Mustafa Adalı
Kriz'e "Keriz"li Formül MUSTAFA ADALI
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
KENTİN SESİ - KUŞADASI yazıları
Geçen haftanın kriz'li-Marks'lı-Tibuk'lu Siyaset Meydanı'nda, Besim Bey, krizin haddizatında sağlıklı bir gelişme olduğunu, zayıfları eleyip sistemi çok daha güçlü kılacağını anlatıyordu. Artık katıldığı açık oturumların bir nevi jenerik müziği haline gelen o meşhur pazarlamacı kahkahaları gene son derece yapmacıktı, ancak, "valla siz düşünün, benim tuzum kuru" mealindeki iddialı sözlerinde -en azından kendi holdingi açısından- pek de boş atar gibi görünmüyordu zira, aynı günlerde gazeteler, Tibuk'a ait KKTC kumarhanelerinin, (Haziran'daki 1. ve Ağustos'taki 2.den sonra) Kasım ayındaki 3. Texas Poker Turnuvası'na da ev sahipliği yapacağını müjdelemekteydi. Anlaşılan, kriz canavarı, casino alemine hakikaten de pek uğramıyor, Tibuk'un kumarhane zinciri, tüm dünyanın 'pas' dediği bir global çalkantıda bile, şapkasından floş-royal çıkartıp şöhretli Texas kumarbazlarını Kıbrıs'a getirebiliyordu. Argoda keriz sözcüğü kumar anlamındaydı ki, demek, kriz'e takılmamak için, keriz'e takılmak yeterli olabiliyordu...
Keriz ve kriz mevzularında ordinaryus profesör sayılan Besim Bey, o gece Siyaset Meydanı'nda vakit bulamadı bulsa, işsiz gençlere, Texas'ın star pokercilerini ve onları bağrına basan kendi kumarhanesini örnek gösterecek, "krizi keriz'le aşalım" diyecekti, büyük ihtimalle. Öyle ya, "bir koy-çok al" temalı evrensel liberal prensibi, rulet ve pokerden daha iyi hangi mesleki kurs öğretebilirdi ki işte misal, Tibuk'un Kerizhaneler Müdürü, Haziran turnuvasında 120 bin dolar, Ağustos'ta ise 263 bin dolar ödül dağıttıklarını belirterek, -Formula 1'in poker versiyonu sayabileceğimiz- WPT'nin, kendilerini pek beğendiğini ekliyordu: "Biz eksiğimiz var mı diye düşünürken onlar fazlamız olduğunu söyledi." Ne güzel, Dünya Keriz Teşkilatı'nın takdirlerine fazlasıyla ve "fazlamız"la mazhar olunuyor, milli gururumuzu okşayan "bravo, iyi kumarbazmışsınız" pohpohlamaları ise geleneksel Türk misafirperverliğine dayandırılıyordu: "Dünyada birçok yerde casinolarda yiyecek içecek ücretsiz değildir, bizde açık büfe yiyecek ve içecek ücretsiz." (*)
Keriz sektörü, bu oluyor bol para vaadi ve yemek ikramıyla bir sirk çadırına toplanan kazları, gayet hijyenik ve gayet islami helâl kesim kuralları dahilinde, nazikçe tüylerinden ve cüzdanlarındaki yüklerinden arındırmaktır.
Tibuk Holding'in Kuşadası turizm piyasasına müdahalesi de, benzer bir kaz yolma öyküsü oluyor ki, bu öyküde, yemek ikramının yerini çay-kahve (kaz'ın durumuna göre, bazen rakı) servisi, kumar masalarının yerini halı ve mücevher tezgahları, genç croupier'lerin yerini ise kerli ferli rehberler almaktadır.
Tibuk'un hem tercüman rehber, hem de acente müdürü olarak genç yaşında girdiği turizm alemine katkısı, alaturka komisyon geleneğini, neredeyse korsanlığa varan agresif bir forma sokmaktan ibaret. Kapalıçarşı yahut Sultanahmet civarında, dostluk kurduğu saf turistleri, "kuzenimin dükkanında birer çay içelim mi" cıvıklığıyla, halıcı, kuyumcu ve dericilere taşıyıp, (önce ikram, sonra kazık prensibiyle) aracılık ettiği satışlardan komisyon alan "hanutçu"lar var, Tibuk'un know-how'ını, bu hanutçu tezgahının dev ölçekli endüstriyel bir uyarlaması olarak düşünebiliriz konvansiyonel hanutçu sınırlı sayıda turisti sövüşleyebilirken, tam teçhizatlı bir rehber-acente-mağaza kumpasıyla, aynı kazık teknikleri, otobüs dolusu keriz, şey pardon, turist gruplarına da pekala -toptan kesim usulüyle- uygulanabilirdi.
Tibuk'un Net'i, turistleri tek tek kazıklama prosesini, konveyor bant sistemiyle, seri imalata dönüştürecekti.
1974'te, 100'e yakın rehber ve acente müdürü (komisyon sisteminin derin sırlarını en iyi bilen aktörler) Besim Bey'in öncülüğünde Net'i kurup, komisyon alıcı'sı pozisyonundan, komisyon ödeyip kârı toplamaya, yani patronluğa terfi ettiler. Hanut verdikçe büyüdüler, büyüdükçe daha çok verdiler, komisyonların fahiş düzeyi ile Net'in yükseliş sürati doğru orantılı idi Tibuk'un ex-rehber ve ex-acenteci ortakları, bizzat kendi meslektaşlarına cömert komisyonlar dağıtarak, (kırk yıllık arkadaşınıza "getirdiğin turistlerden iyi para götürdüm koçum, al bu da senin bahşişin" dediğinizi, arkadaşınızın da o bahşişi, "eyvallah bilader" yanıtıyla sakalına sürttüğünü ve sonra sırıtarak cebe attığını tahayyül edebiliyor musunuz?) zengin turisti geleneksel çarşılardan uzaklaştırıp kendi şubelerine çeken bir devasa shoppingcenter zincirinin sahibi oldular.
80'li yıllarda açılan, Tibuc Empire'ın Kuşadası şubesi, bir elektrik süpürgesi misali tüm turist gruplarını emmeye başlayınca, o güne dek müşterileri nispeten eşit paylaşmaya alışmış nostaljik yerel esnaf, önce şok geçirdi, ardından, zengin velinimet'lerin, rehber denen fareli-köy-kavalcılarının peşisıra sürüklenmelerini, kâh hukukla kâh sopayla engellemeye çalıştı. Hatta, sıkıyönetim dönemi yaşanmasına rağmen, sokak ortasında tekme tokat dövülen rehberler oldu şiddet sahnelerini gören yaşlı teyzeler, "anarşikler geri mi geldi evladım" diye, torunlarına sual ettiler. Fakat, bakkal-süpermarket derbilerinin klasik skoru, burada da tekrarlandı ve kentin ticari yaşamı kısa sürede bir avuç acente ve shoppingcenter'ın denetimine giriverdi. (Bu neticede, Net'in beyin takımından, ex-Turizm Bakanı -Deniz'lerin oylamasında gözünü kırpmadan "asılsın" diye haykıran- Barlas Küntay'ın devlet içindeki son derece samimi ilişkilerinin etkisini de bir kenara yazmak gerekiyor.)
Net Holding yahut Kuşadalıların yakıştırmasıyla Hanut Holding, Kuşadası turizmine acente ve shoppingcenter hegemonyasını monte eden kurumdur yardımcı rolde, kendi bankası TYT'den hortumladığı paralarla şimdi yurtdışında shoppingcenter işleten ve hatta yeni mekanı Meksika'da -hileli iflastan aranan bir hükümlü olarak- TC'nin bakanlarını şirketinin minibüsüyle gezdirip skandal yaratan Apel Çelik'in Lapis Holding'i yer alıyor. (milliyet.com.tr/2003/11/10)
Komisyon, yahut Kapalıçarşı'da kullanılan Ermenice ifadeyle -hediye anlamındaki- "hanut", veyahut turizmcilerin son yıllarda keşfettiği -müteahhitlerden ödünç aldığı- daha masum sözcükle "hakediş", dünyanın her köşesindeki turistik işletmelerde mevcut, zaten acente de, agency, adı üzerinde, aracı demek, lakin, Tibuk sisteminin alametifarikası komisyonun fahiş düzeyi oluyor satışın (kârın değil, basbayağı brüt cironun) yüzde 25'i (evet evet, 1000 dolarlık hasılatın kemiksiz 250 doları) acenteye, yüzde 10'u ise rehbere -vergi kaydına girmemesi için, mafya usulü, ince uzun beyaz zarflar içerisinde- satışın hemen akabinde takdim ediliyor. (Bazı turist gruplarının -yerli rehberden ayrı olarak- kendi yabancı rehberi de bulunuyor ki, ona da ekstra yüzde 5, hatta otobüs şoförlerine bile -yok artık, yüzde değil, sabit- "bahşiş" vermek gerekebiliyor!) Bu kadar büyük hanut giderini karşılayabilmek için ürünü normal fiyatının bir kaç misline kakalama zorunluluğu var ki, saf turistler, başka mağazalardaki "normal fiyat"ı göremeden, -"Yunanistan istikametinden gelip, Amerika istikametine seyahat etmekte olan Kazık Turizm'in sayın yolcuları, vapurunuzun hareket saati gelmiştir" türünden, yahut, kısaca "haydii, Amerika yolcusu kalmassın beyleer" benzeri bir anonsla- apar topar otobüse, oradan da gemiye tıkıştırıldıkları müddetçe, sorun çıkmıyor!
Acenteler, kazları Tibuk'un helâl-kesim merkezine sürüler halinde yönlendirirken, Kuşadası esnafı yabancı müşterinin kendi ayağıyla işyerine girdiği o eski, tatlı, zahmetsiz ve monopolsüz günlerin geride kaldığını anlamaya başlıyordu. O güne dek, turistlerden tur sonunda bahşiş toplamayı dahi hicap vesilesi sayan ve karizmalarıyla, genel kültürleriyle birer akil adam kabul edilen emekçi rehber sınıfı ise, vergiden, kayıttan ve dahi etik normlardan uzak yüzde 10 komisyonları cebe indirdikçe, acente-shoppingcenter tezgahının entellektüel tetikçilerine dönüşüyordu. (**)
Karizmaları paspas olsa da cüzdanları hayli şişen bu kültürlü ve ecnebi lisanlı tetikçilerden biri, akıl almaz servet birikimini önce belediye başkanlığına tahvil etmiş, hatta "fazla hanut göz çıkarmaz" düsturuyla, başkanlığı sırasında bile aktif rehberliği, dolayısıyla küpüne komisyon istiflemeyi bir gün olsun aksatmamış ve (kayıtdışı paranın döndüğü yer, mafyasız kalabilir mi) kente mafyanın doluşmasıyla geçen iktidar günleri biter bitmez, bir mafya tetikçisi tarafından evinin önünde katledilmişti.
Aslında, Tibuk'un hanut imparatorluğuna bağlı Kuşadası sancağının memlekete armağan ettiği hanut kökenli tek reis müteveffa rehber Lütfi Suyolcu değil, bir de acente patronu var ki, bugünkü AKP'li başkanın ta kendisi oluyor. (Nihayetinde, hanutçuluk ile reislik arasındaki ayrım Kuşadası'nda alabildiğine silik görünüyor, birinci meslek Tibuk'un mağazalarını, ikincisi ise -bugün için- daha ziyade Ofer'inkileri ihya etmeye dayanmaktadır.)
Öyleyse, bu kentin büyük İstanbul sermayesine teslim edilmesi, Kutman'dan çok öncedir.
Ve bu kentte "acımasız ama işbitirici tekel"lere duyulan gizli hayranlık, Ofer'den çok öncedir.
İkisi de, Tibuk'la başlıyor.
Yani, hanut'la...
------------------------------------------------------------------
(*) Radikal, "Texas Hold'em fırtınası esiyor" başlığı atmış "düşünen adam oyunu" -kumar değil haa, oyun!- olarak tanıttığı keriz kültürünü, açıkça yüceltmekten çekinmiyor. (Pahalı satranç takımlarını satın alamayan -ama illa "düşünen adam" olmak isteyen- yoksul çocuklarına, ucuz bir 52'lik desteyle, ders aralarında bol bol kumara takılmayı da önerecek herhalde!) Haber aynen şöyle: "Düşünen adam oyunu olarak nitelendirilen poker oyunu Texas Hold'em, Türkler arasında da çok tutulmaya başladı. Turnuvaları 'Eurosport' kanalında da canlı yayımlanan Texas Hold'em oyunu 1998'de Matt Damon'un rol aldığı Rounders filmi ile tüm dünyada yaygınlaştı. Şu anda tüm dünyada yaklaşık 250 milyon kişinin oynadığı Texas Hold'em oyununa Türkiye'den özellikle borsa ve finansçıların büyük ilgi gösterdiği belirtiliyor." (http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=905707) Bu sevimsiz enformasyon dizgesindeki tek "olumlu" nokta, borsa'nın kumara eşdeğer sayıldığını bir kez daha göstermesi oluyor.
(**) Hanutizasyon'un en hazin safhası, vasıflı turizm emekçilerinin, gözlerinde "$" işareti yanıp sönen birer paragöz esnafa evrilmesiydi. Efes'i, Meryemana'yı ve Saint Jean Kilisesi'ni etkileyici bir dille anlatan o sofistike hatip rehberler gitmiş, tarihi yapıları gezdirirken, lafı ikide bir halı, mücevher ve deri ürünlere getirip, turistleri tur sonundaki alışverişin havasına sokmaya çalışan Mahmutpaşa kurnazları, onların yerini almıştı. Misal, Meryemana Evi'nin tarihçesini anlatırken, damdan düşer gibi, yandaki tarlada otlayan kuzuları gösterip "ha bu arada, bilir misiniz ki bu kuzucukların yününden muhteşem halılar dokunur" gibi zoolojik, yahut bir kaç renkli çiçeği işaret ederek "Allah sizi inandırsın, şu bitkiden mavi, bundan ise kırmızı halı iplik boyası imal edilir" gibi botanik enformasyon, (ekstra ücret talep etmeksizin, maksat turizm olsun idealizmiyle) tur menüsüne ilave edilebiliyordu. Antik Celsius Kütüphanesini tanıtırken, "buradaki en eski kitabın, Anadolu halılarını ele aldığı", Artemis Tapınağından söz ederken, "Tanrıça Artemis'in deri giysilere ve pahalı mücevherlere özel bir ilgi duyduğu", (kimbilir, belki de, Efes'li Herakleitos'un, ünlü sözünü, aslında "aynı derede iki kez yıkanılmaz" olarak değil, "aynı mücevherle iki kez yıkanılmaz" veya "aynı halıda iki kere yürünmez" biçimleriyle söylediği!) vesaire vesaire abuk sabukluklar cabası... Artık rehber sınıfının arkeoloji ve sanat tarihi bilgisi değil, tur sonundaki hasılatı önem kazanıyordu ki, bazı rehberlerin, daha çok tur alabilmek için acente yetkililerine -alışkanlık işte- hanut vermesi gerekebiliyordu. Bir rehber, yaşamının ilk yüzde 10'unu cebe attığı günü, "önceleri, yüne ve toza allerjim olduğu için halı mağazalarının kapısından geçmezdim, o mutlu günden sonra, allerjim mallerjim kalmadı, artık bilakis halı solumadığım zamanlarda krize giriyorum" sözleriyle anlatıyordu. Hanut almayı reddeden onurlu rehberler mi, onların sektör değiştirmekten başka çaresi yoktu. Tibuk'un gelişi, bir saygın mesleğin bitişi oluyordu...