Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Cömertlik MUSTAFA ADALI

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

KENTİN SESİ - KUŞADASI yazıları

1929'u yanında sinek vızıltısı gibi bırakacağı tahmin edilen bir büyük iktisadi bunalım arifesinde, tüm dünya harıl harıl siper kazarken, Kuşadası Belediyesi ahalinin "cömertlik" hasletine güveniyor "hamdolsun"un mahalli tatbikatı sayabiliriz: "Gazetemizin Ekiz Ekmek Fırını ile başlatmış olduğu 'Ekmek Askıda' yardım kampanyası devam ediyor."

Reis'in gayrı resmi yayın organı, bir ekmek dahi alamayacak kadar yoksul Kuşadalıları, ekmek alabilen hemşehrilerinin sadakalarıyla yaşatmayı planlıyor. (Belediyemizin ne kadar başarılı, halkımızın ne kadar müreffeh olduğunu kem gözlere sokmak amacıyla basılan bir reklam organı, ekmeksizlerin sayısı üzerinden kentin gerçek resmini takdim etmiş oluyor.) "Askı ekmek" uygulamasının bir insanlık ayıbı, bir tür maskeli dilencilik olduğundan habersiz, herhalde, yoksuldan alıp daha yoksula vermeye dayalı, bir düşük kalibre Robin Hood'luk sayıyor. Başlangıç rakamları gazeteyi ve yerel yönetimi bayağı sevindiriyor: "Kampanyamızın ilk günlerinde bağışların çok, taleplerin az olduğu günler yaşadık ve stoktaki ekmek sayımızın 600-700 çıktığı oldu." Cömertlerin arzı açların talebinin epey üzerinde görünüyor, bu, kentteki ultra yoksul sayısı ihmal edilebilir düzeyde demek. Ancaak...

"Ancak kış aylarının kendini göstermesi ve ekonomik durgunluğun yanı sıra, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın olayı ancak öğrenmeleri nedeni ile, büyük talep artışı yaşanmaktadır. Hayırsever vatandaşlarımızın kampanyamıza katılmalarını ve Ekiz Ekmek fırınında bulunan askıya ekmek asmalarını rica ediyoruz." Aç yığınlar fırını adeta istila etmeye başlayınca, milyar dolarlık ciroların döndüğü bir turizm kentinde ekmeksiz insan sayısının sanıldığından da fazla olduğu ortaya çıkıyor "Jaws" filminde, köpekbalığının tekneden büyük olduğunu gören kaptanın "we need a bigger boat!" esprisine benzer şekilde, daha büyük bir askı listesine, daha fazla hayırsevere ve daha yüksek doz cömertliğe ihtiyaç duyuluyor. O kadar ki... "zamanı olmayan hemşehrilerimiz, gazetemizin 6125323 numaralı telefonu ile bizi ararlarsa, yardımlarını fırına ve dolayısı ile 'ekmeğe muhtaç olan' vatandaşlarımıza ulaştıracağımızı duyuruyoruz." Reis'in Sesi, zamanı olmayanların zekatına aracılık etme "cömertliği"ni de gösteriyor gazete, (belki de, "ulan bunlar var ya, garanti yarısı toktur haa" düşüncesiyle, tırnak içerisinde yazdığı) "ekmeğe muhtaç olan" vatandaşlarımızın, bir askı listesi, bir telefon ve bir kaç ölçek "cömertlik"le kurtulacağını düşünüyor.

Cömertlik, damarlarımızdaki asil kandan geliyor ve bilumum toplumsal sorunlarımıza ilaç olabiliyor!

Yalnızca Reis değil, Belediye Meclisimiz de, en azından bazı şirketlere karşı, "cömert"lik virüsünden etkilenmiş görünüyor.
Geçen hafta kabul edilen tarifeye göre, Ofer'in kruvaziyer limanına yıllık 150.000, buna karşılık Koç-Marina'ya 50.000 YTL "Katı Atık Toplama, Taşıma ve Bertaraf Ücreti" tahakkuk ettirilmiş bulunuyor. (*) Oysa, marina'nın kapladığı alan, gemi limanından çok daha büyük. Bu şu demek: Kentin toplam yeşil alanından çaldığı oksijen daha fazla, atık üretim kapasitesi daha yüksek, denizi gönlünce zehirleme "izni" ve beton heyulalar (misal, yeni kruvaziyer tesisleri, yani yeni atık üretim fabrikaları) dikme "yasal hak"kı Ofer'inkinden daha kapsamlı. Üstelik, gemi limanından farklı olarak, marina kış sezonunda da çalışıyor, yani çöp üretimini aralıksız 365 gün çarpı 24 saat sürdürebiliyor.

Buna rağmen, Koç'un günahı, Ofer'in altında, hem de üçte biri kadar oluyor.

Kuşadası Belediyesi, alenen, Koç'a "cömertlik" gösteriyor. (Gerçi, marka prestiji açısından, Ofer'e üç misli fatura çıkartılması, Ofer'e değil, Koç'a "haksızlık" oluyor ki, bizzat Rahmi Bey'in gurur yapıp, "aşkolsun, benim şanımı, üçün biri mi sayıyorsunuz" yollu itirazda bulunması, hatta tekneyle dünya turunu yarıda kesip Tarife Komisyonu'nun kapısına dayanması mümkündür!)

Ulaştırma Bakanı ise, "cömert"liği karşı taraftan bekliyor 3G ihalesine katılan operatör şirketlere seslenerek, "Kriz ortamında cömert teklifler verin. Bu ara göz kulak olalım. Devletin ihtiyacı var" diyor. Sulu gözlerle müşterinin acıma duygularını sömüren, "küçük kızımın ameliyat masrafı olmasa, bu fiyata verir miyim ağbi" türünden tezgahlarla malı kakalamaya çalışan tilki tüccarları, ama daha çok, Kuşadası'nın merkezi caddelerinde turistlere tutkal gibi yapışan ayakkabı boyacısı Roman çocuklarını akla getiriyor. Ayakkabı boyacılığı ücrete değil bahşişe dayalıdır Roman bücürler, ayakkabıyı parlattıktan ve sandığa fırçanın sırtıyla "aloo, iş bitti, parayı görelim" anlamında tıklayıp müşteriyi uyandırdıktan sonra, Kemalettin Tuğcu kitaplarının kapağında bolca rastlanan bir gariban çocuk ifadesi takınarak avuçlarını açıyorlar ve emeklerinin takdirini müşterinin "cömertlik" düzeyine teslim ediyorlar: "Ne verirsen abi!" (Tabii, "ne verirsen"in içeriğindeki, "az bulursam, kızarım, ona göre" uyarısını da not etmekte yarar var ki, bu üstü kapalı tehdit mevzuunda, Bakan'ın, ayakkabı boyacılarına nazaran, pek light kaldığını söyleyebiliriz!)

Bakan Yıldırım, ihaleyi açan kamu idaresinin finansal sıkıntı içerisinde olduğunu, potansiyel alıcıların yüzüne karşı, basının önünde, sokak ortasında, ayaküstü, sözlü ve gayrı resmi yollarla dillendiriyor ki, ak'ım derken aç'ım demiş olmaktadır. Bir genel etik prensip olarak, ihaleyi düzenleyen kamu kurumu yetkililerinin, ihale sonuçlanana kadar, katılımcılarla her türlü kişisel gayrı resmi temastan uzak durması gerekiyor. Bırakınız "cömert teklif verin, göz kulak olun" gibi laubali diyalogları, bakanın sokakta yabancı alıcılara -İngilizcesini gösterip hava basma amaçlı- sözel "hello" hitabı bile, bir büyük ihale üzerinde şaibe oluşturma riski taşıyabiliyor Yüce Divan'a erken rezervasyon yaptırmak istemeyenlerin, hello'larını yazılı resmi tutanağa bağlamasında yarar var.

Bakanın bir kaç parababasına, -hele hele yabancı uyruklu olanlarına- "devletimize göz kulak olun" demesi ise başlı başına kepazeliktir. Göz-kulak olma ilişkisinde, göz kulak olan güçlü, göz kulak olunan taraf ise desteğe muhtaç sayılacağına göre, bakanın ricası, devletin maddi kudretinin özel şirketlerin gerisine düştüğünün açıkça ve utandırıcı bir dille itirafı oluyor. (**) Bağımsız ve haysiyetli bir kamu idaresi, üç beş kişiye "devlete göz kulak olma" çağrısı yapmaz, (94 Krizi'ndeki "Net Aktif Vergisi" gibi) gelir'den değil, direkt servet'ten alınacak ekstra "Göz Hakkı ve Kulak Aktif" vergilerini, ihaleye katılan katılmayan tüm parababalarının hem gözüne hem de kulağına sokuverir, olur biter. Yok, illa ihale yapacak ise, ihalenin resmi muhammen bedelini -tercihan, göz kulak seviyesine- yükseltip "şu fiyatın üstüne çıkmazsanız, gözünüzü pörtletir, kulağınızı tırmalarım" demesi de, alternatif bir tarz olarak, pekala mümkündür.

Bir yabancı şirket temsilcisinden, ülkemize "cömert" davranmasını rica etmek, onur kırıcı olmakla kalmayıp, aynı zamanda şapşallıktır. Şapşallık, zira bakanın "cömert" tanımlaması, kişiden kişiye, olaydan olaya değişen, muğlak bir kavram ve devlet geleneğinde, belirsiz, köşeli, gayrı-resmi ifadeler yerine, alt-üst sınırları önceden saptanarak yazılı resmi şartnameye dönüştürülmüş rijit rakamların kullanılması esastır. "Cömert" sözcüğüyle hangi asgari fiyatın kastedildiği somut olarak açıklanmadığı taktirde, "cömert teklif verin" ricası, özellikle arabesk "bahşiş" kültürüne aşina -turistlerin Şark'ta bahşişsiz nefes dahi alamayacağını kavramış- yabancı konuklar tarafından, "gönlünden ne koparsa mister" gibi aşağılayıcı bir anlamla da algılanabilecektir. (Aslında, bu ihale için Binali Bey pek isabetli bir seçim değil yabancı katılımcılardan ricada bulunma işi, İngiliz Shimshek'e havale edilse, en azından Britanyalı şirket temsilcisi için, hemşehrisinin ağlaşması, "vah benim toprağım, gurbet elde yolsuz kalmış" diye yorumlanır, Moody's de, bütün bir Türkiye ahalisinin değil, sadece Mr. Mehmed'in gurur notunu durağandan negatife çevirmekle yetinebilirdi!)

Kaldı ki, tüccar hükümetin pek iddialı göründüğü alım-satım taktikleri açısından dahi, Yıldırım'ın üslubunu hiç de tüccarca ve kurnazca sayamayız: En acemi satıcı bile, aç kurt gibi sürekli aportta bekleyen alıcılara dönüp "ihtiyacım var, bu ara bana göz kulak olun abiler" biçiminde ağlaştığı taktirde, ihaleye çıkardığı malın fiyatının anında yarı yarıya düşeceğini bilir.
Cömertlik bekleyenin, gözünü, kulağını ve mezat koltuğuna oturmak için kullandığı hassas organını kaptıracağını da...

----------------------------------------------------------
(*) Reis'in muhalif meclis üyesi Nilgün Hanım'a "eşiniz size nasıl dayanıyor" kabalığıyla çıkıştığı Meclis toplantısında, Atık Tarifesi taslağına iki itiraz geliyor, biri akaryakıt tesislerinin, diğeri otellerin rakamını yüksek buluyor söylemeye gerek var mı, itiraz sahiplerinin birincisi benzinci, ikincisi ise otelci meclis üyesidir! (İkisi de, muhalefet partisinden seçilmelerine karşın, bir yıl sonra iktidar partisine iltica etmişti.)

(**) Ankara gazının haraç mezatı sonunda, ihale yetkilisiyle Kutman arasında geçen, asap bozucu -hem de "at" sözcüklerinin açık açık kullanıldığı- "at pazarlığı", ihale dilenciliği branşının vazgeçilmez ders kitabı sayılıyor:
Mezatçı: "Yukarıda herkes Arap atı gibi devam edeceğiz diyordu... Son kez rica ediyorum, bir daha görüşme yaparsanız... Mehmet Bey, zamanımız çok, zaman istiyorsanız biz sabaha kadar da kalırız."
Kutman: "Biz zaten İngiliz atı gibi gittik."
Mezatçı: "İngiliz atı gibi gitmedik. Arap atı bekliyorduk ama maalesef olmadı. Mehmet Bey lütfen. Yarın Ankara'ya geldiğinizde bu üst geçit yahut bu park benim katkımla yapıldı dersiniz. Lütfen rica ediyorum."

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları