Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Alaton Ofer'i Bilir mi? MUSTAFA ADALI (Kuşadası)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

İshak Alaton'un Referans Gazetesi'nde (http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?YZR_KOD=4&ampHBR_KOD=95330) yayınlanan mektubu, Galataport'un naaşına ithaf bir "cenaze marşı" olarak yazılmasına rağmen, Ofer ismi dolayısıyla Kuşadası cephesinden de ele alınmayı gerektiriyor.
Kuşadası halkına da, kentin yerel yöneticileri, Alaton'un mektubundaki yürek parçalayıcı resmin bir kopyasını çizmişlerdi: "Rıhtım boyu, içler acısı bir durumda. Deniz kenarı, şehre ve insanlara küsmüş. Şehrin merkezi ama bürokrasi işgalinde. İnsanları dışlamış." Alaton'unki kadar yüksek "edebi" doz içermese de, bu argümanları ve benzerlerini, bol bol işitmiştik lakin çare vardı, özelleştirme gelecek, dertler bitecek idi. (*) Mektuptaki gibi, "Sammy Ofer isimli bir adam, bizim Mehmet Kutman ile bir olup, buraya milyar dolarlık bir yatırım yapacaktı." Olmadı, İstanbul'a "yatır"amadılar ancak Ofer ile -"bizim" değil, Alaton'un- Kutman, bir olup, Kuşadası limanına bir miktar "yatır"dılar, biliyoruz.

Sami Ofer ve Alaton'un "bizim" dediği Kutman, Kuşadası'na, Alaton'un sandığından da fazla "yatır"dılar. Lakin, bu yatırım'ın, limancılıkla ilgisini pek kuramıyoruz Ofer ile -ulusal kanallarda da flaş haber olmuştu- "gerekirse Kıyı Kanununu değiştiririz" sözlerini sarfedebilen "bizim Kutman", liman içerisine ve denizi betonla doldurarak kazandıkları ekstra sahaya, üç katlı bloklardan (tam tamına 56 mağazadan) müteşekkil -ihale sözleşmesinde yer almayan- bir shoppingcenter "yatır"mış bulunuyorlar.

Hızlarını alamayıp uçsuz bucaksız tüm bir Ege Denizi'ni yatırım'a dahil sayıyorlar inanılır gibi görünmese de, Ofer'le Maliye arasında imzalanan resmi kira kontratında, "Kiralanan Şeyin Cinsi" bölümünde, sadece iki kelimeyle, "Ege Denizi" yazıyor.

Durmak yok yola devam, diyorlar ve habire "yatır"ıyorlar 56 lebiderya dükkanın kira bedellerini, her ay başında, belki Telaviv, belki de Miami bankalarına "yatır"ıyorlar. (Yerli monopollerin "vizyon"unun klasik limancılıkla sınırlı kaldığını ve "dükkan dikip kiralama" cinliğinin bir tek İsraillinin aklına geldiğini teslim etmek, Sezar'ın hakkını Sezar'a, Alaton'unkini ise Ofer'e vermek zorundayız.)

Limanla kalmadı cennet koylarımızdan Arslanburnu'na da "yatır"dılar.

Ama nasıl koyu -mevcut imar hakkı ile- Emekli Sandığı'ndan satın aldıktan hemen sonra, Belediye Meclisi'nde, imar hakkını emsalin tam üç katına yükseltip, denize sıfır, 12 katlı -yazı ile tam on iki katlı- gökdelen oteller dikme (pardon, "yatırma") müsaadesi çıkarıverdiler. (Belediye reisi, Ofer'in, eski imar hakkını "yatırım için rantabl bulmadığı"nı söylerken, özel şirketlerin "rantabilite" hesaplarını kendine dert edinen ilk kamu görevlisi olarak kent tarihine ismini yazdırıyordu "yatır"ıyordu, demek daha doğru.)

Haklarını yiyemeyiz bir miktar bağış da "yatır"dılar.

Mektupta geçen "Londra'daki müzeye Ofer'in verdiği bağış" benzeri, kentimizde de, okul inşaatına bağış lütfettikleri doğru ancak, sadece bu imar hakkı artışlarından gelen "bonus" rantların bile, okul bağışını bedavaya getirdiğini, üstelik, ülkemizde, eğitim bağışlarının, yüzde yüz vergiden düşülebildiği için, en küçük bir ekstra mali külfet oluşturmadığını, hatta bedelsiz reklam sayılabileceğini unutmamak gerekiyor. Yıllık kârına tahakkuk eden vergiyi, -kimsenin haberi olmadan- Maliye Bakanlığı veznesine yatırmak yerine, Milli Eğitim bakanlığına -basın ordusu önünde ve "resmi merasim"le- bağışlayan bir TC yurttaşının cebinden çıkan para tek kuruş farketmezken, kazandığı prestij banknotla ölçülemeyecek kadar yüksek oluyor. (**)

Marx'ın haklı çıkıp çıkmadığını tartışacak seviyedeki genel kültürüyle kamuoyunda takdir gören İshak Bey, anlaşılan, Ofer'in İsrail devletiyle bile kanlı bıçaklı olduğunu, kendi hükümetinin resmi beyanlarında da "açgözlü" olarak tanımlandığını bilmemektedir.

Olabilir, bilmeyebilir. Peki, İshak Alaton, kerteriz'i bilir mi, İstanbul'da yada Kuşadası'nda balık avına çıkıyorsa, "kerteriz" kavramından haberdar olması gerekiyor açık denizde, doğal işaretler üzerinden, bulunduğunuz koordinatı saptamaktır. Kuşadası'na teşrif edecek olursa ve müsaade de ederse, kendisine bir karasal kerteriz tüyosu iletebilirim, ücretsizdir: Kent merkezinde ve sahil şeridinde yer alan tarihi Sağlık Ocağı'na sırtını dönüp, deniz yönüne bakınca, Koç'a satılan Marina'yla Ofer'e satılan liman arasındaki hayali çizginin tam ortasında, martıların dar bir alana yoğunlaştığını görecektir.

Ama şaşırtıcı martı yoğunluğunun nedeni, yazık ki, balık sürüleri değildir.

Alaton, herhalde bilmiyordur bu martılar, balığa değil, lağım borularındaki büyük patlaktan saçılan b.k parçalarına üşüşmektedirler.

Boruyu patlatan gemi ise, Alaton'un sözcükleriyle, "Sami Ofer isimli bir adam"a ait bulunmaktadır.

Ofer'e ait gemi, Ofer'e ait limana yanaşmaya çalışırken, gene Ofer'e ait kılavuz teknelerinin yetersizliği nedeniyle, 25 Mart günü, batma tehlikesi geçirmiş ve panikle demir atarken -henüz Ofer'e ait olmayan!- lağım borularımızı parçalamıştır.

İshak Bey, tam iki ay boyunca, mavi bayraklı Kuşadası plajlarına, her gün binlerce metreküp insan dışkısı aktığını biliyor mu? "Bizim" Kutman/Ofer'in liman yatırımı, "bizim" bebeklerimizi deniz banyosundan mahrum bırakmıştır acaba biliyor mu?

Mektuptaki gibi, "rıhtım canlanacak, gemiler binlerce turist getirecek" diyebilmesi de zor görünüyor denize girenin kolera olduğu, sahilde yürüyenlerin burnunu tıkadığı ve martı sürülerinin b.kla beslendiği bir kentte, "canlı"lıktan söz edemeyiz.

Alaton, Ofer tartışmasını, bir ırk, bir milliyet mevzusu sanıyor. Hayır, milliyet değil, "mülkiyet" mevzusudur Kuşadalılar, yalnızca İsrail'li Ofer'den değil, aynı zamanda Yat Limanı'nı devralan Türk Koç'tan da, mülklerini geri istiyorlar.

Hayır, gayrımüslim'lik değil, "gayrımeşru"luk mevzusudur bizim mülklerimizin, bizim müsaademiz olmadan devredilmesini, meşru sayamıyoruz.
Ve mevzumuz, ne Ofer ne de Cafer, ama transfer'dir bize, hepimize ait olan, mülksüz yoksul yığınların yegane "malvarlığı"nı oluşturan tapuların, üç beş özel şirketin hoyrat ellerine transfer'idir.

Alaton bilse de, bilmese de, lağım patlağından beri, artık mevzu, Kuşadalılar için, her şeyden önce, "b.k" mevzusudur!

-------------------------------------------------------------------
(*) Asıl bugün, halkın çoğunluğunu oluşturan ve rıhtımdaki lüks mağazaların kapısının önünden dahi geçemeyecek olan dar gelirlilere, rıhtım'ın "küstüğü" ve bu kesimleri "dışladığı" açıktır. Liman, Kuşadası'nın "Taksim Meydanı" idi kentin en merkezi ve en güzel manzaralı noktası, denize nazır dev konserler için en uygun kamu alanı konumundaydı. Bugün halk konserleri, 3-4 bin kişinin birbirini ezdiği başka daracık meydanlara sıkışmış bulunuyor liman, kişiliksiz shoppingcenter mimarisinin de olumsuz katkısı ile, hem insana hem de sanata "küsmüş" görünüyor.

(**) "Bizim Mehmet Kutman"ın kızkardeşi ve ortağı Ayşegül Bensel'in, okul bağışı yaparken, gazetecilere (S.Yılmaz, Milliyet, 7.11.06) "az buçuk buralıyım" imasıyla söylediği "7-8 yaşındayken, Kuşadası'nda çekirdek satardım" ifadesini de pek sahih bulmadığımı, kendisinden özür dileyerek, eklemek zorundayım. Zira, Ayşegül Hanım 7 yaşındayken, Kuşadası çok küçük bir kasabaydı, çekirdek satanların sayısı bir elin parmaklarını bulmazdı. Ben anımsamadım, 40'lı, 50'li ve 6o'lı yaşlardaki tüm tanıdıklarıma da sordum, kimse çekirdek satıcısı bir minik kız çocuğunu doğrulamıyor. Hem ayrıca, hanımefendinin yanlış anımsamış olmasını, özellikle diliyorum. Zira, kız yada oğlan, küçük çocukların çekirdek satmak zorunda olması, kentimiz ve ülkemiz açısından utanç vesilesidir. Ve de suçtur çocuk emeği, kayıtsız şartsız yasaklanmıştır. (Dahası, doğru ise, işportacılıktır kayıt dışı ticaret saymalıyız. O yılların zabıta memurları, küçük satıcı kızı nazikçe uyarıp ebeveynlerine teslim etmemişler ise, bugün limandaki yasaya aykırı inşaatların köklerini, "ağacı yaşken eğmeyen", kuraldışı ticaretin sakıncalarını yeterince izah etmeyen zabıta teşkilatının ihmalinde aramamız gerekecektir!)

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları