Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Turizm'in Romantizm'i Var mı? MUSTAFA ADALI (Kuşadası)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Funda Özkan, Radikal yazılarından birinde, diğer turizm merkezlerindeki "Aman dikkat, sonumuz Kuşadası'na benzemesin" endişesinden sözediyor. Tamam, Kuşadası'nın savaşta yenilip de acımasızca yağmalanmışa benzeyen görüntüsünü tartışamayız, ama, şu "diğer turizm merkezleri"nin naif sakinleri, acaba turizm'i ne sanıyor romantik bir sergüzeşt yahut dikensiz bir gül bahçesi falan mı? Turizm'i ebedi kurtuluş, özel teşebbüsü de esas oğlan belleyen her kentin, Kuşadası'yla aynı kaderi paylaşacağını bilmiyorlar mı?

Bilmiyorlar mı turizm, bizatihi Kuşadası'laşmadır.

Turizm beldelerindeki "hocam, ama betonlaşıyoruz" şikayeti, düpedüz timsah gözyaşıdır, bu sektörden pay alan irili ufaklı her aktörün, paralı turist sayısının azalmasından başka bir kaygısı yoktur. Turistlerin, az beton ve çok yeşil görmek, mütevazi bir "entel tatil" geçirmek istediği ise, bir ekolojist abartmadır, fazla ciddiye alınmamalıdır. Zengin turist, tam tersine, büyük deniz-hava limanları, geniş otoyollar, şaşaalı, bol yıldızlı, çok odalı oteller, gökdelen alışveriş merkezleri ve kulakları sağır edici müziklerin çalındığı devasa eğlence/spor tesisleri arar ki, tüm bunlar da tek sözcükle beton demek.

Turizm hamamına giren, er geç Kuşadası kadar terlemeye ve betonlaşmaya hazır olmalıdır.

Bilmiyorlar mı turizm'in, romantizm'i Yeşilçam filmlerinde kalmıştır.

Bu sektörle köşeyi dönmek isteyen bir kent için, çevreci turizm, "kamucu" turizm, "insani"leştirilmiş turizm zor, hatta imkansızdır. Küba'da bile imkansıza yakındır. Hindistan'ın izbe atölyelerinde kırbaç zoruyla üret(tir)ilen en lüksünden bir buzdolabının yada televizyonun tıpkısını, Küba'da insanca koşullarda üretmek, hiç problem değil ama "exclusive service" talebiyle Havana'ya gelen -"geyşa standartları"na alışmış- görgüsüz turistlere hizmetçilik yapacak -pardon, "service" üretecek- özgür, eşit ve vakur Kübalılardan kaç kişi bulabilirsiniz ki?
Turizmdeki "tüketici talebi"nin yarı-legal bileşenlerini, fuhuş-uyuşturucu-kumar (FUK) üçlüsünü -ki, "medeni Batılı"ların ve Rusların hatırı sayılır bölümü, tatil destinasyonunu saptarken, FUK'a erişim imkanlarını da dikkate alıyor- bir yana bıraksak dahi, "legal" talepler, misal, geyşa (yada, konsomatris) "sektör"ü, yahut önceki yazının dipnotunda geçen butler (=uşak) "alt-sektör"ü, nasıl sosyalizasyon yahut hümanizasyona tabi tutulabilir ki? Yaltakçılığa varan bir bahşiş kültürü olmadan, zengin müşteriye "butler"lık yapmadan, emperyal ülke yurttaşlarının önünde bel bükmeden, bir de, FUK üçlü'süne biraz "esnek" yaklaşım göstermeden, (Avrupalı aç pedofil sürülerinin, birkaç saatlik uçuşla Uzakdoğu'nun ucuz FUK merkezlerine ayak basabildiği bir küresel rekabette) taze gelin turizm beldelerinin ayakta kalması nasıl mümkün olabilir ki? (*)

Bir parantez: "Rakip"lerinde böylesine ürküntü yarattığına göre, Kuşadası isminin, gene de, bir alametifarikası var mı, belki vardır fakat bu, sakinlerinin genetik yolsuzluğa yatkınlık katsayısı filan değil, terminatör müteşebbislerin bir koyması ile on geri alması arasında geçen zamanın, bu kentteki inanılmaz kısalığı olmalıdır. Öyle ya, tek katlı sevimli yapılarda, onyıllar boyunca kamu çalışanlarının dinlence gereksinimini karşılamış olan -Kuşadası'nın yegane "kamucu" ve doğaya saygılı tatil köyü idi- Sümerbank Dinlenme Tesisleri, iki yıl önce bir özel şirkete ihale edilir edilmez, bir kaç haftada, üç buçuk katlı ruhsuz otel bloklarına dönüşüverdiyse, bu yıldırım tahribatını, kentin havasıyla, suyuyla, vesairesiyle yahut Kuşadası'nın "manevi şahsiyet"iyle nasıl ilişkilendirebiliriz hayır, tamamen, özel mülk sahipliğinin "kat çıkma sürati"yle alakalıdır.

Üstelik, turizm, çok büyük ölçüde, "turizm tahsis" uygulamaları demek oluyor bedenini ve ruhunu "turizme tahsis" etmiş bir kasabanın Kuşadası sendromundan sakınması, çamur deryasında oynayan oğluna, "pabuçlarını kirletirsen bacaklarını kırarım" diyen bir annenin uyarısı kadar nafiledir. Ne yani, özel yatırımcılar, merkezi hükümetin turizm tahsis kararını çantalarında, eşrafın açık davetiyesini de ellerinde tutarak, bir kıyı kasabasına akın edecekler, ama ceplerini doldururken faaliyet sahasını talan etmeme inceliğini de gösterecekler, öyle mi kıyı kasabalarının sakinleri buna inanacak kadar saf olabilir mi?

Hem "turizm yatırım(cı)larını çekme" rekabetine girişecek, hem de bilumum kentsel tahribat kategorilerinde Kuşadası'na benzemeyecek bir belde olabilir mi?
Var mı Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi kaşarlanmışlar olamayacağına göre, neresi, Çeşme mi?
Çeşme'nin -Çeşmelilerin pek farkında görünmediği- Kuşadasılaşma öyküsü, iki kentin özelleşen limanlarındaki paralelliklerden rahatça okunabilmektedir. Kuşadası limanında, deniz, beton kazıklar üzerine oturtulan bir platformla -suya fazla moloz yığmadan, nispeten "nazikçe"- iğfal edilirken, Çeşme limanını işleten Ulusoy firması, limanın hemen bitişiğindeki -planda "ağaçlandırma sahası" görünen- hazineye ait dağ parçasını göstere göstere oymakta, elde ettiği molozla da habire denizi doldurmaktadır. Kuşadası modelinden eksiği yok, fazlası vardır ortak nokta ise, tabii, Ofer'in mucize kavramı "kruvaziyer" oluyor ki, burada da her kapıyı açabilmektedir. 10 Ağustos 2007 tarihli Cumhuriyet Ege, "deniz dolgusuyla elde edilen alan, kruvaziyer turizmine olanak sağlayacak" izahatıyla, teselli vermektedir.

Çeşme mi?

Çeşme'li kamu yöneticilerinin de, Kuşadası'ndaki betonsever meslektaşlarından eksiği bulunmuyor Koruma Kurulu, "oyun oyabildiğiniz kadar" anlamında, kaya ve toprak çıkarma izni sağlıyor, belediye ise, dağın -pardon, "taş ocağı"nın- değişen yapısını plana işleyerek katliamı resmileştiriyor. Bu kadarla kalmıyor taş ocağının çirkinliğini perdelemek üzere, "oyma alanı"nın çevresindeki kaldırımları yenilemeyi ve ön cepheye ağaçlar dikmeyi de yerel yönetim, sevabına, üstlenmektedir. (Kruvaziyer kârlarından Kuşadası halkına bir pay kaldığını zanneden ve kendi kruvaziyer limanlarından "doyma" umut eden Çeşme'liler, şimdilik, "oyma" versiyonuyla idare edecek gibi görünmektedir.)

Çeşme mi?

Çeşme, artık, Kuşadası'ndan daha fazla Kuşadası'dır.

TBMM Komisyonu'nun 2004 tarihli "çocuk fuhuşu" raporunda Kuşadası'nın adı ilk sıralarda geçti diye, tüm bir kent çalkalanmış, infiale kapılmıştı oysa küçük kızlarla fuhuş alemi yaptığı için Fransa'dan sınır dışı edilen Rus oligarkı Prokhorov, Fransa'ya "alternatif" olarak Çeşme'yi seçtiğini ilan edince, ne çalkantı ne de öfke, tersine, seks düşkünü milyarderin, Çeşme esnafının "yüzünü güldürdüğü" basına yansıyabiliyordu. "Prokhorov'un yanında 20 kızdan oluşan bir harem var, ama güzelliklerini görmeniz lazım, kızların hepsi 90-91-90, hayır belleri kalın değil, bunlar doğum tarihleri!" hedonist ayine iştirak fantezileri kurduğu anlaşılan Hürriyet muhabiri de, haberi maganda esprilerle süsleyebiliyordu. (http://www.hurriyet.com.tr/cuma/9227168.asp)

Hangi turist diyarı Kuşadası'na benzemiyor yoksa, Çeşme'nin yavrusu, çevrecilerin üstüne toz kondurmayıp "koruma timsali" saydıkları Alaçatı mı?

Şu Alaçatı tablosuna ne dersiniz: Turizm tahsis alanlarını İspanyol emlak kolleksiyoncularına bizzat gezdiren Alaçatı Belediye Başkanı, "yatırımcı"ların geziden memnun ayrıldığını söylüyor, Alaçatı'nın "doğasına uygun bir şekilde fazla yoğun olmadan butik oteller, termal kür merkezleri ve golf tesisleri ile özellikle zengin turistlerin uğrak yeri" olacağını müjdeliyor herhalde, kamuya ait bir doğal cenneti (ama, "doğasına uygun şekilde", turizm diliyle, "Kuşadasılaşmadan") uluslararası emlak spekülatörlerine pazarladığı için, "büyyük başkan" tezahüratı beklemektedir! (**) "Kuşadasılaşmamış" Alaçatı'nın "Kuşadalı'laşmamış" başkanı, gelin görün ki, tahsis başvurularını yetersiz bulmakta, dünya lüks emlak pazarına daha fazla hazine arsası sunabilmek için, Turizm Bakanlığı'nın "tahsise çıkan alanları mutlaka küçültmesi ve teminat oranlarını düşürmesi gerektiğini" dile getirebilmektedir. (www.turob.com/NewsDetail.aspx?newsId=5358)

Bir başka misal olarak, Can Yücel'in Datça'sını "masum, bakir belde" sınıfına sokabilir miyiz?
Datça'lılar, kasabalarının "huzurevi"ni andırdığını söylüyorlar sebep, turist sayısının azalması imiş! (Radikal, 10.06.08) Saf kalpli Datça'lılar, Kuşadası'na benzeme sürecinde aşama kaydettiklerinin ayırdında değiller, inadına daha çok benzemek, inadına daha yoğun özel turizm yatırımı çekmek istiyorlar fazla ağlaşmalarına hacet yok, bir yada birkaç "Datça Ofer'i"nin kendilerine cömertçe yatırım, pardon, yardım lütfedeceği -ve "huzurevi"nin mumla aranacağı- günler hayli yakındır! (Muğla'nın bir başka "Kuşadası'na benzemeyen" beldesi Selimiye, Güngör Uras tarafından, 19 Temmuz günü, "sakin, tertemiz ve henüz bekâreti bozulmamış bir tatil yöresi" olarak tanıtılıyor ne gülünç ki, bu yazıdan sadece 5 gün sonra, bu kez Elif Urgu'nun köşesinde, "bekareti bozulmamış" köydeki evlerin tüccarlara satılmaya çoktan başladığı ve mütevazi kır evlerinin kaçak eklentilerle büyütülerek, birer ticari işletmeye dönüştüğü anlatılıyor. Urgu, evden bozma işletme sahiplerinin, kaçak katlardan doğacak imar cezalarını pek önemsemediklerini de ekliyor Selimiye'nin, -en azından imar fütursuzluğu konusunda- Kuşadası'na benzemediğini söylemek, hayli zor görünüyor!)

"Malafa" adlı (belgesel-)romanda, yazar, bizzat içinden geldiği sektörün mide bulandırıcı resmini çiziyor: "Turizmi, Üçüncü Dünya ülkelerine bırakmıştır medeniyet. Irzına geçtiği halklara karşılığını verebilmek için... Turizm, fabrikası olmayan ülkelerin bacasız sanayi olarak niteleyip meşrulaştırdıkları bir oyuncaktır. Dünya ekonomisinden, özellikle üçüncü dünya ülkelerine düşürülmüş bir paydır. Ancak turizm beldesi olmayı yöre halkı seçmez. Bir bölge ya da ülkenin turistik olup olmadığına tatile çıkan, gelişmiş ülke vatandaşları karar verir. Onların insafına kalmış bir ekonomik harekettir."

Günah keçisi Kuşadası'na, "tencere, dibin kara" diye seslenenlerin unutmamasında yarar var hangi tencerenin dibinin daha kara olacağı, uluslararası turizm tekellerinin "insaf"ına kalmaktadır.
Artık, hangi tencereye betoncu İsrailli, hangisine molozcu yerli ve hangisine fuhuşçu Rus düşer, orası pek belli olmamaktadır.

-----------------------------------------------------------
(*) İtalya'da, plajdaki turistlere süs eşyası satan iki göçmen kız, sıcaktan bunalıp denize giriyor, boğuluyor, cansız bedenleri plajda saatlerce bekletilirken, tam arkalarında, burunları dibindeki çocuk cesetlerine aldırış etmeden güneşlenen, denizi seyreyleyen, "tatil"ine devam eden "insan turist"ler, turizm'in utanç resmi oluyor. "Medeni" Avrupa'daki, pek özendiğimiz turizm beldelerinin, broşürlerinde "Betonadası" yollu alaya aldıkları Kuşadası'nın -en azından insanlık konusunda- tırnağı dahi olamayacağı ortaya çıkıyor.

(**) Emperyal monopollerin bir tek Kuşadası'na musallat olup, diğer merkezleri azat eyleyeceğini nasıl düşünebiliriz misal, Alaçatı'daki tahsisat talipleri arasında Ofer/Global de yer almaktadır. İsrail sermayesinin bir kente hakim olması için, illa Kuşadalı bir ahlak fukarasının koltuk değnekliği gerekmiyor "dürüst" ve "korumacı" Alaçatı yönetimi de, Telaviv'i kurtarıcı sayabilmektedir!

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları