhatabını, çok daha yüksek meblağlarda sövüşleyeceğinden kuşkulanmak gerekir!)
6. Bir işadamının, gurbet ellerde 150 bin dolarlık mal seçtikten sonra "yanına para almadığını farketmesi" de hiç inandırıcı değildir artık çocuklara bile kredi kartı veriliyor, yoksa yakındaki bir banka aracılığıyla Ukrayna'dan havale imkanı var, yoksa çek var, o da yoksa, malı müşteri adresine ödemeli gönderme seçeneği var, hiçbiri olmuyorsa, ne bileyim, "kısmet değilmiş" deyip satmazsınız olur biter, yani...
7. En önemli nokta, Birand'ın yüksek tirajlı gazetesinde yayınladığı bu öykünün turistik ticarethanelerde yol açabileceği finansal-güvenlik sorunlarıdır: Yazıyı okuyan her genç halı tezgahtarının, bir neo-Fettah olma hayaliyle, patronunun mallarını müşterilere "sonra öde abi" deyip bağışlama ihtimali epey yükselmiş bulunmaktadır!
Geriye, "dış" desteğin nereden geldiği sorusu kalmaktadır. Birand alkış için ayağa kalkmadan önce, bu kaynağı araştırmalı ve Fettah'ın (yahut finans kaynağının) hangi cennet koylara beton yığdığını da hesaba katmalıdır.
(**) Ne-kadar-gemi-o-kadar-zehir korelasyonu, yalnızca deniz havası değil, deniz suyu için de geçerli: 4 Ağustos günü, Kuşadası Belediyesi'nin ve Sahil Güvenlik Müdürlüğü'nün telefonlarına pek çok yurttaş tarafından sintine-ihbarı yapıldı. Körfez, kalın bir b.k tabakasıyla kaplanmıştı. Yetkililerin, numune toplayıp kirliliğin nedenlerini araştırmaya başladığı açıklandı. Araştırmak mı Kuşadası Limanına o gün tam sekiz kruvaziyer yanaşmıştı, bunu bilmek yeterlidir! (A single cruise ship discharges approximately 1.3 million litres of waste water per day (...) 77% of all ship waste comes from cruise ships. About two billion pounds of trash is dumped into the world's oceans each year and 24% of that waste comes from cruise ships." http://www.dominionpaper.ca/environment/2004/07/20/cruise_con.html)