Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mustafa Adalı

Akdeniz'in Tek Kurnazı

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:59 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:59

KENTİN SESİ - KUŞADASI Yazıları

Ece Temelkuran, 7 Ağustos yazısında, Kürt açılım'ını tüm kalbiyle desteklediğini beyan ediyor, lakin aynı günlere rastlayan, Didim'deki cennet sahilin Kürt ve Türk yoksullarına kapatılıp bir avuç görgüsüz yatçıya 'açılım'ı hakkında ne düşündüğünü öğrenemiyoruz.

Temelkuran, Tayyip'ten "Kürtlere haysiyetini veren kişi" olarak söz ediyor peki Didim'deki açılışta, Kürt kızı Zeynep Cidam'ın, (Ülker-distribütörüyken, iki peksimet alana bir haysiyet ve bir de Ananı-Al-Git sticker'ı dağıtan) bu haysiyet-bayii'ne, "açız, ölüyoruz, haysiyet istiyoruz" mealinde, yatalak kardeşiyle ilgili bir mektup vermesini nasıl değerlendiriyor, bunu da öğrenemiyoruz.

Ece Hanım, Erdoğan'ın "Davos'ta sadece 'one minute' diyerek insanları heyecanlandırdığını" yazıyor, peki, Kürt kızının mektubuyla zerre kadar heyecanlanmayıp, mektubu "one minute" bile bekletmeden yanındaki Ferit'e forward ettiğini biliyor mu? (Gerçi, yazısını yazarken bu ayrıntıyı bilmemesi normal, zira Tayyip, hem Zeynep'in Kürt olduğunu, hem de fazla dripling yapmadan topu, pardon mektubu, santrfor Ferit'e şık bir topuk-pası ile uzattığını, olaydan tam 15 gün sonra, "Kürt-Laz-Çerkes, bana şükretsin herkes" yollu hava atmak amacıyla açıklamaktadır.)

Temelkuran farkında mı, o mektup, bir dilekçe'dir Tayyip'in pas'ı ise oligark Şahenk'e düpedüz yetki-devri'dir. TC Başbakanı, kendisine yüzlerce kişinin gözü önünde "elden tebliğ" edilen bir Kürt "dilekçe"sini, (keza, o "dilekçe"yle, o saniyede kamunun hukuki sorumluluğuna dahil olmuş bir problemi) işleme koymadan, Evrak-Bürosunda kayda almadan, resmi sıfat taşımayan bir şahısa ayaküstü havale etmekte ve şecaat-arzederken, yediği haltı aynen şöyle anlatmaktadır: "Ferit Bey yanımda oturuyordu, 'Şu mektuba bir bak, ellerinden öper. Bu hayırı sen hallet' dedim ve mektubu verdim." (http://www.ntvmsnbc.com/id/24997585/) Herhalde mektubu fitre zarfı sanıyor ve "bende bozuk yok, Ferit'çiğim, şunun içine üç beş kuruş atıver" demeye getiriyor. Ya da elleri kurdela-makası ve açılış-program-kitapçıklarıyla dolu, beyni ise, "ya prompter bozulursa" diye açılış konuşmasını ezberlemekle o derece meşgul ki, bunca iş ve bunca açılış arasında, Kürdün-sağlık-açılım'ına, hatta Kürdün-mektup-açılış'ına dahi ayıracak vakit bulamıyor!

Akepe Türkiye'sinde "Kürtlere haysiyet" budur ve akepe Türkiye'sinde "açılış/açılım", budur: Aynı güne sığan üç farklı "açılış"tan,
A. Marina açılışı, Ferit'in "ellerinden öper" iken,
B. Mektup açılışı, "şu mektuba bir bak" aşağılamasına maruz kalmakta,
C. Kürt açılımı ise, "bu hayırı siz halledin" ricasıyla, yerli ve yabancı monopollerin zekat'ına bağlanmaktadır. (*)

Ece Temelkuran'a Doğu paketiyle ilgili bir fikir verir mi bilemem, ama Batı cephesinde, açılış sözcüğü, akepe'nin her "açtığının" halkımızın bir tarafına "kaçtığını" ifade etmektedir.

Buralarda, golf-park, yat-park, gemi-park, otel, AVM, vs, başbakanın kestiği her kurdela, bir yeni beton-bela anlamına gelmektedir.

Herhalde, kurdela makası kazaen eline batmış olmalı ki, Şahenk, açılış nutkunda, "bayrağımızı yurt dışında da dalgalandıracağız" diyerek, bayağı yüksekten atmaktadır. Çok zor, Doğuş'un, akepe kadroları kadar cömert bir başka "yatsever" ruhu Akdeniz çukurunda bulması çok zordur hiç bir ülke, hasbelkader yağmalanmadan kalmış bakir sahillerini tekellere açmak için bizdeki gibi binbir takla atmıyor, hiç bir hükümet, o kadar da -Temelkuran'ın sözcükleriyle- "vahşi-neoliberal" takılamıyor. (Şahenk, Hırvatistan'da ortak olduğu marinayı kastetmiş olabilir, ancak, o da, sıfırdan marina açılışı değil, sadece mevcut bir marinanın lüks otel ve lüks mağazalar ilave edilerek büyütülmesi Ofer'in Kuşadası limanına yaptığı "açılım" gibi, anlayacağınız.)

Hürriyet, Akdeniz'deki marinaların toplam 500 bin yat bağlama kapasitesine karşılık, 800 bin teknenin mevcut olduğunu, bu açıdan marinacılığın yüksek kâr potansiyeli taşıdığını müjdeliyor. İyi ama, koskoca Akdeniz çukurunda, Şahenk -ve bir de Koç- dışında, 300 bin yatlık arz açığından yararlanmayı akıl edebilen başka kurnaz tüccar yok mudur İspanya, İtalya, Fransa ve Yunanistan'ın sahil şeritleri mi kısaldı da, bu gavurlar, çantada-keklik görünen yat-park-ücretlerini (hem de krizde) ellerinin tersiyle itip yeni marina inşa etmekten kaçınmaktadırlar?

Akdeniz'in tek kurnazı "bizimkiler" midir?

Marinacılıkta Türk şirketlerine "merci efendi, biz tokuz, size afiyet olsun" denmesinin sebebi, bir, bakir sahillerin iyice azalması ve iki, zengin Akdeniz ülkelerinin, götürdükleri getirdiklerinden çok daha fazla olan bu kıyı işgalcisi şımarık yüzer-limuzinlerden artık illallah demesidir. Yoksa, 300 bin zenginin "bana bir park yeri bulanın kırk yıl kölesi olurum" diye kuyruğa girip ağlaştığı bir arz-talep uçurumunun kaymağını, AB monopolleri hiç kimseye koklatmaz.

Hem sonra, sıcak para ve AB üyeliği uğruna herşeyini vermeye hazır bir ülkenin mahalli-sahil-talan-ekiplerine (=yerel marinacılık şirketlerine) hissedar olup keyifle purosunu tüttürme imkanı varken, hangi Avrupalı marinacı kendi memleketinde risk alıp, entel-yeşilci takımının ağız kokusunu çeker ki?

Bu ülkede marinacılık, emperyal Avrupa'nın göremediği 300 bin boştagezer teknenin bir tek bizim "uyanık"larımızca farkedilmesi türünden bir girişim-dehası olarak tanıtılıyor ise, Koç & Şahenk Co., sadece Avrupalıları değil, Egelileri de salak sanıyor demektir. (**)

Bu ülkede marinacılık, "50 metrelik kıyı şeridine tek çivi çakana, bi tane de ben çakarım" diyen Kıyı Kanunu'nun etrafından dolanma aracıdır. Kamu sahilinin marinacılara tahsisi, resmi lisanla, "boşverin kanunları, dikiverin dükkanları" müsaadesidir.

Bu ülkede marinacılık, aşağı yukarı şöyle bir resimdir:
1. Bir gün, bir parababası, bir cennet sahile göz koyar ve belediyenin kapısına dayanarak, "bu evde-kalmış hantal sahile, asırlardır bir yatırımcı-kısmeti çıkmadı, bankamatik-memuresi gibi ense yapıyor hınzır, verin onu bana da, yap-işlet-cebe-at yöntemiyle, üzerini bir güzel mağazalandırıp kendimi, şey pardon kentimi kalkındırayım" der, lakin, "beyefendi, sizin ananız güzel galiba" yanıtıyla terslenir. "Ama bakın, siz bana sahili verirseniz, ben de bakkal Deniz Gökçe'den sakız alırım, o da gider fırıncı Haydar'dan ekonomi dersi alır, böylece ekonomi canlanır" şeklindeki ikinci hamlesi de boşa çıkar.
2. Gene de umudunu yitirmez, Sahil-Deniz-Yemeyen-Keriz-Derneği toplantılarında İsrailli yaman bir liman yatırımcısının namını duymuştur, ona danışır. İsrailli, "yahu bodoslama AVM dikeceğim denir mi, sen kaka formülünü de mi bilmiyorsun" diye sorar, bizimki çocuk-dışkısıyla nasıl sahil işgal edileceğini bir türlü anlayamaz, muhatabı "yok yok, bu o kokulu kaka değil, KK, yani Kofer-Kutman" deyip, formülü açar: "Önce çok turist getireceğini, sonra çok turist için çok liman inşa etmek gerektiğini söyleyeceksin, sonra ise, nasil diyor siz Türkiya'da, turisti seven betonuna, limanı seven dükkanına katlanır!"
3. Kafası çalışmaya, ağzı da salyalanmaya başlayan acemi-dükkan-avcısı, "İyi de, efendim, zatıaliniz memlekette liman dikecek yer bıraktı mi ki" yollu sızlanınca, üstad kara gözlüklerini çıkarıp kükrer: "Liman dediysem yat-limanı dedim, benim 40 yıllık kruvaziyer işime salça ol demedim ki!" Mesaj alınmış, görüşme bitmiştir. Racon gereği, sembolik bir danışma-ücreti düşünülür ve İsrailli, "canım, marina içine otel dikme işini de bana bırakırsın artık" ifadesiyle, bunu da rakama bağlar, "maksat siftah olsun"dur. Aynı günlerde, tesadüf bu ya, yat limanları içine otel inşa izni, Bakanlar Kurulu'ndan henüz geçmiş bulunmaktadır. (http://www.denizhaber.com.tr/limanlar/20201/egeport-kruvaziyer-liman-yuz...)
4. Dükkan-avcısı, tekrar belediyeye gitme gereği bile duymaz, hemen 3G'li cep telefonuyla Bayındırlık Bakanlığı yetkilisini, projeyi de kamerayla göstererek -dakikası 2 kontürden- görüntülü arar, ama bu kez AVM'nin adını ağzına almadan, masum bir marina inşa etme talebini ve tabii, İsrailli'nin şalom'unu, selamını falan iletir. Yanıt olumludur, marina, daha doğrusu "bazaarina" inşaatı, henüz telefon kapanmadan start almıştır bile. (Projede aslan payı, onlarca mağazadan oluşan AVM'ne ayrılmıştır ki, bu mağaza labirentinde gezinen her turistin yolunu kaybedip "pardon, marina ne tarafta acaba" sorusunu yöneltmesi ihtimal dahilindedir!)

Bu ülkede marinacı, aklı fikri denize-nazır dükkanlar inşa etmek olan bir kıyı-rantiyesidir.

Marina sahibinin ana-vurgun-kalemi, marinacılığın kendisi değil asıl tatlı para, marina içine "uluslararası müşteri-memnuniyet-standartları icabı" inşa edilmiş, entegre-turistik-tesisler bazaar'ından gelmektedir. Aynen herşeydahil-otelcilikteki gibi, müşterinin tesis dışına kaçmasını engelleyecek her türlü "hizmet" kolaylığı bu bazaar'da fazlasıyla mevcuttur ki, yatçının çişini bile marina sınırları dışında yapması istenmez, WC'ler o an dolu ise, "mister, denize işeyiver" falan denir, mesela!

Şahenk'in, muhasebe departmanından yıl-sonu-tekmili alırken, "bana ne evladım yat-bağlama-ücretlerinden, dükkanlar kaç para getirdi, siz onu söyleyin" diyeceğini ve ayaküstü bir Bayrağımızı-Dükkanlarla-pardon-Limanlarla-Yurtdışında-Dalgalandırma lecture'ı vereceğini tahmin edebiliriz.

Özel marina, bizatihi AVM'dir.

Kuşadası Marinası, Koç'a satılana kadar marina idi, artık 'çarşı'dır.

Didim-D-Marina, başından itibaren 'çarşı'dır.

Başbakan ile başmarinacı, bir marina'nın değil, bir AVM-benzinlik-acente-bar-kafe-restoran kompleksinin kurdelasını kesmiş olmaktadır.

-------------------------------------------------------------------------
(*) Bu üçlüye ek olarak, aynı günlerde Yüksekova'daki bir toplantıda TİM'in akepeli başkanı M. Büyükekşi'ye hediye edilen paketten düpedüz ithal-mal çıkmasını da, bir dördüncü paket-açılım-kepazeliği sayabiliriz: İhracatın Başı'na yerli "Hakkari kilimi" diye ithal kilimin yutturulması ve İhracatın-Başı'nın, yuttuğu dolmadan bihaber, ithal kilimle sırıtarak kameralara poz vermesi, (http://www.yuksekovahaber.com/haber/tim-toplantisi-ayrintilari-19033.htm) üstüne üstlük, Büyükekşi'nin "Hakkari'ye demokratik açılımın ihracat bacağını oluşturmaya geldik" demesi, açılım'ın "ihracat bacağı"nın bile "ithal" olduğunu (Ece Temelkuran'a da) gülünç bir yolla kanıtlamaktadır. (TİM Başkanına -muhtemelen bir nüktedan Hakkarili esnaf tarafından- verilen hediye, "ipek-sumak", İngilizce silk-soumak namıyla dünya piyasasında tanınan bir orta-kalite İran kilimidir, her Hakkarili, hatta ev hanımları ve çocuklar bile, bu kilimin İran'dan -genellikle kaçak- geldiğini bilir. Ha bu arada, ilgilenen varsa, internetteki satış sitelerinden de kolayca temin edilebilmektedir. Ama dikkat, ithal olduğu için, internetteki fiyatlara okkalı bir gümrük vergisi ilave edilecek, unutmayın!)

(**) Şahenk'in, D-Marin'in 600 kişilik istihdam yaratacağı iddiasıyla hava basması da, halkımızı salak yerine koymaktır marinaların "marina" departmanında çalışan has-marina-elemanı 100'ü geçmez, istihdamın büyük bölümü, marina içine dikilen lüks Çarşı'daki mağazaların personelidir. (Ki, bu marka mağazalar, marinadan kaldırılıp kent merkezine taşınsa da, aynı düzeyde istihdam sağlarlar zaten.) Bir örnek: Kuşadası'ndaki Koç-Marina'da, özelleştirme öncesi 112 çalışan mevcut iken, özelleştirme sonrası bu sayı 30'a -yazıyla otuz'a- düşüvermişti! (http://www.oib.gov.tr/program/uygulamalar/turban1.htm) İstihdamın nispi yükselişi, Koç'un sonradan diktiği -kaçak- Opet'ine, Migros'una, Divan'ına ve -marinayla en küçük bir ilgisi olmayan- kiralık dükkanlarına alınmış personel sayesindedir.

Mustafa Adalı 'ın Son Yazıları