Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Özdil'in Kavunlu Turizmi

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

KENTİN SESİ - KUŞADASI Yazıları

7.7.07 tarihli Sabah'ta, "Türk Telekom Arap'ın, Telsim İngiliz'in, Kuşadası Limanı İsrailli'nin, Turkcell'in yarısı Rus'un..." şeklinde uzayıp giden bir liste yapıp, yabancı sermaye istilasından yakınan Yılmaz Özdil, 22 ay sonra, 24.5.09'da, bu kez Hürriyet'te, Antalya'yı betona ve görgüsüzlüğe bulayan bir yabancı yatırım hakkında, herhalde gala törenini ağzı açık izlerken başına çatıdan tuğla parçası falan düştü ki, "Mardan Otel'i çok önemsiyorum" diye yazabiliyor, hatta Rus otel sahibi için "...'devrim' yaptı" övgüsünü kullanabiliyor:

"[Otel dışındaki] esnafın cebine para girecek. Çarşı canlanacak. Sadece otel ve turizm acenteleri kazanmayacak, memlekete gelen para yöre ahalisiyle bölüşülecek." Tek ruble serveti olmayan bir Sovyet yurttaşı devlet bankası kredisiyle devlet şirketlerini nasıl alır sorusunun "glasnostla canım, glasnostla" diye yanıtlandığı Muazzam-Talan-Yılları'nda (bizim Çalık daha çelik çomak oynarken) semirmiş, yiğitler yiğidi bir Azeri/Rus oligark taa Orta Asya'lardan teşrif edip Antalya'mıza bol yıldızlı bir otel dikecek, ama personelini "sadece otelim kazanmasın haa" diye uyaracak ve havuzbaşında yatan first-class müşterilerini, "hadi çıkıp şu soydaşlarımın çarşısını da tez elden bi canlandırın bakiim" direktifiyle ara sıra kışkışlayacak, bitmedi, bu otele gelen para Antalya ahalisiyle "bölüşülecek" şaka falan değil, anlatılan, Özdil'in devrim'i ve I-have-a-dream'idir.

Nasıl mı her derde deva "herşeydahil-değil" sistemiyle tabii: "Her şey dahil değil o otelde... oda-kahvaltı veriyor, o kadar... Bira içeceksen, ödeyeceksin. Canın kavun çekti... Ödeyeceksin... Madem para ödeyeceksin, haliyle ne yapacaksın? 'Çıkayım şehirde yiyeyim bari' diyeceksin. Gitmişken alışveriş edeceksin." Evin etrafı dikenli telle çevrilecek, köydeki koyunların yünleri bu tellere takılacak, o yünlerden iplik-kumaş yapılacak... şeklindeki Nasrettin Hoca projesini andırsa da, Hürriyet yazarı, "kavunu-şehirde-yiyeyim-bari-harekatı"nı, 1. Antalya Meydan Muharebesi gibi görüyor: "Türk turizmi için 'kurtuluş' anlamına gelen adımı, bizim şabalaklar yerine, Azeri kökenli Rus işadamı attı." Kurtuluş kımızını içememiş yerli otelcileri "şabalak" yapan Özdil, "gitmişken-Türk-turizmini-kurtariyim-bari" yollu tevazu gösteren Kurtarıcı-Ağırabi için, "ben-de-bi-selam-çakiyim-bari" diye düşünmüş olmalı ki, yazısını "Helal olsun"la bitiriyor!

Helal olsun olmasına da, "kavunu-dışarda-yedirme-reçetesi"yle esnafın paçayı kurtaracağını varsaymak, (hadi şabalaklık demiyelim) biraz teğetgeçti'cilik sayılmaz mı:

1. Bir pimpirik kalantor, 11 restoran, 11 kafe, bir sürü lüks mağaza ve eğlence merkezi içeren 180 dönümlük bir site'den, gecesine binlerce dolar ödediği bir korunaklı saray'dan, kredi kartının limiti -ve aklından da zoru- yok ise, neden dışarı kaçıp, oksijeni az ve H1N1'i bol çarşı havasını solumak istesin ki varlıklıysa "kavunumu-şehirde-ucuza-yiyeyim-bari" demez, varlıklı değilse de, bu otele hiç uğramamıştır zaten.

2. Bir iki avantürye zirzop zengin, "ben çarşı hastasıyım abi, çarşıyı gezmezsem uçuk çıkarıyorum" falan diyebilir ancak, tatil boyunca defalarca sağılıp galon galon süt ve hanut verecek olan bu nadide inekler, beyinlerindeki rehbersiz-alışveriş-yapma-merkezi yok edilmeden, asla sokağa salınmaz. Turizm anayasasının değiştirilmesi-teklif-dahi-edilemez maddesi, turist'in, acente'den habersiz, değil kavun yemeye, helâya bile gidemeyeceğidir. Turist milleti serbest bırakıldığında ya davulcuya ya zurnacıya kaçacağından, daha ilk günden, hepsine "sürüden ayrılırsan kurda, çarşıya çıkarsan da kazıkçı esnafa yem olursun, ona göre" ikazı yapılır ve çarşıları El-Kaide-kampı gibi görüp titremeye başlayan bu paha biçilmez "mal"lar, başlarına dikilen bir çoban, pardon tercüman eşliğinde, tarihi eserler ile anlaşmalı AVM'ler arasında -dolaşır değil- dolaştırılır. (Bu acenteler hiç mi müşteri sektirmez, diye sorabilirsiniz, sektirirler tabii, ama yalnızca -lüks otellerin tek geceliğine bile maaşı yetmeyen- "Y ve Z gelir grubu"na mensup olanlarını!)

Özdil'in müjdeli yazısını okuyup "ne zaman bölüşüyoruz abi" yollu avuçlarını ovuşturan çarşı esnafının, Mardan'daki kalantor turistleri görüp hello diyebileceği bile şüpheli, yani. Acenteler ve oteller, tesis dışına sineklerin bile zengin olanlarını uçurtmaz, eskaza uçmayı başaran olursa o da sokaktan alışveriş yapmaya korkar, yapıyorsa da zaten o bir "sahte zengin"dir -veya bir meczup!

Denemesi bedava:

Yılmaz Bey, çarşıdaki kavuncu ve biracılar arasında "Mardan Otel'den kaç bin tane müşteri kaptınız, söyleyin bakalım" anketi yapacaksa, buyursun yapsın, yalnız bir dayak-geçirmez-yelek giymesinde yarar var, len-sen-bizlen-maytap-mı-geçiyon-len taarruzuna uğrayabilir zira...

Özdil'in aklına uyup, herşeydahil'den herşeydahil-değil'e dönmeyi düşünen otelci varsa, aman o da kask takmayı ihmal etmesin, rezervasyon ibresi bir haftada sıfırı gösterince, kafasını refleksle duvara vurma ihtimali oldukça yüksek. (Herşeydahil sistemini b.k çukuruna benzetecek isek, dahildeğil seçeneğini de bataklık, hatta asit kuyusu saymak zorundayız tercih patron milletinin, ama birincisinde, biraz kokulu da olsa, yaşama ihtimali mevcut, en azından!)

Kaldı ki, İsmailov da, "herşeydahil'e dönersem, topatan kavunu olayım" diye yemin falan etmiyor, niye etsin ki, piyasa'nın gönlü bu, bilemezsiniz, herşeydahil'e de konar, dahildeğil'e de. (Merakım o ki, maazallah dünya ultra-lüks-otel piyasasında işler ters gider, oligark soydaşımız da, denize düşüp can havliyle herşeydahil'e sarılır ise, Özdil tarafından "şabalak" olarak adlandırılacak mı acaba, yada "şabalakov" olarak?)

Kavunlu krizsavar reçetelerinde ve hatta kavunlu yemek tariflerinde iddialı olabilir, lakin Özdil'in herşeydahil'i bildiğini pek sanmıyorum.

Herşeydahil, bir hatalı-tercih değil, bir zaruri son-hamledir ve şudur:

1. Acentelerin temel baş ağrısı, ortalama otel ücretlerinin yüksekliğidir bu rakamı düşürmek amacıyla, sahil şeridindeki bilumum toprak sahipleri, "hacı-emmi-sen-yap-oteli-evelallah-müşterisi-benden" vaadiyle gaza getirilir. (Otelin havuzu, havuzun da tangalı beyaz tenli hurileri olacaktır icabında.)

2. O ana dek turizmle alakası, Armudun-İyisi-Çatalla-mı-Yenir-Kaşıkla-mı sorusundan öteye geçmemiş hacı-d-ayı-sahil-ağaları, bu gazla, bir gecede Massey Ferguson traktörlerinden Ferrari'ye zıplayıp (yeterince at-avrat-avro getirmeyen) tarlalarını "portatif yıldızlı" -bazen 5, bazen 6, duruma göre 7 yıldızlı olabilen- tesislere çevirirler.

3. Gün gelir, havuz başında toplantı yapıp karıları, tövbe tövbe, kârları gözden geçiren hacı-yıldızcı takımı, onca lüks oteli doldurmaya yetecek sayıda jet-sosyete turistin, değil Avrupa'da, galaksinin ücra köşelerinde bile bulunmadığını ve sittinsene bulunamayacağını farkeder, anlaşılır ki, Allah büyük, tekne küçüktür.

4. Can havliyle ve "herifler biz patronlardan fazla kazanıyor" argümanıyla, işçi ücretleri sıkı bir perestroykaya tabi tutulup zarar azaltılmak istenir, ancak muhasebe servislerinden "bizim otelde 'herif' işçi yok ki efendim, hepsi, Turizm Meslek Lisesi'nden stajyer çocuklar, ve hepsi zaten bedavaya çalışıyor" istihbaratı gelince, kelleler acentenin giyotinine uzatılır.

5. Beş-yıldızlı-kazığı en hassas organlarında hissetmeye başlayan hacıların bir kısmı otelini ölü fiyata dev acentelere satarken, (buna borsada şabalak-silkeleme-operasyonu denir) bir kısmı da, acentelerin hazırladığı, "herşeye, hatta herşeydahil'e bile razıyım" şeklindeki tek maddelik Sevr'i imzalayıp, otelin-züğürt-ağası ünvanını muhafaza eder. Yatak fiyatlarını yerin yedi kat dibine bastıran acentelerin Kazıklı-Voyvoda-kahkahaları eşliğinde, perde kapanır.

"Şabalak"lık, herşeydahil'den çok daha önce, son derece düşük kapasiteyle çalışacağı aşikar görünen yüzlerce çirkin ve irrantabl otelin sap gibi dikilmesi ve bu hovardalık uğruna yüzbinlerce metrekare yeşil alanın iğfal edilmesidir.

"Şabalak"lık, salt herşeydahilcilerde değil, yoksul insanımızla alay edercesine, dağı taşı (halkın kullanımına açılması gereken o güzelim ormanları ve sahilleri) kafalarına göre yıldız'a boğmuş istisnasız tüm lüks otellerdedir.

Atsan-atılmaz-satsan-satılmaz'lığı krizle iyice ayyuka çıkan bu otel ve yıldız çöplüğü sahillerimizden temizlenmedikçe, en azından sayıları sıkı bir tırpan yemedikçe, bir bütün olarak sektörün şabalak damgasından kurtulması zordur.

Kim ne derse desin, Hürriyet'in star'ı, otel-star'ın ve herşeydahil-değil'in başarısından gayet emin konuşmakta, bu güvenin dayanağını ise, çok-okuyan-değil-çok-yatıran-bilir atasözüyle formüle etmektedir: "Neymiş efendim, 'her şey dahil olmazsa, turist gelmez'miş... Tıpış tıpış gelecek... Adam 1.5 milyar dolar yatırmış, Avrupa'nın en lüks otelini yapmış, yanında Türkiye'nin ve dünyanın en tecrübeli profesyonellerini çalıştırıyor, o işi bilmiyor, kafası çalışmıyor, sen biliyorsun." Evet biliyoruz, bu şarkıyı iyi biliyoruz adı, "Değilmiki-Milyarder-Neylerse-Güzel-Eyler" olup, yabancı-sermaye-fan-club'larının askeri marşıdır. Biliyoruz, ama gene de, Özdil, yumruklarını sıka sıka marşını okurken, gırtlağını parçalayacak diye bayağı korkuyoruz! (Bir de, bu durumda, "Türk Telekom'un Arap'a, Telsim'in İngiliz'e..." verilmesinin neden Özdil'i rahatsız ettiğini anlamakta güçlük çekiyoruz hepsi de -şabalaklar'a değil- milyar dolarlık "adam"lara gittiğine göre...)

Bu "milyar dolarlık adam"a, turistleri bilemem ama, Hollywood kadınları hakikaten "tıpış tıpış" geliyorlar ve şakır şakır ötüyorlar. Geçen yıl beş kelimelik "Happy birthday to you Telman" adlı çocuk şarkısını piyano eşliğinde şakıması için Jennifer Lopez'e milyon dolar ödeyen İsmailov, Antalya'daki açılışta Monica'ya (Clinton'unkine değil, soyadı Belluci olanına) "I love Telmaan" diye isterik çığlıklar attırtıp (Vatan, 25.5.09) aynı Monica'nın peçetelerle kendisine notlar (??) göndermesini, eski aşıklarının basına sızdırdığı porno görüntüleriyle ünlenmiş Paris Hilton'un ise her masaya ayrı ayrı öpücük vermesini, karizmatik -biraz da "bankamatik"- şahsiyetiyle sağlayabiliyor!

Ve, Uğur-Dündarla-Ana-Haber içerisine tıkıştırılmış, Parayı-Veren-Düdüğü-Piyanoyu-Peçeteyi-ve-Öpücüğü-Çalar adlı "miki-film"in bu pespaye sahneleri, Starhaber'in co-star'ına göre "Türk turizminin kurtuluşu" oluyor.

Kurtuluş buysa, Özdil sağolsun, biz almayalım.

Lüks otel işletmeciliğinden bir kalkınma modeli çıkartabilmek için, önce görgüsüz tüketimi kutsamamız ve sonra Telman'ı batman/superman formatında algılamamız gerekiyorsa, eksik olsun, biz kalkınmayalım.

Oligarkların hedonist alemlerinden kente yayılan geğirme-yellenme-kusma aromalarını, bazen yelpazeyle, bazen oda spreyiyle, ama en çok "turizmin kurtarıcısı" türü medya övgüleriyle elimine etmek gerekiyorsa (ki, sonuncusu, lağım kokusunu dahi kamufle edebilen bir misk-i amber kudretindedir), aman kalsın, biz turizmi kurtarmayalım.

En önemlisi, sakın ola, kavunu-dışarda-yedirmeyi "bölüşüm" için yeterli sanıp, Kabzımallar Derneği'nin kapısına Turizm Bakanlığı levhası asmaya, Erman Toroğlu'nu da müsteşar yapmaya kalkmayalım!

Zira, eşitlik ve bölüşüm, kavunculuk'tan değil, kamuculuk'tan geçmektedir.

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları