Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

"The Tarish Hotel" MUSTAFA ADALI (Kuşadası)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

1. PERDE:

Mekan, Ege açıklarında, bir ultra lüks teknedir.

İngiliz, Arap ve İtalyan, üç ortak, güvertede acil toplantıdadır. Ortaklar, ismi Oferadası olarak değiştirilen bir kasabanın göbeğindeki Tariş'e ait arsayı ucuza kapatmış ve buraya, denize nazır tam 16 katlı otel dikmeyi arzulamaktadırlar.

(http://www.milliyet.com.tr/2007/08/10/ekonomi/eko33.html) Fekat, o gün, Arap ortak, arsanın imar durumunu öğrenir ve suratı kara'dan da kara bir renk alır:

"Ya haci, imar çok feci Otel-el-Tariş, galiba mafiş, arsa yeşil alan imiş!"

İtalyan da, paniğe iştirak eder hemşehrisi Pippa Bacca'nın ölümünden sorumlu tuttuğu Türklerin, kendisini de "imar şehidi" yapacağını, gurbet ellerde efkârdan ölüp bir müslüman mezarlığına gömüleceğini düşünür:

"Mamma mia, problemo grandi, arrivederci dollari, bize lazım sinyor Şaban Dişli!"

İngiliz ise cool'dur böyle ufak işler için Şaban Dişli kontenjanını harcamaya gerek duymaz. Bir eliyle laptopundan borsa işlemleri yapıp diğeriyle whiskysini yudumlarken, ortaklarını sakinleştirir:
"Don't worry, be happy Tarish arsasi is in Oferadasi!" (Arsa Oferadası'nda olduğuna göre, no problem, demek istemektedir.)

Arap ve İtalyan ortaklar bu sözlere anlam veremese de, cool İngiliz, binlerce hemşehrisinin Kraliçe adına harıl harıl gayrımenkul topladığı bu memleketi, bir nevi Britanya toprağı saymaktadır. O kadar ki, aynı kasabada, adıyla sanıyla, bir "İrlanda kolonisi"nin dahi mevcut olduğunu, basından okumuştur. (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=228253) Kentteki Anglophile ruh haline ilaveten, bir de, belediye idaresinin "very very tourismophile" olduğunu öğrenmiştir. Anlatmaya başlar: "Siz karışmayın, herşeyi ben hallederim. Siz, yeter ki, sabah akşam 'tourism' edebiyatı yapın, her suale tourism'li yanıtlar verin, ananızın adını bile sorsalar, 'tourism' deyin, gerisini boşverin. Okey?" İkisi de, ortaklarının, kızgın Ege güneşinde beyninin sulandığını zannederek, "okey okey, anamız Mrs. Tourism, hatta babamız da misterlisi, okey" yanıtıyla ve "vah vaah, zavallı, iyi çocuktu" mealinde, kafa sallarlar.

Halbuki, Britanyalı'nın beyni değil ağzı sulanmaktadır zira, Ofer'in, Emekli Sandığı (Arslanburnu) Koyu'ndaki imar haklarını nasıl üç'e katladığı ile ilgili meclis tartışmalarını, internetten hatmetmiştir. Tutanaklar, bu kentte, idarecilerin, "turizm" sözcüğünü duyar duymaz, yeşile düşman ve betona aşık bir güruha dönüştüğünü göstermektedir.

İngiliz, "işte taraftar, işte meclis, işte şampiyon" diye iç geçirir yerel müteahhit ve arsa sahiplerinden öğrendiği, "iyi ki, my God şu turizm'i yaratmış" vecizesini keyifle mırıldanır. Bir yoksul kahvehanesinde five-o'clock-tea yudumlarken kendisine anlatılanlar da, aklından hiç çıkmamaktadır: "Le mister, Ada bitti le Belediye'nin adı bile değişti, 'Turizmiye' oldu garem le!" (Ulan'ın mahalli versiyonu olan "le" ünlemini Türkçe-İngilizce sözlükten bulup tercüme edemese de, anlaması gerekeni anlamıştır pek kafaya takmaz.)

Olay, çok kolaydır. Arap, adaklar adar, İtalyan ise Meryem Ana'ya yüzlerce mum yakarak dualar ederken, İngiliz, otel dosyasını alır, dosdoğru Belediye'ye, namı diğer Turizmiye'ye gidip, "ben dikmek hotel touristic, please tasdik" der, başvurusunu yapar. ('Touristic' sözcüğünü, hayli yüksek ve dikte edici bir ses tonuyla, bilhassa vurgulamayı ihmal etmez.)

Artık düğmeye basılmıştır.

Bölgesel gazetelerde, birdenbire, "tesisler pek bi fena durumda" haberleri, "turistin bol yatırım ve bilhassa bol otel istediği" yolunda acıklı köşe yazıları çıkmaya başlar. (Malum, turist çoksa, çok otel dikilmeli, yok eğer turist azsa, gelmeleri için daha da çok otel dikilmeli, özeti, her hal ve şeraitte sahillere bişeyler şeyedilmelidir!) "Analizlerimiz gösteriyor ki, rantabl, presantabl, global, vs tesislere ihtiyacımız var" diye başlayan STK uzman görüşleri, "16 kat biraz fazla ama, 10 olsaydı" gibi ehveni şer pazarlıkçılığı, "otel silüeti bozar, ama eski hali de çöplüktü be abi" türünden dengeci fikirler ortalığı kaplar.

Ve nurtopu gibi, multi-katlı bir "turizm yatırımı", ufukta belirir...

2. PERDE:

Mekan, "Turizmiye Meclis Salonu"dur.

Turizmiye Başkanı (Baştasdikçi de diyebiliriz) ve Turizmiye Meclis Azaları (tasdik kâtipleri olarak da tanımlayabiliriz) başrolleri üstlenirler.

Tasdik operasyonları, bu mecliste, cansiperane bir azim ve süratle neticelendirilmektedir. Öyle bir sürat ki, Baştasdikçi, okumaya bile vakit bulamadıkları için, "Hotel Tarish" dosyasını incelemek üzere mola isteyen bazı azaları, "Ara versek de bişey mi olacak Allahaşkına?" diyerek tersler. Kurallar katıdır: Turizmci uyumaz, turizmci üşümez, turizmci acıkmaz, "bişey" olmayacağından, ara da vermez.

Tasdik kâtipleri ise, "Başkanım, devam edin, devam edin! Ne arası. İşimiz gücümüz var yav. Niçin?" diyerek, Baştasdikçi'ye sürat ve azim pompalarlar "işimiz gücümüz" dedikleri ise, sırada bekleyen bir sürü turistik tesis tasdik'idir. (Repliklere, "oha, yok artık" tepkisi verenlerin, senaryomuzun ilham kaynağı olan orijinal Arslanburnu tutanaklarını okumasında yarar vardır: http://docs.google.com/View?docid=dckx64n7_1cgrwgddb&amphl=tr)

En yaşlı kâtip, bir eline kurukafa, diğer eline de mikrofonu alarak, Hamlet'in "turizmci olmak yada olmamak" uyarlamasını sergiler: "Sayın Başkanım, şimdi ee.. biliyorsunuz hotel turizmi S.O.S veriyor. Şimdi burda ne yapılacak? Turizme hizmet ne gelecek? Ya bunun yanında, otellere çare nasıl bulunacak? Artı, bunun yanında, burada yapılacak yatırım Oferadası'na çok katkıda bulunacak, çok şeyler getirecek. Bu gün inşaat sektörü ölmüş durumda. Herhalde inşaat sektöründe birtakım açılmalar olacak. Yani bu yan faydalarınla düşünüp taşınıp yani.." Türkçe'yi bir miktar katletse de, bu göz yaşartıcı tirat ölümsüzleşecek ve yerel turizm literatürünün "Üstadlar der ki..." listesinde, aylarca Top 10'dan düşmeyecektir. (Arka sıralardan bir fanatik taraftarın, üstad kâtibi çılgınca alkışladığı görülür ki, bu, İngiliz ortak'tan başkası değildir. Gözleri dolmuş, yüreği kabarmış, böylesi inşaat ve turizm tutkusuna, kapitalizmin beşiği olan kendi ülkesinde bile tanık olmamıştır.)

Ara not: Üstad üye ile Başkan, rakip partilere mensup olmalarına rağmen, milli turizm davası hatırına aynı dilden konuşabilmektedirler.

Baştasdikçi de, salt turizme hizmet aşkıyla diktiği kendi otellerini yadedip, bir nevi hislenmiş, havaya girmiştir katibin şık pasını, artistik bir vuruşla gole dönüştürür: "Bu vatandaşlar, burasını 'turizm amaçlı kullanacağımızı vaad ederiz' gibi ifade kullandılar. Ben, yapılacak olan yerlerin turizme yönelik olduğunu gördüm. İnşallah vermiş oldukları niyet mektuplarında bahsettikleri o büyük şirketlerin de yatırımları olur. Avrupa ve dünyada ismini kanıtlamış zincirler de yatırım yaparlarsa, turizm adına memlekete büyük fayda getireceği kanaatindeyim." Oh my God, bu ne ulvi bir, biir, biiir şey, yani, turizmsel bir şeydir? Artık, ne söylenebilir, dört kelimede bir "turizm" ilahının zikredildiği bir coşku fırtınasına, ne eklenebilir? Bu kadar "vaad"li, bu kadar "zincir"li ve bu kadar "inşallah"lı bir inşaata ve dahi böylesi "vatandaşlar"a karşı çıkmak, akılsızlık ve hatta münafıklık değil midir? (Salona, Arap ortak da dahil olur. Gözlerine ve kulaklarına inanamamaktadır. İngiliz'in ellerini hararetle sıkar. "Ya habibi el İngilizi muhteşemsin billahi" gibi birşeyler mırıldanır!)

Seçimlere bir hafta kala, evvela ödp'den chp'ye, oradan da akp'ye başdöndürücü bir rotasyon gerçekleştiren, Mimarlar Odası başkanı sıfatıyla betonlaşmaya karşı yıllarca "mücadele" vermiş iken, şimdi, akp rozetiyle Meclis İmar Komisyonu başkanlığına terfi eden bir diğer kâtip ise, izleyiciyi sıkma ve piyesin reytingini düşürme pahasına, bir iki fiyakalı mimari laf eder: "Yatırımcı firma önce yüzde verin, proje getireyim diyor. Biz de buna ilişkin bir plan notu koyduk. Yani bu TAKS nasıl kullanılır, maket Fen Dairesi isteyebilir diye. Elbetteki bunun, şimdi bu yatırımcının şey gibi olduğunu da düşünmemek lazım, elbetteki düzgün çekici bir yatırım yapıldığı taktirde kar etcektir. O insiyatifi ona tanıyoruz. Ama bunları, dediğiniz şeyleri bize ara ara mutlaka sunacaktır Fen Dairesi." Adet üzere, oturumlarda, bu tür alafranga teknik konuşmalar, simultane tercümanlarca tasdikiye lisanına çevrilmektedir ve azalar, kulaklıklarından şu özet tercümeyi duyarlar: "bırakın ulan bu ayrıntıları, turizm ilahları bizden TAKS değil, tasdik istiyor hadi artizlik yapmayın, tasdikleyin!"

İmar Tasdik Komisyonu Başkanı, kendi "demokratik-ekolojik mücadele" mazisinden, mevzuya taş koymaya çalışan, iç ve dış bedbahtların her zaman mevcut olduğunu bilir. Lakin, panzehiri de (ölümü gösterip sıtmaya razı kılma yöntemini) bilmektedir. "16 kat mı, hayatta olmaz" ile başlanacak, "kurtarmaz ama, hadi 10 olsun, valla bi kuruş, pardon, bi kat fazla vermem" teklifi yapılacak, nihayetinde 12 katta el sıkışılacaktır. Velhasıl, hem 12'lik Arslanburnu rekorunun aşılması ve Ofer'in küsmesi önlenecek, hem de efkarı umumiyenin, "helal olsun, 16 kata izin vermediler" yollu şükran duyması sağlanacaktır. Arslanburnu tutanaklarından copy/paste edilip hafifçe photoshop'lanmış senaryomuza göre, Tasdik Meclisi'nin başı, ölüm'lü sıtma'lı bir söylevle, konuyu bağlar: "Grubun, hatırlarsanız, 16 katla ilgili bir talebi olmuştu. Bunu tartıştık, ki çok yüksek bir inşaat hakkı, dolayısıyla kabul görmedi. Arkasından, 15 kat şeklinde acaba olabilir mi, diye bir görüşme açıldı. 14 katla çizilmiş birtakım çizimleri, sizlerle paylaştım. 10 ve 11 arasındaki birşey tartışılabilir. Daha sonra da bu vatandaşlar, biz 12 civarındaki bir kata rıza gösteriyoruz, dediler." (Bu arada, "vatandaş"lardan sonuncusu olan İtalyan, "okey, okey, biz gosteriyor rıza 12 kat fantastico, bravo kapitano!" yollu, telaşla ve kendi kendine konuşmaya başlar. Katipler ve ortaklar, kendisini sessiz olması konusunda uyarırlar.) Zaten artık, piyes fazla uzadığından, izleyici yese de yemese de, 12'lik konsensüs üzerinden, tasdik oylamasına geçilir. (Eller sırayla kalkarken, Arap ortak, "tasdik, tasdik, yallah tazyik!" tezahüratıyla salonu inletmektedir.)

3. PERDE:

Baştasdikçi ve tasdik kâtipleri, salondakilerle gözgöze gelmemeye özen göstererek, arka kapıdan çıkarlar. "Oley" çekmek için, akşam yemeğine kadar sabredecekler ve o saate kadar, her soruya "ne yaptıksa, turizm için yaptık" formatıyla yanıt vereceklerdir.

Arap, kendini tutamaz, Ahmet Nazif Zorlu'dan öğrendiği kıvrak figürlerle, kameralar önünde göbek atmaya başlar. İtalyan ve İngiliz ise, göbek partisini vulgar bulduklarından, "yatırım"larını Venedik'te kutlamak ve uçakta, "viva turizm" nidalarıyla şampanya patlatmak üzere, bavullarını hazırlarlar. (*)

Kent'in "homo-turizmus" ahalisine gelince, onlar, yaşadıkları yerin, turizm-kenti mi, yoksa sadece "kent" mi olması gerektiğine karar vermeye çalışmaktadır.
Perde kapanır.

(*) Arap ortağın adakları ve İtalyan'ın mumları ters tepti kamuoyunda fazla tepki oluştuğundan mıdır, yoksa yerel seçimler yaklaştığından mı, her ne ise, Hotel Tarish projesi, -şimdilik- donduruldu. Dolayısıyla, Arslanburnu'nun çıplak gerçeğinden yola çıkarak yazılan bu senaryo, kurgu düzeyini aşmamış bulunuyor tabii, gene, şimdilik.

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları