Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Kütahya Soslu Kalküta Modeli

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:57 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:57

KENTİN SESİ - KUŞADASI Yazıları

Hem sosyal(%5), hem demokrat(%90), üstüne üstlük de halkçı(%5) bir parti başkanının röportajını okuyan yerel-gazeteci gözlerine inanamadı: Taze başkanın incileri, Mr. Kofer'le aynı gün kendisinin yaptığı -henüz yayınlanmamış- röportajdaki yanıtların birebir kopyasıydı. (Mr. Kofer kim mi, Unakıtan'ın "Ofer'i de, Kofer'i de tanımam" demecindeki gizemli şahıs oluyor.) Yerel gazetecinin sorularıyla Neşe Düzel'inkiler tamamen farklı iken, yanıtlar tek bir ağızdan çıkmış gibiydi.

Yerel gazeteci "yok artık, ilahi tesadüf olacak değil ya" dedi kendi kendine, parti başkanının yanıtları mı yoksa Kofer'inkiler mi orijinal, hangisi diğerinden intihal, onu da bilemezdi, düşündü taşındı ve "telepati" ihtimalinde karar kıldı nihayetinde, her iki gönülde de aynı pazarlamacı-aslanın yattığını ve her iki beynin de "sat, sat, sat" komutuyla kontak açtığını biliyordu.

İşte yerel gazetecinin röportajındaki o "telepatik" bölümler: (Not: Parti başkanının yanıtlarıyla Mr. Kofer'inkiler arasında en küçük bir fark bulabilen okuyucuya, Habertürk'ün yerçekimsiz küresinin yerçekimli bir fotoğrafı hediye edilecektir.)

Soru: Mr. Kofer, Kuşadası Limanını kamu idaresi...

Kofer: Bence "üretim araçlarının kamulaştırılması" gibi tanımlar pek anlamlı değildir.

S: Ben daha leb demeden siz leberalizm anladınız, ama endişe etmeyin, pek lehinize gelişmeyen liman-ihalesinin-iptali davasına girmeyeceğim, (mahkeme kararlarının nadiren uygulandığını biliyoruz) başka bir şey soracaktım: Kuşadası Limanını kamu idaresinden devraldığınız saniyede, henüz şampanya bile patlatmadan, nası-kaptık-ihaleyi-ama-partisi bile düzenlemeden, 18 liman çalışanını kapı önüne koyuvermiştiniz bu telaşlı emek husumeti, bu şiddet ve bu celal nedendir?

Kofer: Çünkü işçi sınıfı ilerici bir sınıf değildir.

S: Yanıt hakkı doğuracak laflardan kaçınalım bence: Şirketinizin ucuzcu müşterilere tahsis ettiği, kayıktan bozma geminiz SkyWonder, Kuşadası'nın sualtı lağım borularını geri vitesinin bozuk olması gibi skandal bir sebeple parçalamadı mı (http://www.thinkspain.com/news-spain/14701/spanish-tourists-back-home-af...) şimdi o gerici saydığınız işçiler de, kaldırıp size "sen önce kendi geri'ne bak" dese, yahut (geri-vitesi-dandik anlamında) "geri-ci" diye hitap etse, hoşunuza gider miydi mesela, bir düşünün bakalım... Gerici mevzusuna girmişken, ırkçılık konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kofer: Şimdiki ırkçılık büyük sermayenin ırkçılığı değil. Şimdiki ırkçılık çalışan kesimlerin, küçük burjuvazinin, esnafın, dükkân sahibinin ırkçılığı.

S: Kuşadası'nda yaşayan herkesi SS subayı yaptınız, geriye kala kala zatıaliniz kalıyor efendim. Yoksa siz de mi?..

Kofer: Büyük sermaye ırkçı olamaz.

S: Peki ya kankanız Mister-Başaltı-Sermaye-Mehmet-Pehlivan?

Kofer: O, küreselci olmak zorundadır. Çünkü ancak küresel davranarak işini, pazarını büyütebilir ve kârlarını katlayabilir.

S: O kârını katlarken, Kuşadası işsizlikten patlıyor, ama bakıyorum da siz puro tüttürüp ıslık çalıyorsunuz, çelik gibi sinirleriniz var, maşallah. Şu sosyo-iktisadi alemde size gıcık kaptıracak, sinirden puronuzu yutturacak bişey yok mu hiç?

Kofer: [Var,] bugün solun hâlâ emperyalizmden söz ediyor olması... [Oysa] Türkiye'de emperyalist bir güç yok. Yani Türkiye'yi sömüren yabancı bir güç yok.

S: Öyleyse, müjdeler var yurdumun toprağına taşına, emperyalizm karışıyor tarih sayfalarına... da, merak ettiğim, bizim denizimizi kim doldurdu, dolguyla oluşan ekstra alana 56 kaçak dükkanı leylekler mi getirip dikti o zaman? Kedi buysa ciğer nerde, sömüren yoksa bizim deniz nerde!

Kofer: Küreselleşme karşıtları, memleketteki bütün sorunların sebebini emperyalizme bağlıyorlar.

S: Neye bağlasınlar, "gerekirse kanun değişir" kelamı ağzınızdan çıkar çıkmaz, TBMM, şahsınıza mahsus bir eti-senin-kemiği-de-senin-kanunu yapıp, limanımıza üç katlı beton duvar örmenize izin veriyor ise, neye bağlasınlar? Emperyalizmin memlekete yarar sağladığı tek bir örnek gösterebilir misiniz bize?
Kofer: Mesela 1800'lerin sonlarında Fransızlar Kütahya'da krom çıkarmışlar. Muhtemelen bu kromu ucuza mal etmişler ama, ücretli işçi de çalıştırmışlar, onlara bir meslek öğretmişler.

S: "Meslek Lisesi, Memleket Meselesi" yani tamam da, kartvizitinde "Kromunuz İtinayla Çalınır" yazan bir centilmın-beyaz-efendi için, yabani yerlilere meslek öğretimi, bir tür günah-çıkarıcı-deterjan olmuyor mu kuzum limanlarını ("ucuza maletmek" ne kelime) ölmüş-eşek-pazarlığıyla kapattığınız Kuşadalılar, sırf kendilerine Ayarla-Belediyeyi-Betonla-Denizi zenaatını öğrettiniz diye, purolu, viskili, kara gözlüklü heykelinizi diker mi sanıyorsunuz? (*)

Kofer: Fransızlar gelmeseydi, Kütahya'daki insanlar madencilik öğrenmeseydi, katırcılar o madenleri alıp İzmir limanına taşımasaydı, Türkiye daha mı zengin olurdu? Hayır olmazdı.

S: Bilemeyiz, nerden bilelim: Bir, halamızın pala bıyıkları çıksa, bu bir amcamızın olduğu, daha doğrusu zengin bir amcamızın olduğu anlamına gelir miydi, bilemeyiz, iki, Kütahyalı madenciler toprağı-İslami-helal-usulle-kazma teknolojisini, katırcılar da katıra-frenkçe-deh-ve-çüş-deme ehliyetini kapsın diye, kromumuzu Fransızlara kepçeyle yedirmek zorunda mıydık, (iki buçuk, sömürgenler, kromumuzun ne kadarını bırakıp ne kadarını Fransa'ya taşımıştır,) üç, Fransa'nın 100 birimlik "sömürme" kârı, Kütahya'nın 1 birimlik "semirme" hızına tekabül ettiyse, Kütahya için bu dönem Cilalı-Krom-Çağı ilan edilebilir mi, bilemeyiz, ancak Kuşadalılar olarak limanımıza diktiğiniz AVM'nin bizi asla zengin eylemediğini ve kromunu-kaptırmış-Kütahya'ya benzemeyi ise hiç mi hiç arzu etmediğimizi kesin olarak söyleyebilirim.

Kofer: Dünyada emperyalizm tarafından sömürüldüğü için geri kalan hiç bir ülke yoktur. Ama sömürülemediği için geri kalan ülkeler vardır.
[Dikkat: Sömürülmediği değil, sömürül-E-mediği!]

S: Bu iş zor yonca, ööle adama gak deyince kromcu, guk deyince limancı vermiyorlar, sömürücülere doğru, "dekametroluk adımlar" atsak da kafi değil, Kütahya katırı gibi koşmamız gerekiyor ve şöyle: Evvela elimizdeki bağımsızlık kartını Q-matikten geçirip bir sömürülme-sırası-ticket'ı alacağız, ki bu arada artık hiç ihtiyacımız kalmayacağı için kartımıza makine tarafından el konulacak, biraz hafiflik hissedeceğiz, sonra başlayacağız beklemeye, ta ki sıramız gelene kadar ve şansımıza sıra geldiyse eğer, (gelmeyebilir haa, asırlardır sömürülme sırası bekleyen vakalar var) karşımıza çıkan gönüllü-sömüratörün, bizi yeterli süre ve yeterli şiddette hem-dövüp-hem-sevebilecek, bazen "mesleki eğitim" dahi verebilecek yüce gönüllü bir kromcu olması için dua edeceğiz... Yoksa... Lütfen bana gerçeği söyleyin Doktor Kofer, yoksa... yoksa, ihtiyaç duyduğumuzda, radyodan "AB grubu er-aş negatif sömürgen..." anonsu yaptırsak bile, bir tanecik lütufkâr koloni-valisi bulamayacak mıyız, kromumuzu Paris'teki eşe-dosta dağıtamadan ve ahir ömrümüzde şööle insan gibi doya doya bi sömürül-E-meden, en acısı, katırcılık-master-programımızı bile tamamlayamadan, pis bir hastane köşesinde, ööle bağımsız-mağımsız çürüyüp gidecek miyiz?

Kofer: Geçmişte emperyalistler tarafından sömürülmüş olan bazı ülkelerin bugün geri kalmış olmalarının nedeni emperyalizm değildir. Bunlar, sanayi teknolojisine ulaşamadıkları için geri kalmışlardır.

S: Oha! Hadi katırcılıktan-zenginleşen-Kütahya masalını, civcivlerin yiyebileceği ufaklıkta sayıp sineye çekelim, ama atışın bu kadarı da fazla kallavi artık emperyalistler tarafından sömürüldüğü için zenginleşmiş, gelişmiş bir ülke var mı yeryüzünde? [Noktalı virgülden sonrası, kelimesi kelimesine, Neşe Düzel'in muhtemelen dayanamayıp ağzından kaçırdığı soru.]

Kofer: Hindistan!

S: Kromu-Kemirilmiş-Kütahya-Modeli'nden vazgeçtiniz, şimdi de Çok-Sömürgenli-Az-Kalkınmalı-Kalküta-Modeli'yle mi "zengin"leştireceksiniz
Kuşadası'nı?

Kofer: İngilizlerle hemhal olmasaydı, Hindistan bilişim teknolojinde bugünkü seviyesinde olmayacaktı.

S: Bir fakir-leşim, cahil-leşim, kötübeslen-işim, bebek-yitim vs. oranları da bugünkü sefil seviyesinde olacak mıydı?

İki Velev ki gökten bir bilişim mucizesi düştü, bu "mucize"yi Britiş hemhalcilerinin yarattığı ne malum, onlardan önce uzun yıllar Hint topraklarını (enternasyonal maç tecrübesiyle, sonraki asırda, Kütahya'yı da) hemhal'leyen Fransızların dipçikleri, postalları ve spermleri hiç mi iz bırakmamıştır mesela?

Üç hemhallenmeden, dipçiklenmeden, postallanmadan bilişim'lenme imkanı yok mudur, (sperm bankaları var mesela, o iş için tecavüzcüye ihtiyaç duyulmayabiliyor artık) biliş'leneceğiz ve alt tarafı, misal, "ucuzalimankapatma.com" adlı bir web-sayfası tasarımında uzmanlaşacağız diye, limanımızın iğfaline göz mü yumalım?

Dört üstelik, bilişimlenmek, tüm ünlü Hint dokuma ustalarının parmaklarının -İngiliz kumaşıyla rekabet edemesinler diye- hunharca kesilmesi anlamına gelmiş ise, Kuşadalı ustalarımız, "aman mümkünse hemhal'siz, hatta halsiz ve hatta bilişim'siz kalalım" demezler mi?

Kofer: Bu öyle "emperyalizm" hikâyeleriyle yapılabilecek bir şey değildir. Bu yüzden de emperyalizm sloganlarının içi boştur. "Emperyalizme hayır" demek, aslında bir şey dememektir.

S: "Emperyalizme hayır" yerine, "bizden özgürlük değil ekmek isteniyor, ekmek" mi desek? (Gerçi, Mussolini sizi duysa, "bizden özgürlük değil, bilişmek isteniyor, bilişmek" versiyonunu kullanırdı muhtemelen.) Siz bayağı takmışsınız bu bilişizm-emperyalizm münasebetine Allah bilir, eskaza bir "sosyal demokrat" veya bir "halkçı" partiye lider olsanız, o koltukta bile, "emperyalizme evet, bin kere evet" deyip, kutsal-teknoloji-hazretleri aşkına topraklarımızı emperyalist, pardon (mesleki-)eğitimist şirketlere bölüştürürdünüz, şey pardon, biliştirirdiniz doğru mu?

Kofer: [Doğru.] Çünkü sol, liberalliği, piyasa ekonomisini içerir.

S: Hatta, bir "sosyal demokrat" veya bir "halkçı" partiden Kuşadası belediye reisi seçilseniz, hızlandırılmış sahilleri-oyma-içine-bilişim-koyma kurslarında AKP'li selefinizi bile geride bırakırdınız, bu da doğru mu?

Kofer: [Doğru.] Çünkü sol demek, devletçi olmamak demektir.

S: Aktüel bir sorum olacak: Göcek'in cennet koylarına demirleyen Kahraman Sadıkoğlu'nun 800 metrekarelik "yüzen villa"sına AKP iktidarı ceza kesmeyip "kafana göre takıl" diyor (**) bunu nasıl yorumlarsınız?

Kofer: AKP, özgürlükçü bir parti.

S: Neyse, biz sizi mesleki-eğitim çalışmalarınızdan fazla alıkoymayalım Açık Sorosum, şey, Açık Toplum Enstitüsü için Limanı-Nasıl-Bilişimledik raporu hazırlıyordunuz, devam edin lütfen, iyi eğitimler...

-------------------------------------------------------
(*) Ha bir de, Gelişmiş-Loca-Teknolojisiyle-Plaj-Kapatma dersini unutamayız elbet. Mesela: Aziz Yıldırım'ın yeğeninin Bodrum'daki beach-club'da sezonluk 50 bin TL'ye VIP-loca kapatması, sosyetenin bu dersten 100 çektiğini gösterebilir, ama işlemin yasal kiralama olduğu anlamına gelmez, açıkça işgaldir, zira, akde konu edilen mekan, Kıyı Kanununa tamamen aykırı bir yapı oluyor. Gazete resimlerinde, locanın denize sıfır bir noktaya dikildiği görülüyor (denize sıfır olmasa, kimse 50 bin vermez zaten) ki, Kıyı Kanunu, 50 metrelik ilk sahil şeridine, değil lüks-loca dikmek, tek bir çivi çakılmasını dahi yasaklıyor. Hadise'nin-Eurovision-klip-çekimi için falan da olsa, bir günlüğüne -portatif- de olsa, o "tabu" şeride loca'nın lo'su konamaz, o kadar servet-ve-inşaat-düşmanı bir kanun yani.

Denizden itibaren 50. metreyle 100. metre arasındaki ikinci şeritte ise, sadece toplumun yararlanmasına açık ve günübirlik tesislere izin veriliyor. Kişiye-özel-loca, "günübirlik" sınıfına sokulabilir, lakin "toplumun yararlanmasına açık" tanımına uymuyor ve loca müptelası hanımefendinin ikinci 50 metrelik şeritte sefa sürmesi de yasa ihlali oluşturuyor. (İkinci 50 metrede, 50 binlik locaya değil ama, mesela 50 kuruşluk günübirlik/portatif umumi tuvalete izin var, sıkışırsa sosyetik hanım da faydalanabilir yok eğer özel-WC isterse, abdestini tutup 101. metreye kadar yürümek zorunda.)

Lüks plaj locasının, derhal yıkılıp, deniz çizgisinin en az 100 metre gerisine taşınması, kira bedeli 50 bin TL içinden, locanın yasak bölgeye çakılı kaldığı günlere tekabül eden kısmın, cezasıyla birlikte, beach-club'dan tahsil edilmesi gerekiyor. (Sosyetik hatunun yanından ayırmadığı belirtilen 4 adet Kaniş köpeği için yasak yok, çiş ve kakalarını 1. metreye, hatta direkt denize yapabilirler, cezadan da, 50 kuruşluk WC bedelinden de muaflar!)

(**) Armatör işgalciyi de, Kütahya ve Hindistan orijinli emperyal-teknolojik-bilişimsel-müfredatın bir diğer parlak başarı örneği sayabiliriz: Çemişkezek havaalanını andıran devasa yüzer-tesis, sahildeki yurttaşların görüşünü boydan boya kapatmasına rağmen -"teknoloji"ye bakar mısınız- etrafa rahatsızlık vermemekte (!), Muğla Çevre Müdürü, "Yüzer evi denetledik, gürültü çıkarmıyor ve denize atık salmıyor" demektedir.
İyi de, bu denetlemeyi gürültü ve atık kirliliğiyle sınırlı tutmak, yüzer-işgali kamuoyu gözünde peşinen aklamak değil midir? (Kuşadası Limanına dikilmiş ruhsatsız Ofer-dükkanlarının "ama denize b.k dökmüyorlar ki" argümanıyla savunulmasına benziyor.)
Gürültü ve atıktan daha kalıcı olan "kir", tüm halka tahsis edilmiş koyların, üç beş varlıklı yurttaş tarafından bir özel mülk gibi keyfi biçimde kullanılmasıdır Muğla'lıları, asıl alarma geçirmesi gereken budur.

Muğla'daki denizkondu'nun kirlilik-teftişi, evimize izinsiz girmiş birinin ayakkabılarının çamurlu olup olmadığını kontrol etmemiz kadar tuhaftır. (Denizkondu'yu "temiz" bulduğu için işlem yapmayan Muğla Valisi, Aydın Ayaydın'a, "Hocam, biz Sarıgerme Hilton'dayız, bu gece açılış var" istihbaratını verdikten sonra, "inanılmaz bir tesis" övgüsünü ekliyor ve bir özel şirketin davetine, "kendi-davetlisi"ni çağırmaktan çekinmiyor: "Sizin de görmenizi isterim." Valinin hoca'sı, "davetlinin-davetlisi" sıfatıyla, geliyor, görüyor, Vatan'daki köşesinde, bir övgü de o yazıyor. Gerçekten "inanılmaz"!)

Muğla'nın kamu yöneticilerine düşen, kir-ölçüm-cihazlarını bir kenara bırakıp, koyların, özel şahıslara değil, tüm halka ait olduğunu göstermek ve işgalciye "burası babanın evi mi?" sorusunu yöneltmektir.
Yüzer-villa, kirlilikten ziyade, bu-deniz-kimin mevzusudur.
"Demokrasi-aşığı" medyamız, Musavi'nin "benim-oyum-nerede"sinden önce, "benim koyum nerede"yi sormalıdır.

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları