Mustafa Adalı
Pygela'nın pyge'si ve tapusu... MUSTAFA ADALI
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
"Velev ki", belediye başkanısınız...
Hem de, ülkedeki her aktüel mevzuya "bu işten kendi şirketime, şey pardon, kendi memleketime bir kâr fırsatı çıkar mı acep" gözlüğüyle bakan, çekirdekten turizmci bir başkansınız...
Velev ki, turizm patronlarıyla balık-rakı muhabbeti yaptığınız günlerden bir gün, bir gözünüz kılçık ayıklarken, diğer nöbetçi gözünüz atv-ana haber'i (eskisini, Ali Kırca'lısını) taradı, taradı ve İstanbul'daki NATO Vadisi'nin emperyal zirve katılımcılarına dar geldiğini evreka'ladı hemen, "abi, bu işte manyak para var diyorum size" nidasıyla parmak şaklatıp, "bizim de vadimiz olsun, zengin konuklar bize de gelsin, varsın bizim trafiğimizi de felç etsin" gibi sosyo-turistik projelere dalar mıydınız, zaten altyapı sorunları nedeniyle can çekişen miniminnacık kasabanıza, bir de, 10 bin kişilik dev kongre vadisi kurmaya kalkışır mıydınız? Kuşadası Belediyesi, gözünü bile kırpmadan kalkışmıştır.
Velev ki kalkıştınız, kamuya ait boş arazilere, proje için gereken bilgi birikimine (kaç yıllık otelcisiniz, ordinaryüs turizmolog sayılırsınız) ve Maliye'den ödenek kopartmak için gereken ikna yeteneğine ("valla Kemal Abi, bu iş bi olsun, millet, benim de, senin de, hatta Ofer kardeşimizin de taksiratını unutacak" dersiniz mesela) ziyadesiyle sahipsiniz kamu imkanlarıyla rahatça kotarabileceğiniz, kârlılık potansiyeli son derece iştah açıcı görünen bu yatırıma, elinde çatal-bıçakla bekleyen özel sektörü ortak eder miydiniz? Kuşadası Belediyesi, etmektedir.
Hadi ettiniz, ettiğiniz şeyin üstüne tüy diker gibi, kamu hissesini gülünç düzeyde tutar mıydınız Belediye'nin ve İl Özel İdaresi'nin, 5+5, toplam yüzde 10'u aşmayan -o da, muhtemel sermaye artırımlarıyla kuşa dönecek olan- cüzi bir paya sahip olduğu Komer (Kongre Merkezi A.Ş.) şirketinin yüzde 90 hissesi, tam 61 özel şahıs/şirkete ait bulunmaktadır. Yani Komer, Kongre Merkezi'ni inşa -ve cebellezi- etmek üzere kurulmuş, Belediye'yi ise, bürokratik pürüzlere karşı panzehir ve dahi vitrin süsü olarak istihdam eden, neredeyse safi özel bir konsorsiyumdur.
Velev ki, 61 ortağın bu inşaata elverişli onlarca özel parseli var, arayıp tarayıp, arkeolojik değeri en yüksek olan kamu arazisini ve nokta atışıyla, bu alandaki tarihi kalıntıların tam üzerini mi seçerdiniz? Belediyenin ve Komer şirketinin seçimi budur. Kongre Merkezi'nin beton blokları, Kuşadası'ndaki en eski yerleşim yeri ve insanlık tarihindeki ilk sağlık turizmi merkezi olan antik Pygela'nın tam üzerinde yükselmektedir. (Pygela, tedaviye gelen askerlerin kaba etlerindeki bir hastalık nedeniyle bu adı alıyor pyge, kalçadaki kaba et anlamına geliyor.)
Komer, antik Pygela'nın "Pyge"sine, bir büyük memleket toprağının "kaba etleri"ne saplanan, sermayenin fetih bayrağı gibi durmaktadır. (*)
Hadi onu da geç, seçtiğiniz antik bölge, Komer'in ilk CEO'sunun ve bazı yönetim kurulu üyelerinin bizzat kendi otellerinin tam yanına-yamacına denk düşer, zaten onlarca yıldır arkeolojik kalıntıları işgalle suçlanan bu beş yıldızlı resort'ların değerini bir kaç kat daha artırır mıydı eksiği yok fazlası var, böyle olmuştur. (**)
Velev ki, hiç gerekmediği halde, özel şirketleri, inşaat'a, üst-mülkiyet'e ortak ettiniz, kongre turizminin ballı kaymaklı gelirinden onyıllar boyu pay alma (ayrıca, otel, restoran, acente, shoppingcenter gibi, para basacağı garanti olan ek tesislerin işletmeciliğinde öncelik) hakkı verdiniz, peki, (sıkı durunuz) bu ayrıcalıklı şahsiyetleri bir de Hazine tapusuna -gene yüzde 90- ortak eder miydiniz "çüşş" demekte haklısınız, ama, evet, Kuşadası Belediyesi, bunu da yapmış bulunmaktadır.
Kongre Merkezi'nin üzerine inşa edildiği yüzlerce dönümlük Hazine arazisi, 49 yıllığına kiralama şeklinde, Komer'e tahsis edilmiş iken (http://ya2004.yeniasir.com.tr/10/13/index.php3?kat=ana&sayfa=ilks1&bolum=gunluk) Belediye Başkanı, kendi bastırdığı Kuşadası-Toplum gazetesinin 18 Ağustos sayısında, "Komer vadisinin tapusunu alıyoruz" demektedir. AKP'li reis, aynı zamanda Komer'in yönetim kurulu üyesidir ve "Yönetim Kurulu Başkanımız Başaran Ulusoy ile birlikte yürüttüğümüz... görüşmeden sonra, Maliye Bakanımız tapu devri konusunda bizzat talimat verdi" cümlesiyle, tarihi Pygela'nın tapusunun Komer'e (satıldığını falan da değil ha) çam sakızı çoban armağanı bir Ramazan hediyesi misali verildiğini sevinçle bildirmektedir.
Velev ki, hem şirket yetkilisi, hem de belediye temsilcisisiniz...
Tuhaf ama, hem kiracı, hem de mal sahibisiniz...
Alın size tam bir (Ramazanlık) ahiret sorusu: Kiranın, yüksek mi yoksa düşük mü olmasını arzu ederdiniz, yani devlet(iniz)in gelirini mi, yoksa şirket(iniz)in giderini mi daha fazla önemserdiniz Başkan, tereddütsüz, (beynine kan yerine bir kez turizm pompalanmayagörsün, artık, ahiret sorgucusunun kendisini cennete mi yoksa başka bir bölmeye mi postalayacağı, umurunda bile değildir) belediyeci kasketini bir kenara atıp Komer'ci şapkasını takmakta ve kamunun kira gelirini minimize etmek için Ankara yollarını aşındırmaktadır. Hatta, minimize etmek ne kelime, sıfırlamıştır da: "Şimdiye kadar Hazine'ye yıllık 645,000 YTL kira ödüyorduk, tapuyu almakla ödemekte olduğumuz büyük bir kira yükünden kurtulmuş oluyoruz" derken, "mal sahipleri"nin, yani kamu'nun, yani "bizim", yani 61 kişilik "biz" değil de, "asıl büyük biz"in, yıllık 645,000 YTL gelir kaybına uğrayacağımızı herhalde unutmakta, üstelik, kamu bütçesine giren parayı "yük" sayan ilk kamu görevlisi olarak da tarihe geçmektedir.
Ödenmiş ex-kiraların iadesi için de dilekçe yazacak mı (yazacak "mıyız"), orası bilinmemektedir!
Devamla ("biz"e) şunları söylemektedir: "Tapu almamız, Kongre Merkezi inşaat çalışmalarının büyük ekonomik yükünü de çözmüş olacak. Kredi kuruluşları ile yaptığımız çalışmalarda, ipotek karşılığı kredi almanın büyük avantajları olduğunu görmüştük. Tapumuzu elimize aldığımız anda, finansman sorununu da çözmüş olacağız." İşe bakın hele, "devlet bakkal bile işletemez" gerekçesiyle ortak edilen o 61 adet anlı şanlı "kredibıl" şirketi(mizi)n hiçbiri yeterli krediyi alamamakta (işin gerçeği, kredi almaya fazlasıyla yeterli mülke sahip olmalarına rağmen, hiçbiri kendi cici tapularını ipoteğe yanaşmamakta) ve bunun üzerine, son çare, paha biçilmez Pygela arazilerinin tapusu, Komer A.Ş. adına bankaya teminat verilmektedir!
Belediye başkanı, müjde'sinin ayrıntısında, "tapumuz"u, Maliye Bakanı'nın çoktan hazırlattığını ve "tapumuzu elimize", yani 61 özel firmanın kucağına, mübarek elleriyle bizzat Başbakan'ın vereceğini söylemektedir. "Tapu alma(mız)" işinin, ihalesiz ve bedelsiz olacağını ise, "biz"lerin uslamlama kapasitesine güvenerek, ekleme gereği bile duymamaktadır.
Gerek duymamaktadır zira, bir nevi yöresel adet gereği, Kuşadası'ndaki bilumum mülk sahipleri, arsalarını önce ucuza ve 49 yıllığına kiraya vermekte, bir iki yıl sonra, kira almaktan vazgeçmekte, en sonunda kiracıya tapuyu da hediye edivermektedir!
Burada, lebiderya arsalar, müteahhitlere, daire karşılığı değil, öpücük vesaire karşılığı devredilebilmektedir!
Burada tapular bol ve malikler alabildiğine cömerttir, mümkündür!
Peki, daha tapu devredilmemişken bile, Belediye'nin, Komer'i vadinin sahibi sayması mümkün müdür ister inanın ister inanmayın, Belediyemizin resmi web sitesinde, "Kongre Vadisi'nin sahibi Komer şirketinin inşaattan sorumlu yönetim kurulu üyesi de olan Kuşadası Belediye Başkanı" (http://www.kusadasi.bel.tr/belediye/newsdetay.asp?nid=624&gid=1) ibaresi okunmakta, Belediye, "yarı-resmi" devir işlemini, çoktan gerçekleştirmiş görünmektedir.
Arsa, en arkeolojiğinden ve bedavasından, devletten...
Finansman kredisi, istemediğiniz kadar, bankalardan...
Kredi teminatı, "elimize aldığımız" beleş tapudan...
Kafa emeği "bizim" mimar, mühendis, teknisyenlerden...
Kol emeği, bir kaç ay önce "tasarruf" tedbirleri yüzünden kazaya kurban giden 23 yaşındaki Şenol Taşkın gibi "bizim" işçilerden... (http://www.haberler.com/kusadasi-komer-de-meydana-gelen-is-kazasinda-haberi/)
Öyle ise, belediyenin, söz konusu 61 özel şirketi, "çayın taşıyla çayın kuşunu vurma" operasyonuna, neden ortak ettiği sorusu kafalara takılmaktadır.
"Para"doks'a bakın, "para bulamadığı" için 61 paralı ortak bulan belediye, "para bulamayan paralı"lara para buluvermektedir!
"İşbitiricilik" vasıfları dolayısıyla ortak edilen bir yığın işadamının, hazine tapusu olmadan işi bitiremediği, ancak "işbitiremeyicilik"lerinin karşılığı olarak da -işi bitiren- paha biçilmez tapuyu (yatıp uyurken) üzerlerine "iş"lettikleri, son derece tuhaf bir "iş" ortaya çıkmaktadır.
Yap-işlet-devret'in, YİD'in, Kuşadası versiyonu, "YUT" olmaktadır: Yat-uyu-tapulan...
---------------------------------------------------
(*) "Kentin limanı, plajın kuzey ucunda Tusan oteli arkasındadır. Şu anda göl görünümünde olan liman Roma ve Bizans dönemlerinde dar ve kısa bir kanalla denize bağlanıyordu... Kazı yapıldığı taktirde doğu ve kuzey kıyısında mendireklerin bulunacağına kuşku yoktur." (S. Erdemgil, "Geçmişten Geleceğe Kuşadası Sempozyumu 23-26 Şubat 2000", Sempozyum yayını, s.94) Masal anlatılmıyor bir kentten, bir limandan ve mahallelerden sözediliyor. Mendireklerin koordinatları milimetrik verilmese de, yazılanlar, yeterince açık görünüyor: Komer, tam bu bölgeye, değil beton blok dikmek, çivi dahi çakılmaması gereken bir antik hazinenin üstüne kuruluyor. (Uzman, "kazı yapıldığı taktirde, mendirekler bulunacağına kuşku yoktur" diyor mendirekleri bilemem, fakat, Komer'in "temel kazısı"ndan bir yıl sonra, 61 özel şirketin, kucaklarında paha biçilmez bir tapu senedi bulduğuna "kuşku yoktur".)
(**) "Kazı çalışmaları 74-78 yıllarında başlatılmıştır. Daha sonraki yıllarda da giderleri Kuştur Tatil Köyü yönetimince karşılanan Efes Müzesi Müdürlüğü'nün kazı çalışmaların[a göre]... kentteki prehistorik yerleşim, plajın güney kenarını sınırlayan tepenin üzerindedir... Bizans ve Roma döneminde kentin yerleşim yeri tatil köyünün bulunduğu düzlükte idi. Bu alanda tatil köyü yetkililerinin topladıkları mermer ve seramik eserler [tatil] köyün[ün] yetkilileri tarafından topluca sergilenmektedir." (S. Erdemgil, Sempozyum yayını, s.93) Bu akıllara zarar hikayeyi, Aziz Nesin değil, bir arkeoloji uzmanı anlatmaktadır:
1. Pygela kalıntılarını gün ışığına çıkartmak isteyen devletin gariban müzesi, kalıntıları işgal eden şirketten kazı için (ve Allah rızası için) para rica ediyor.
2. İşgalci, "kazın anasını satiim, parasını da verdim gitti" diyor.
3. Kazı sonucunda, tatil köyünün, antik kentin üstüne çöreklendiği (bir kez daha) resmen belgeleniyor.
4. Haydaa, o da ne, tarihi eserlerin üzerindeki tesisin sahipleri, kendi tesislerinin altından çıkarılan (toplam kalıntıların milyonda biri olan) antikaları, "ohooo, bunlar bişey mi, siz bi de otelimizin 'Toprakaltı Outlet Departmanı'nındaki 3000 yıllık modellerimizi görün" dercesine, üstelik müzede de değil kendi özel ticarethanelerinde, ("parasıynan deel mi, arkadaş") cümle aleme kıvançla sergiliyorlar.
5. 30-40 yıldır, tatil köyünün altındaki hazineye el sürülemiyor ve holiday-resort, "antik-resort"luğuna aynı yerde devam edebiliyor.