Mustafa Adalı
Öyle Denmiş, Ama... MUSTAFA ADALI (Kuşadası)
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Geçen hafta, Ofer'e ait Kuşadası Limanı'na yanaşan ve gene Ofer'e ait olan bir dev yolcu gemisinde, turistlere "Kuşadası'nda dolaşırken, sakın yanınıza para, kredi kartı ve değerli eşyalarınızı almayın" temalı aşağılayıcı (*) broşür dağıtılması, kenti ayağa kaldırıyor. (Kaymakamlık'ta düzenlenen, "Bu hakareti, şööle en light'ından, velinimetimiz Ofer Hazretlerini haşa küstürmeden, protesto et-me-mek için, acaba ne yap-ma-sak?" toplantısına, herhalde geminin kanka'sına ait olduğu kendisine söylenmedi ki, Belediye Reisi de -üstelik, hayret, gemi sahibini değil, basbayağı Belediye'yi temsilen!- katılmış gazeteler öyle yazıyor.)
Oysa, önceki yazıda bahsi geçen, yüzlerce dönümlük "cillop" Hazine arsasının -yüzde 90'ı özel- bir şirkete ihalesiz ve bedelsiz devredilme haberi, kimsenin tüylerini ürpertmiyor.
Mamafih, skandal, bazı köşe yazarları -benim bildiklerim, Deniz Som ve Umur Talu- tarafından gündeme getirilince, öykünün esas oğlanları, Talu'ya yanıt veriyor.
Talu, reisin ağzından "Öyle denmiş, ama öyle değilmiş" başlığıyla, şirket reisi ile belediye reisi'nin ortak savunmalarını özetliyor: "Tapu alınmıyormuş, kira yine ödenecekmiş, banka teminat olarak tapu istemiş, başkan bir sohbette 'Tapu için başvursak ihaleye çok giren olur' demiş, tapu talebinden vazgeçip üst kullanım hakkını tapuya kaydettirip teminat yolunda karar kılınmış." (http://www.sabah.com.tr/haber,3117C6AFC3D14E3693AD3B6339DA130C.html)
Öyle denmiş ama öyle değilmiş tapu alıyoruz denmiş, ama tapu alınmıyormuş, kira ödemeyeceğiz denmiş, ama yine ödenecekmiş! (Haa bu arada, şirketi"mizi"n unvanına da Komer denmiş ama, aslında Ömer falan imiş, herhalde!)
Tamam, her küçük taşra gazetesinin uydurma haberle suçlanması mümkün ama bir siyasi'nin "kendi" öz gazetesini "öyle dedim, ama tam öyle demedim, dediysem de öyle değil" gibi tuhaf argümanlarla yalanlaması, yani yalan-doğrulaması (kulağa da pek hoş geliyor, annemizin yalancı-dolması gibi) herhalde basın tarihinde bir ilk olmalıdır. Zira, söz konusu gazetede Başkan'ın ağzından verilen demeçlerin "yanlış" yazılmış olması, Aydın Doğan'ın sözlerinin Hürriyet'te, Çalık'ın yahut Erdoğan'ın demeçlerinin de Sabah'ta "hatalı" basılması kadar akla uzak bir ihtimal. (**)
"Nasıl öyle değilmiş?" yollu hayrete düşenler içinse, bir ipucu, reis'in Umur Talu'ya laf arasında anlattıkları olabilir: Talu, "Başkan, bu mevsimin, Kuşadası'nın en güzel zamanları olduğunu söylüyor" diye yazmış, ilk okuyuşta, dam üstünde saksağan gibi algılansa da, (ve tabii, "hayatı o kadar da ciddiye almayın canım, sizi bu güzel zamanlarda ve bir beş-yıldızlıda ağırlayalım, bakın görün hiç bişeyciğiniz kalmayacak" imasıyla sarfedilmemiş ise) "böyle güzel zamanlarda, insan akşamları biraz kaçırabiliyor" anlamında söylendiğini varsayabiliriz. Keza, 'öyle denmiş ama öyle değil' tuhaflığını, "mevsim güzel ya, seçim de yakın ya, aklıma geleni öööyle sallamışım, bi daa bu gazetecilerle içenin..." şeklinde tercüme edebiliriz.
Ama tabii, hakikaten "öyle değil" ise...
Zira, ortada bir "bağımsız" gazeteden başka kaynak da var.
"O gazete bana bozuktu, hocam elektrikler kesikti, içki de ne yalan söyliim enfesti" gibi bahaneleri geçersiz kılacak, (deyim burada cuk oturuyor) "tapu gibi" bir yayın var.
Kuşadası Belediyesi'nin resmi web sitesi ve resmi dergi'si, yani resmi bülteni var pdf dosyalarını açacak kadar bilgisayardan anlayan her dünyalı okuyabiliyor.
Ağustos bülteninin, (http://www.kusadasi.bel.tr/belediye/dergi/Kusadasi_Agustos2008.pdf) 6. sayfasında, (web sayfası için 4/17) Belediye Başkanı "resmen" şöyle diyor: "Kongre vadisinin tapusu, Belediyemizin de büyük hissedar olduğu KOMER AŞ'ye devrediliyor." ("Öyle denmiş" işte, hem öyle net, öyle resmi ve de öyle büyük harflerle denmiş ki, artık daha ne densin. Bu cümledeki tek tartışmalı nokta, Belediye'nin -yüzde beş'le!- "büyük" hissedar olduğu ki, "büyük uydurma" diyebiliriz.) Ve devam ediyor: "Üst kullanım hakkı 49 yıllığına bize verilen Kongre Vadisi arazisinin, bankalara teminat gösterilerek, kredi almak için tapu talep ettik. İsteğimizi olumlu bulan Milli Emlak Genel Müdürlüğü resmi prosedürlere başladı. Bu işlemler sürerken, inşaatların hızının kesilmemesi... için gerekli taze paranın temini için Maliye Bakanımıza başvurduk. Bakanlığımız bize 49 yıllık irtifak hakkımız üzerine, tapuda ipotek konulabilmesi için gerekli izin yazısını bir gün içinde verdi. Böylece büyük bir zaman kazanmış olduk. Tapu işlemlerimiz devam ederken, biz krediyi almış olarak inşaatlarımızı büyük bir hızla tamamlamaya devam edeceğiz."
Neymiş:
1. "Biz"e, (bize dediysek, kamu manasındaki makro Biz'e değil haa, 61 özel şirketten müteşekkil mikro biz'e) bankalar, "Komer değil, Ofer de olsanız, hatta Şaban Dişli'yi ortak da alsanız, tapusuz kredi verilmez" diyorlar. "Üst kullanım hakkımız"ın adamlar için üst'ü yanık sütlaç kadar değeri yok, velhasıl, üst'ümüze değil alt'ımıza göz dikmiş bulunuyorlar ki, bir nevi "yoksa tapu, işte kapı" komplosuyla karşı karşıya kalıyor"uz".
2. Şirket'i(mizi)n "vice", belediyenin ve ailesinin ise has reisi olan şahıs, ışık hızıyla Ankara'ya uçup, "Kemal Abi, şu tapu'yu ver, yoksa bu Komer, seni de beni de ilk seçimde sandığa gömer" uyarısını yapıyor.
3. "Sana göre hava hoş, tapuyu ihalesiz devredersem, Yüce Divan bir tek beni gömer" diye içinden düşünen, lakin, seçim sözcüğüyle de eli ayağı dolaşan Kemal Abi, evvela telaşla, "Ronaldinho'yu, sizin kasabanın yağlı güreş takımına, olmazsa bando takımına falan alsak" hamlesiyle, orta sahada top çevirmeyi deniyor ancak, kendisine, tapulu Komer'in kaprisli Ronaldinho'dan çok daha fazla yabancı sermaye çekeceği de anımsatılınca, "seçimi, pardon, sizi kıracağıma, kafamı kırarım verdim gitti" şeklinde çözülüveriyor.
4. Fakat tapu bu, boru değil, bir gecede devir edilemiyor ki, "hediye"yi paketleme (kitabına uydurma) prosedürünün epey zaman alacağı ve bu arada inşaatın parasızlıktan çürüyeceği, eşikte koçbaşıyla bekleyen alacaklıların ise kapıları kıracağı hesaplanıyor.
5. Reis, cin gibi, Fatih'in "padişah sensen ordunun başına geç, yok bensem..." anekdotundan ilham alarak, ampul'unu çalıştırıyor: "Kemal Abi, sen demin bize tapuyu verdin mi verdin, tapu şimdi bizim mi bizim, eee, biz de bizim tapuyu ipotek etmek istiyoruz, yok tapu bizim değilse de ipotek edilmesine Allah emri Peygamber kavliyle izninizi bekliyoruz abi!"
Tabii, nasıl olmuş, nasıl denmiş, kelimesi kelimesine bilemeyiz ama "tapu işlemlerimiz devam ederken, biz krediyi almış olarak..." şeklindeki son cümlede ne dendiği açık: Kredi (riski kamuya yükleyerek) cebe atılmış olmasına rağmen, iş kredi almakla bitmiyor, bu arada, "tapu(yu kökünden devir alma) işlemlerimiz (yüksek 'devir'le, tam gaz) devam" ediyor hem kredi alınmış, hem de istikbaldeki başka krediler için -her seferinde, yatılı talebe misali, veliden izin kağıdı peşinde koşacak değiller ya- tapunun şirket kasasına atılması üzerinde söz kesilmiş görünüyor. "Öyle denmiş", yani...
Tabii, resmi bülten de "öyle denmiş ama öyle değilmiş" sınıfına dahil ise, artık ne denir, bilemem...
Peki, "ama öyle değil" deyince, rezalet sonlanmış oluyor mu?
"Tapu için başvursak ihaleye çok giren olur" cümlesi, "aah ah, şu ihale mecburiyeti olmayacaktı ki" türünden bir "tereyağından kıl çekme" özlemini yansıtıyor (Talu'ya, "adrese teslim ihaleyi, yani ihalesiz-ihaleyi kitabına uydurabilseydik, yapmaz mıydık, Umur Bey" demişler mi, bilinmez, ama sanki "öyle denmiş" gibi bir anlam çıkıyor) ve devir yöntemi için günlerce milimetrik hesapların yapıldığına işaret ediyor bir kamu görevlisinin, kamu tapusunu "nasıl yapsak da kazasız belasız şirket kasasına aktarsak" diye kafa patlatması bile, yeterince utanç verici değil midir?
"Tapu talebinden vazgeçtik" demek, bal gibi "evet, başlangıçta böyle bir halt yedik, ya tutarsa deyip tapu talep ettik" anlamına geliyor Hazine tapusunun üstüne yatmayı bir saniye akıldan geçirmek bile, yeterince büyük ayıp değil midir? (Zaten, bir paha biçilmez tapunun ihaleyle de olsa satılması yeterince gayrımeşru değil midir?)
Ve en önemlisi...
Kamu tapusunun bir özel şirketler grubu lehine ipotek ettirilme cüreti, sadece bu bile, yeterince büyük kepazelik değil midir?
İpotek, işler ters gittiği, şirket hortumlandığı, battığı, batırıldığı, vesaire vesaire durumlarda, kredi borcunu -ve fahiş faizlerini- halkın geri ödeyeceği yahut halkın lebiderya arazisinin banka envanterine geçeceği anlamındadır.
İpotek, riski yüzde 100 halk taşıyacak, ama kaymağı yüzde 90 özel şirketler yiyecek demektir.
Akıl var, mantık var, arsa sahibinin kiracısı lehine arsasını ipotek ettirmesi, arsa sahibinin kiracıya kefil olması görülmüş şey mi kiracıya devlet kefil olacak ise, misal, Kentsel Dönüşüm'le evlerinden sürülmeyi bekleyen ultra-yoksul Roman kentdaşlarımız da, bundan sonraki kiralama ihalelerine (hem de davulla zurnayla) pekala talip olabilirler!
Hayır, buna artık "çayın taşıyla çayın kuşunu vurmak" da diyemeyiz çayın geyiğini, hatta devesini falan vurmak oluyor.
Zaten, rastlantı bu ya, "komer" fiili, İspanyolca'da ("comer") yemek demek: Kuş'u da, geyiği de, deveyi de, hamudunu da, artık Allah ne verdiyse...
------------------------------------------------------------------
(*) Aslında, Ofer'in kastı, hakaret etmek olmayabilir (zaten, her büyük mağazadan "reklam bedeli" adı altında yüklü meblağlar toplayan, artı, her bir sent'lik satıştan da yüzde bilmemkaçlık "çorba"sını tahsil eden bir tüccar, alışverişi neden engellesin ki!) belki de, Amerikalı yolculara yönelik "gurbet elde para harcamayın" tavsiyesi, "siz yokken bi sürü banka battı, eve döndüğünüzde paranız, eviniz, bankanız, kredi kartınız ve hatta Özgürlük Heykeli'niz elden gitmiş olabilir, gerçi hiçbiri umurumda değil ama, ya seyahat taksitlerini de ödemezseniz diye ödüm kopuyor" anlamında yapılmıştır! Malum, broşürün dağıtıldığı günler, aynı zamanda Wall Street'in çöktüğü, taze işsiz Lehman çalışanlarının taze müflis şirketteki özel eşyalarını mukavva kutularla taşıdığı günlerdir ve malum, krize seferî vaziyette yakalanan müşteriler, ödemeleri aksatarak, gemi şirketlerini de okkanın altına atabilmektedir.
(**) Talu, "Belediye Başkanı'na hasım olmayan Kuşadası Toplum isimli haftalık yerel gazete" diyerek, fazlasıyla nezaketli davranıyor "hasım olmayan" falan değil, gayrıresmi yayın organı yahut Başbakan'ın pek sevdiği deyişle "yandaş medya" olarak nitelemek daha doğrudur. Kuşadası'ndan herhangi bir telefon numarasını (0.256.61xxxxx kodlu herhangi bir numarayı) rastgele tuşlayıp soran herkes, Kuşadası-Toplum'un "Reisin Sesi" olarak bilindiğini, gazetenin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni'nin ise Belediye Başkan Yardımcılığı'ndan geçen yıl emekli olduğunu, (ama "ezeli yoldaşlığı"ndan emekli olmadığını) teyit edebilir.
Yahut, telefon parası ödemek istemeyenler de, "www.kusadasitoplum.com" web sitesini bir kaç dakika tetkik ederek, "sahibinin sesi" sonucuna kolayca ulaşabilir, sanıyorum.