Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Muvaffak Bey'in Bando'sundaki İsrail Apoletleri MUSTAFA ADALI (Kuşadası)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Basında, Türkiye'nin en büyük caz sanatçılarından biri olarak tanıtılan ve Kuşadası Belediye Bandosu'ndan yetişen ünlü trompet ustası Muvaffak Falay, "Müziğe, cennet gibi bir yer olan Kuşadası'nda başladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum" diyor. 75 yaşındadır, büyüdüğü kente yıllar sonra konser vermeye geliyor ünlü ve tarihi Belediye Bandosuna dair, "O zamanlar 12 yaşlarındaydık. Bayramlarda ve özel günlerde görev alıyorduk" ayrıntısını ekliyor.
Lakin, ünlü müzisyene, şaşkınlıktan küçük dilini ve hatta trompetini yutturabilecek bir başka ayrıntı da var.

Herhalde, konser öncesi sahilde bir kısa tur atmış, yüzmeyi ve balık tutmayı öğrendiği doğal limandaki heyula Ofer mağazalarını farketmiş olmalıdır acaba Falay'a, çocukluk ve gençlik yıllarının sevgili bandosunun da, o mağazaları diken şahsa kiralandığını -evet evet, aynen TRT'nin atv'ye spiker kiralaması gibi ve "parasıynan arkadaş" savunmasıyla, "makbuz mukabili" tahsis edildiğini- kimse söylemedi mi?

Caz aleminde "Maffy" olarak bilinen Muvaffak Falay, uzun yıllardır yurtdışında yerleşik olduğu için, kamu bandosunun kiralandığı bilgisini tercüme hatası zannedebilir ama rent-a-car işinden haberdar olduğuna göre, olayın kendisine "rent-a-bando" deyimiyle izah edilmesi durumunda, anlayacağı kesindir.

Elbette, Maffy'nin, gene de, Kuşadalı şivesiyle, "aniii, olu mu le öle şey" demesi mümkün ama, rüşvete dahi belge bulunamayan bu memlekette, "rent-a-bando"nun kapı gibi fotoğrafı mevcuttur.

Ekteki resim, Ağustos 2006'da, Ofer'in limana diktiği, neredeyse tüm ülkeyi ayağa kaldıran 56 mağazalı "çarşı-kondu"nun önünde çekilmiş bulunuyor üstad Muvaffak Bey'in "bayramlarda ve özel günlerde" görev aldığını zannettiği nostaljik belediye bandosu, apoletlerinde shoppingcenter'ın logosu ile, "Oy farfara farfara, ateş düştü şalvara" konseri vermektedir. (Şapkalar resmi, ama omuzlar Ofer simgesi!) Bayram değil, seyran değil, özel gün hiç değil iken üstelik de, kentin en tartışmalı inşaatının kapı eşiğinde, bir tür reklam promosyonu mahiyetinde: "Ey ahali, buradan alışveriş yaparsanız, envai çeşit sürprizle, mesela, çocukluğunuzda kahramanlık marşları çalan bandonun sokak çalgıcısı versiyonuyla bile karşılaşabilirsiniz!"

Bando, Maffy zamanında, bayrak töreni ve ulusal marş demek idi Ağustos 2006 itibariyle, işyeri açma ruhsatı bir yana, inşaat ruhsatı bile olmayan yabancı "marka" mağazaların kapı önlerinde, müşterilere, "gel abi geel" temalı "animasyon" melodileri ve de yoz televole şarkıları icra eden bir karikatür'dür. (Kızılordu Korosu'nun "yakalarsam muck muck" nakaratlı Tarkan yorumunu andırıyor.) Muvaffak Falay'ın kuruluş gününü "Sevinçten ve heyecandan havalara uçtuk" sözleriyle anımsadığı bando'nun logo'sunda, artık Ofer'in rengi ve ruhu, lüks alışverişin "sevinç ve heyecan"ı uçuşmaktadır.

Kamu Bandosunun müzisyenleri, bayrak merasim noktasına, şehir merkezindeki caddeler boyunca askeri melodiler çalarak ve "uygun adım marş"la ulaşır idi oysa, sıkış tepiş inşa edilmiş Ofer mağazaları arasındaki daracık konser alanına, "serbest adım" yürüyüşle, dağınık ve sessizce gelmiş, icra bitiminde ise, sıvışır gibi, başları yerde, evlerine dağılmışlardır. "Kiralık" sayılmak, halk'a değil müşteri'ye çalmak ve dahi apolet tenziline zorlanmak, mahcubiyet yaratmış olmalıdır sessizlik ondandır. (*)

Neyse ki, rent-a-bando serüveni, tepkiler nedeniyle kısa sürmüş, 4-5 konserle sınırlı kalmıştır.
Fakat, "neden" sorusu askıdadır.

Ofer'in vereceği üç beş kuruşluk rent-a-bando ücretinin, belediyenin bol sıfırlı bütçe açığı açısından devede kulak olduğu açık koskoca İsrail monopolünün koskoca Ege bölgesinde bir özel kiralık orkestra bulamaması da düşünülemez. Öyleyse neden özellikle apolet skandalı, neden?

Her mahalli siyasetçi gibi futbola özel merakı olan belediye reisinin "formaya (yada apolete) reklam alma" sevdası mı kabul edilebilir değilse de, mümkündür.

Yerel yönetimin, Ofer'e yönelik, güven, şükran ve ilgisini dosta düşmana ilan etmesi mi, "seviyorum işte, var mı diyeceğin" mealinde bir meydan okuma mı olabilir.

Yoksa, kentin yeni egemenlerine ithafen, repertuarına İbrani melodiler de dahil etmeye hazırlanan bando'nun, efkarı umumiye'yi ufak ufak alıştırmaya çalışması mı bu da mümkündür.

Ama, hepsinin ötesinde bir imza'dır.

Kolonyal monopoller, yeryüzünün her köşesinde "imza" atmaya, saplantılı bir anlam ve önem atfediyorlar bir tür meşruiyet kompleksi sayabiliriz. Logolarına, marka isim haklarına bir tür kutsiyet yüklemeleri, basit bir desen için grafikerlere, reklamcılara çılgın rakamlar ödemeleri ve yarışmalar düzenlemeleri, giderek, çalışanlarından, logo'ya sonsuz bir hürmet talep etmeleri, muhtemelen bundandır.

Bir miniminnacık kasabanın bando üniformasına kendi armalarını dikte etmeleri, bu komplekstendir.

Meşru sayıldıklarına bir türlü yüzde yüz güven duyamamalarındandır.

Yeryüzünün her köşesinin kendilerine terkedilebildiğine garanti gözüyle bakamıyor gibiler resmi tebligat da istiyorlar. Sokaktakilerin vurdumduymazlığı karşısında, gözlerine ve kulaklarına inanamıyorlar. "Sakın şaka olmasın" diye düşünüyorlar "yemin edin ulan, valla billa deyin!" yollu imza talep ediyorlar.

Ekteki fotoğraflar, talep ettikleri yemin'dir.

Ve imza'dır. Belediye bando emekçilerinin omuzlarındaki İsrail tekeli logosu, bir kentin satış kontratına atılan "vallahi de billahi de" imzasıdır.

Maffy'ye gelince, bu resmi gördü ise, 60 yıl önce "sevinçten ve heyecandan" pırpır çarpan yüreği biraz burkulmuş, gözleri hafiften buğulanmış, konserde Charlie Parker ve Dizzy Gillespie'yi yorumlayan nefesi de ara sıra düğümlenmiş olmalıdır.

(*) Emekçilerin bu mahcubiyet ve ezikliğinde, yaşadıkları yere ait "turizm kenti" ünvanının da pay sahibi olması mümkün zira turistik hizmet sektörü, özel müteşebbislerin "hizmet" kavramını alabildiğine suistimal ettiği, insan onurunu yaralayıcı biçimler kazanabiliyor. Mesela, inanması zor görünse de, bir turizm tekelinin (The Marmara) Genel Koordinatörü, otel personeline, 'hizmet kalitesinde mükemmellik' başlığı altında, "kişiye özel uşaklık" eğitimi verdiklerini telaffuz edebiliyor. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/9401016.asp?gid=196&ampsz=10652) Özel teşebbüs literatüründe, turizm, halklar arası kültür alışverişi tanımından çok öte, emekçilerden, herhalde bandoculardan da, mecazen değil, açıkça "uşaklık" talep eden bir sektördür.

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları