Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Skydiving'le Rüyaya Yatmak MUSTAFA ADALI (Kuşadası)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Siz hiç, rayiç rüşvet bedelini ödeyip "bağımsız medya"da istediği haberi yayınlatan, ama bunu tam bir "şeffaf"lıkla ve de kamu eliyle, basbayağı bizim paramızla, beceren siyasetçi gördünüz mü?

El altından, dolaylı yoldan gerçekleşen "ağam, sen parayı bas, biz de haberi basalım" şeklindeki illegal sözlü akitler biliniyor Kuşadası Belediyesi ise bunu resmi yazılı kalıba sokmuş bulunuyor.

Manşetine Ofer haberi koymayan gazetelerin tiraj kaybettiği, Çemişkezek kahvehanelerinde bile Kuşadası'nın Kutmanadası olarak tanındığı günlerde, "ulan ben de bu provokatör medyayı paramla dövmez miyim" diye hırs yapan belediye reisi, vatanperver hizmetlerinin haberlerini -ücreti neyse vererek- yayınlatma kararı almış ve "iş"i resmi ihaleye bile çıkarmıştı. "İş"in şartnamesine göre, ihaleyi alan "müteahhit", gazete ve televizyonlarda, haftada en az 2 kez belediyeyle ilgili pohpoh-haber yayınlayacaktı.
(http://www.haberler.com/aydin-kusadasi-belediyesi-nden-haber-ihalesi-haberi/) Rezaleti duyan Gazeteciler Cemiyeti de, "Para karşılığı habercilik, tümüyle kurallara aykırı" diyerek, RTÜK'ü göreve çağırıyordu.

"Parayı kap, beni kahraman yap" ihalesi kapsamında mıdır, bilemeyiz, ama 28 Eylül tarihli Akşam'ın Ege ilavesinde, Reis'in bir advertorial röportajı okunabiliyor. ("Bu bir reklamdır" dipnotunu unutmak, RTÜK için, sarı kartı gerektiren hareketlerden değil miydi?)

Adverto-röportör, bölgesel basınımızı ihale manyağı yapan bu cömert siyasetçiyi, "Kuşadası'nın en zenginlerinden, kruvaziyer turizmini Türkiye'ye getiren kişi olarak bilinen Naci Akdoğan'ın tek erkek oğlu olarak" tanıtıyor. (http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=131072,3) Röportör, reklam yazısına "dakka bir, gol bir"le başlamak isterken, "dakka bir, gaf bir" yapıyor. Naci Bey'in yada herhangi bir başka dünyalının dişi oğlu olamayacağına göre, daha ilk cümlede "erkek oğlu" vurgusunun neden uydurulduğunu anlamak zor, "baştan pohpohlayayım, şey baştan söyliim, erkek adamdır vesselam" manasında yazılmış olabilir.

Merhum Akdoğan'ın "kruvaziyer turizmini Türkiye'ye getirdiği" iddiası da leş gibi reklam kokuyor. Bir, Naci Bey'in şirketi, Türkiye'nin değil, sadece Kuşadası'nın ilk acentesiydi iki, kruvaziyerlerin değil, "middle size" gemilerin acentesiydi üç, zaten, kruvaziyer tanımına giren ilk büyük gemilerin ilk destinasyonu da Kuşadası değil, İstanbul'du ki, Naci Bey, İstanbul'da şube açmamıştı dört, kruvaziyerleri ve gemileri kulaklarından tutup "getiren" kimse olmadı, (bizde, liman ücretleri ve denizi kirletme cezaları son derece düşük olduğundan) kendi başlarına -acentesiz- çıkıp "geldiler" ve sonraları herhangi bir acente arayıp buldular, hepsi bu.

Kaldı ki, sadece memlekete "turizm getirme"nin, bir işadamına -ve veraseten evlatlarına- otomatikman gazi madalyası kazandıracağını da söyleyemeyiz böyle düşünen varsa, turistik kentimizin ve bilhassa limanımızın beton mezarlığını andıran resmine bir kez daha göz atmalıdır. (*)

Her neyse, kentin en varlıklısının tek "erkek oğlu", iki dönemdir belediye reisliği yapan bir zengin erkek varis, ne yer, ne içer ve neler yapar reklamcı/gazeteci merak etmiş, soruyor. Yanıt şöyle:

"Genelde herkesin yapmayacağı şeylere merakım var. Bungee jumping, sky diving, yamaç paraşütü yapıyorum, derin suya dalıyorum. Okyanus balıkçılığı yapıyorum, gezme ve seyahat etme tutkunuyum." Köpekbalıklarıyla kick-box, timsahlarla yağlı güreş falan da yapsa seçmenleri pek alakadar etmez, ancak, bir sahil kasabasında yaşamasına rağmen balıkçılık hırsını ancak Pasifik ve Atlantik'te tatmin edebilen, bungee jumping sevdasıyla bu aktivitenin sunulduğu uzak diyarlara uçmak zorunda olan, üstelik gezi tutkunu olduğunu bildiğimiz bir seyahat, pardon, siyaset adamı, amme hizmetine ne kadar zaman ve enerji ayırabilir, insan haliyle merak ediyor.

Reklamcı da merak etmiş olmalı, açık açık soruyor: "Neden belediyeye ve Kuşadası'na çok uğramaz oldunuz?" Yanıt niyetine, "bilakis, ben gecelerimi bile belediyede geçiririm, hatta psikologlar belediyekolik olduğumu söyler" gibi bir demagojik külli-inkâr beklersiniz, değil mi ama hayır, extreme spor tutkunu reis, extreme bir dürüstlükle, makamına uğramadığını kabulleniyor: "Siyaset benim hayatımı kazandığım bir şey değil. Hayatımı siyasetten kazanmıyorum. Benim oldukça önemli işlerim var." Belediye binasının yolunu unuttuğunu saklamayan bir belediyeci, mal beyanı gibi, önem sıralamasını da vermiş oluyor yaz kızım: 1. kıt kanaat hayatını kazandığı, evine bir kap yemek götürebilmek için 18 saat çalıştığı şirket(i), 2. en extreme'inden adrenalin sağlayan spor, 3. adrenalinsiz de olsa seyahat, 4. ne adrenalin ne de para, hiç bi halt kazandırmayan siyaset.

Peki, Junior Akdoğan, neden adaylığa meyleder ki, o zaman öyle ya, kamu görevini "önemli iş" saymamaktadır.
Saymamaktadır, ama, jumping, diving ve yamaç-ing gibi "önemli işler"in ifası esnasında da, masmavi gökyüzünde full trans vaziyetine geçebiliyorsanız, yahut, "rüyaya yatma"yı becerebiliyorsanız, bilinmeyen merkezlerden ilahi mesajlar -vahiy falan- gelebilmektedir, insana. Nasıl mı: "Çok bunaldığım zaman adrenalini yüksek spor yaparsam, rahatlıyorum. Son olarak sky diving yaptım ve o sporu yaptıktan sonra yeniden aday olmaya karar verdim." (Rüyaya yatma hadisesinin halk arasında yaygın olduğunu biliyoruz, ancak, skydiving yaparken adaylık için rüyaya dalmak bayağı riskli doğrusu, işin ucunda, zamanında uyanamayıp maazallah "rüya gazisi" olmak da var.) Skydiving, fiyakalı söylenişine pek aldanılmamalı, bildiğimiz paraşütle atlama oluyor ve askerliğini komando olarak yapan milyonlarca memleket delikanlısının yakından tanıdığı bir aktivite, ne ki, paraşütle atlayan bir erin yahut sporcunun, yere ayak basar basmaz, "valla bu kesmedi, ben reis olucam arkadaş" dediğine, paraşütçülük tarihinde ilk kez tanık olunuyor. (Komando olsa, derhal hava değişimine yollanacağı kesindir.)

Sky-diving, gök ve dalma sözcüklerinden müteşekkil, gök'ten dalma gibi tercüme edebiliriz Reis, kendi halinde gök'ten dalar iken, aniden kulaklarını çınlatan reislik "vahiy"inden cesaret alıp, "ulan şu iki dönemdir dalamadıklarıma da bi gök'ten ve kök'ten dalayım" ihtirasına garkolmuş görünüyor.

Dalamadıkları mı?

"Gençliğimde Kuşadası için hayal ettiğim tek şey kongre merkeziydi. Onun da inşaatı sürüyor." Bir de, eskinin gençlerine kof romantik, hayalperest falan derler! 70'li yıllarda, yaşıtları özgür, eşit ve bağımsız bir ülke hülyası kurarken, beynine ve yüreğine, kongre merkezinin soğuk beton siluetinden başka hiçbir şeyin sky-dive yapmasına izin vermemiş bir realist/betonist genç filozof da mevcut imiş, halbuki.

Kongre Merkezi'nin üzerine çöreklendiği -arkeolojik ve lebiderya- Hazine toprağının, inşaatı yapan özel şirket lehine ipotek edilmesi (hatta, Reis'in kendi sözleriyle "tapusunun devredilmesi") çimento-demir karışımlı gençlik hayallerine dahil miydi bilemeyiz ama Belediye'nin resmi web sitesinde, yüzde 5 hisseli Belediye'yi, gençlik hayali şirketin "büyük hissedarı" olarak tanımlaması, dalma, avlama ve atlama meraklısı Reis'in, atma branşlarında da uluslararası klasmana girebileceğini göstermektedir. (**)

Gözüne kestirip, tek yahut çift dalacakları arasında, su kaynaklarımız da yer almaktadır: "Bir de Kuşadası'nı tema parklarıyla doldurmak istedim. Şu an özel girişimcilerin iki ayrı su parkı var. Bunu çoğaltmalıyız. Kuşadası ve Pamucak'ta iki golf merkezi için girişimler sürüyor. Kuşadası golf turizmi için iklim olarak en uygun yer." İnsanlar İzmir'de susuzluktan idrarlarını içecek hale gelmiş, ama, 80 km güneyde, Kuşadası'nda, (10 metre ötede denize girmek mümkün iken) içme suyunun görgüsüzlük düzeyindeki tüketimini teşvik eden -'yunus show'lu olanlarına kişi başı tam 70 YTL'ye girilebilen- aquaparklar ve uçsuz bucaksız çimlerinin su gereksinimi dolayısıyla birer su canavarı sayılan -binlerce YTL yıllık aidat ödemeyenin kapısına yaklaşamadığı- golf tesisleri, Reis'in rüyalarını süsleyebiliyor. (***)

Reklamın sonuç bölümünde, Reis'in mazide en usta "daldığı" yer olan liman gündeme geliyor: "Kuşadası Limanı, Bodrum Limanı ve İzmir'i aynı firma aldı. Ama Ege'deki bu 3 limanı aynı firmaya verince rekabet şansı ortadan kalkıyor. Bu tip limanlar tekelleşmemeli." (Reis, Ofer'in Kuşadası'nda tekel oluşturmasına taraftar, ancak, aynı tekelin pazar hakimiyetinin Ege'ye yayılmasından nedense rahatsız görünüyor.) Sakın bir basım hatası falan olmasın, Ofer'in monopolizasyonunu "aa, ne kadar ayıp" yollu eleştiren bu sözlerin patenti Reis'e mi ait gerçekten olsa olsa, reklamcı-röportajcının "Başkanım, eee, şöyle anlatayım, bu millet sizi Ofer'in daimi skydiving partneri saydığı müddetçe, bilin ki 'paraşütü ağaca takılır işşallah' diye bol bol beddua alacaksınız, o yüzden, deyin ki..." tavsiyeleridir! Türkiye'nin 1 numaralı gemi limanını İsrail tekeline devretmek için atmadık takla bırakmayan, şirket aleyhine çıkmış -imar planlarıyla ilgili- mahkeme kararlarını uygulamayıp bir de temyiz eden, yanlış duymadınız, basbayağı Belediye adına ve şirket lehine temyize götürüp adeta Ofer'in fahri avukatlığını yapan, (limandaki kaçak inşaatı durduran mahkeme kararını tebliğ almayıp, posta görevlisini tebligat zarfıyla kapıda bekleterek ve yangından mal kaçırırcasına, inşaat ruhsatını imzalayıveren) hatta limandaki inşaatlar tamamlanana dek, Kuşadası'na ve Belediye'ye neredeyse her gün -evet evet, her gün- uğrama "fedakarlığı"nı bile göstererek, tüm kentin kontrataklarına karşı Ofer'le tandem ön libero oluşturan bir Reis, şimdi tekelleşmeden şikayet edip Rekabet Kurulu'nu göreve çağırıyor, öyle mi? Ey yerel seçim, sen nelere kadirsin!

Kuşadası Limanı'nda iki adet gemi yanaşma iskelesi mevcut, ancak, bir kaç yıldır, kamuoyuna 3. bir iskeleye "acil ihtiyaç" duyulduğu pompalanmış ve Koç da, bu vatani vazifeye "umumi ısrar üzerine" gönüllü yazılmış durumda: "Setur [Koç] bu doğrultuda girişimde bulundu. Biz de destekliyoruz. Bunun yanında mevcut liman işletmecisi EgePorts [Ofer], Güvercinada yakınlarında 3. bir iskele için başvurdu. Bunu kabul etmedik." Haydaaa, Ofer istiyor ve Reis kabul etmiyor, herhalde gene vahiy falan geldi, diye düşünürken, kısa süreli küslüğün tatlıya bağlandığını okuyoruz: "Bunun üzerine ikinci iskelenin marina bitişiğindeki yanına 3. iskele yapmak için başvurdular. Biz bunun için de olumlu görüş bildirdik." Sol cenahta inşaat Ofer'e yasak, ama aynı Ofer, topu ters kanada atıp, sağ açıktan hücuma kalktığı taktirde, denizin ırzına istediği kadar geçebilecek anlamı budur. İyi hoş da, şimdi bu durumda, 3. iskeleyi kim kapacak, anlamak mümkün olamıyor dahası, Reis, hem Koç'a, hem de Ofer'e yeşil ışık yaktığına göre, sadece 3. değil, nurtopu gibi bir de 4. iskelemiz doğmuş görünüyor.

Memleketimiz miniminnacık olsa da, denizimiz büyüktür, her monopole ihale ve her özel limana iskele bulabiliyoruz!

Lakin, Koç açısından bir başka sorun ortaya çıkıyor: "Limanın özelleştirmesi sırasında tekelleşme ile ilgili bir madde var, Setur bunu aşamıyor. Özelleştirme şartnamesinde 'Mevcutların dışında başka firma tarafından yeni iskele yapılamaz' diye bir madde var. Bu her şeye aykırı." Yani, neye aykırı? Serbest ticarete mi, insan haklarına mı, yoksa özelleştirme yasalarına mı, neye? Ha anladıım, siz özelleştirmenin, "tekelleşmeyen", ööle zırt pırt arıza çıkarmayan, ağrısız sızısız, üç kapılı cabrio modellerini soruyorsunuz valla beyefendi, o çeşitlerimiz katalogda var ama bizim şubeye henüz gönderilmedi, belki seneye! (İki paragraf önce, bölgesel tekelleşmeye karşı çıkan Reis'in, Ofer'in Kuşadası'ndaki tekeliyle bir derdi olmadığı izlenimi edinmiş idik meğerse, vay canına vay, Reis, her şeye karşıymış!)

"Biz belediye olarak yeni bir iskele yapmak istesek de yapamıyoruz." (E günaydın! Ama, biz de, indirimli ürünlerimizde iade veya değiştirme yapamıyoruz, baştan düşünecektiniz.) Buyrun bakalım, çıktı mı başımıza 3. ve 4.den sonra bir de "belediye olarak" 5. iskele iyisi mi, 5 iskeleyi birleştirip Kuşadası Körfezini boydan boya yekpare iskeleleştirelim, adını da Kuşiskelesi yapıverelim, gitsin. ("Belediye olarak, yeni bir iskele yapmak istesek" mi, ne bu, bir tür soğuk İsrail esprisi mi yeni iskele yapacak idiyseniz, hazır kurulu olanını satmak için neden o kadar çırpındığınızı sormazlar mı?)

"Setur şimdi bu haksız rekabet yaratan maddeyi aşmak için mücadele veriyor." Breh, breh, breh... Haksız rekabet ve tekelleşme, -vaktizamanında kendi aile şirketi tekelleşmenin ağababasını yapmış olsa da- Reis'in "sosyal mücadele" odaklı taze seçim programında öne çıkıyor üstelik bu kez, (muhtemelen, bir golf turnuvasında kafasına golf topu çarpınca, vahiy yoluyla anti-tekel mücadelenin saflarına katılan) Koç Junior Mustafa'yı da yanına almış görünüyor!

Ne ilginç memleket tekelci ailenin tek oğlu, bir anti-tekel (ve dahi anti-Ofer) mücadele yiğidine dönüşebiliyor.
Ve bu yiğidoğlu yiğit, hem (Limaş'ın CEO'su sıfatıyla) alıcısı, hem (kamu görevlisi sıfatıyla) satıcısı ve hem de, alıcı'nın devlet katındaki avukatı olarak bir devasa satış'ın başrollerinde oynamasına rağmen, kontratta, koca koca harflerle "tekelleşme" yazdığını, üç yıl sonra bir gece ansızın, keşfedebiliyor.

Dahası, mevzu vatansa ve mevzu "haklı rekabet"se, gerisini (Ofer Hazretlerinin dostluğunu bile) teferruat sayabiliyor.

Ne zaman?

Bildiniz, evet, yerel seçim kapıya dayandığında.

Nerede?

Bildiniz, evet, son sky-diving seansında!

-----------------------------------------------
(*) Kaba bir hesapla, turizm serüveninin start aldığı 45 yıl öncesine göre, yabancı kruvaziyer şirketlerinin yüzde onbin, yerli acentelerin % 5000, shoppingcenter'ların %1000, esnafın %10, emekçilerin ise sıfır servet artışı sağladığı bir tabloda, en kanaatkar vatandaşın bile "olmaz olaydı böyle turizm" demesi son derece doğal. Meşhur fıkrayı, (orijinalindeki eşek'in yerine turist'i koyarak) hatırlayabiliriz: Esnafın biri, "Tanrım, ne olur bana bir turist müşteri ver" diye dua ederken, kapısının önünde bir turist peydah oluvermiş. Tam sevinecekken bakmış ki, komşusunun kapısında on tane turist duruyor. (Komşusu on turist için dua etmişmiş) Esnaf, "komşumun benden zengin olduğunu görmektense, müşterisiz kalırım daha iyi" diye düşünüp havaya bakmış: "Tanrım, ben vazgeçtim, yeter ki, komşumunkileri de geri al!"

(**) "Büyük hissedar" şeklindeki "büyük atma" ile, "tamam sattık, ama o kadar da satmadık" demek isteniyor hülle sayılır. İhmal edilebilir düzeydeki kamu hissesi olmasa, tapu devir işlemi, hem tepki konusu, hem alay konusu, hem de bir ağır ceza davasının konusu olacaktı oysa, yüzde 5'ten, henüz bir kaç ay önce yüzde 10'a terfi ettirilen "böyyük" belediye hissesi sayesinde "demek ki neymiş, büyük kısmını vermiyormuşuz" deme imkanı doğabiliyor. (Tam yedi yıl boyunca yüzde 5 olan "büyük" hissenin, "büsbüyük" yüzde 10'a yükseltilme kararı Nisan 2008 Meclis'inde alınıyor ki, ne tesadüf, tam da, şirketin sadakaya muhtaç hale geldiği tarih dilimidir. Meclis kararının İçişleri Bakanlığı'nca onaylanması gerekiyor onay gelir gelmez, -sadece %25'ini peşin, gerisini uzun vadeli taksitle ödeme opsiyonu varken, üstelik de belediyenin uçan kuşa borcu olmasına rağmen- tam 2 milyon YTL, nakden ve defaten ve de Hızır Aleyhisselam süratiyle Belediye kasasından çıkartılıp, son nefeslerinde "su, su, bir yudum su, az biraz da para" diye inlemekte olan şirkete enjekte edilecek. Ve buna, "kurtarma" değil, hisse artırma denecek. Nereden mi biliyorum, daha önceki %5 aynen böyle ödenmişti de ondan.)

(***) Ofer'in hem Kuşadası, hem de Antalya limanlarından sorumlu pazarlama müdürünün söylediklerine bakılırsa, Kuşadası Belediye Başkanı'nın golf projeleri, Ofer'in programıyla yüzde yüz uyum gösteriyor: "Port Akdeniz-Antalya golfçüler için de çok önemli bir turizm potansiyeline sahip bulunmakta. Limana gelecek gemilerden golf tutkunları için golf sahalarına ulaşmak azami yarım saatlik bir zaman demek." (http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=67337) Müdür eliyle/diliyle -golf sopasını da sallayarak- Antalyalı ilgililere tebliğ edilen sezonluk Ofer planının, Reis tarafından, "Kızım Antalya sana söylüyorüm, gelinim Kuşadası sen anla" formatıyla algılandığını ve derhal vaziyetten vazife çıkarıldığını varsayabiliriz. Bir de, limana yarım saat mesafedeki tüm Hazine topraklarının kafasına pek yakında golf sopasının ineceğini...

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları