Ali Mert

12/02/2018 Pazartesi
Ali Mert

“Gençler, 2019’da tüm mahallelerde, üniversitede, liselerde Parti bayrağını dalgalandırmaya hazır mıyız?”

22 Şubat 2013’te ağır işlerde çalışma yaşı 15’e indirildi. Bakanlık, 'Çocuk ve Gençlerin Çalıştırılma Usulü Yönetmeliği'nin 4’üncü maddesinde yer alan 'Ağır ve tehlikeli iş' tanımını ve 'Çocuk ve gençlerin çalışamayacakları işler' listesini yönetmelikten çıkardı. 16 yaşından gün almış olanlar böylece “özgürleştirildi”.

AKP iktidarının 10. yılı dolana kadar bu ülkede en azından yasa ve yönetmeliklere göre çocuklar ve gençler ağır işlerde çalıştırılamıyordu.

Lise öğrencileri siyasi partilere üye olamıyor. Yani mevcut düzenlemelere göre lise öğrencileri Anayasa’da tanımlanan siyasi faaliyete katılma hakkından (yine anayasaya göre) muaf. 18 yaşından büyük olsalar bile.

Siyaset, üstelik sivil bir hak olarak değil, bir devlet edimi olarak liselere fazlasıyla girmiş durumda. AKP’nin parti broşürü sayılması gereken belgeler, okul açılışlarında öğrencilere dağıtılıyor.

Girişte yer alan çağrı ise AKP Cumhurbaşkanı tarafından 3 Şubat günü partisinin Bitlis İl Kongresi’nde yapıldı. Tam olarak şu ifadeyle: Gençler, 2019’da Bitlis’in tüm mahallelerinde, üniversitesinde, liselerinde Ak Parti’nin bayrağını dalgalandırmaya hazır mıyız?

Fiili durum bir yana yasal çerçevede, 15 yaşında çocukların ağır işlerde çalışması artık yasak değil.

AKP Cumhurbaşkanı, onlara “parti bayrağını dalgalandırmaya hazır olun” çağrısı yapabiliyor.

Öte yandan, bir lise öğrencisinin yanında, çantasında bulundurduğu bir siyasal yayın hatta herhangi bir kitap onun cezalandırılmasına, en azından okul müdürünün odasında “ikna işkencesine” maruz kalmasına neden olabiliyor.

Erdoğan’ın Bitlis’teki çağrısı bir işaret de olabilir elbette. 2019 seçimlerine giden süreçte Anayasa’daki 18 yaş sınırını 16’ya indirmek, ortaoğrenimle ilgili yasağı kaldırmak gibi niyetleri olabilir.

Türkiye Komünist Partisi Programı’nda ise şu cümle yer alıyor: 16 yaşına girmiş her yurttaş, bütün yönetim kademeleri için seçme ve seçilme hakkına sahiptir.

Bu cümle Toplumcu Anayasa metninde de aynı şekilde yer alıyor.

TKP, ikiyüzlülük yapmadan, kendi güç ve olanaklarını gözeterek değil, ilkelerini ortaya koyarak söylüyor bunu.

Lise Müdürlerini çoktan parti temsilcilerine dönüştürmüş olan AKP ise belli ki, başka hesaplara sahip.

Asıl konumuz bu değil.

Erdoğan’ın Bitlis İl Kongresi’nde andığımız sözleri sarf ettiği günlerde Maraş’ın Pazarcık ilçesinde göz altına alınanlardan birisinin adı Ali Mert.

Ali Mert, TKP üyesi 4 yoldaşı ile birlikte Pazarcık’ta ellerindeki Boyun Eğme dergileri nedeniyle göz altına alındı.

Dergiyi sokak sokak dolaşarak satanların yanına önce iki sivil araç yanaştı. Kimliklerini alıp “GBT yapacağız” dedi polisler. Bunun için İlçe Emniyeti’ne götüreceklerdi. “GBT’ye bakmak için karakola gitmemiz gerekmiyor” dedi sokaktakiler.

Araca bindirildiler, herhangi bir suçlama ya da gözaltı nedeni belirtilmeden Emniyet’te bir odada bekletilmeye başlandılar.

Memurlar, TKP Avukatı ile telefonla görüşmeyi reddetti ama hoparlörü açılan telefondan Özge Demir’i dinlemek zorunda kaldılar. “Böyle bir uygulama yok, bir neden belirtmeden kimseyi tutamazsınız” sözlerinin ardından kapıya yönelenlerin telefonlarına el koyan polisler, Karakola getirilişlerinden 1,5 saat sonra gözaltına alındıklarını bildirdi, boyun eğmeyenlere.

Üzerlerinde bulunan Boyun Eğme dergisinde ÖSO’nun terör örgütü olduğu yazıyordu. Devlet kurumlarını aşağılamak suçu işleniyordu!

“Allaha inanıyor musunuz” gibi sorularla gevezelik de ederek kayıtlarını tuttular.

Adliyeye sevkedildiklerinde hâlâ kendilerine bir avukat verilmemiş, avukatla görüşme hakkı tanınmamıştı. Avukatla görüşme talebi adliyeye sevk edilirken de yinelendi.

“Biz size avukatla görüştürelim diye sorduk, siz kabul etmediniz” dediler pişkinlikle.

Savcı’ya çıkarıldılar. Bu sinir bozucu fiili durumla yeterince yorulduklarını varsaydığı kişilere, yanlarında avukatları yokken sorular sordu savcı.

Ali Mert’e bu soruyu sordu: ÖSO’yu nasıl tanımlıyorsun?

Ali Mert yanıt verdi: Bir terör örgütüdür. Ve anlattı.

Ali Mert’in sinirleri bozulmamıştı. 17 yaşında bir genci yıldırmakta çok zorlanmayacaklarını sanıyordular belki. Ama Ali Mert (tanıyanlar biliyor) her zamanki sakinliğiyle yanıtladı savcıyı.

Savcı sinirli bir biçimde kayda geçirdi söylenenleri. ÖSO bir terör örgütüdür demek suretiyle devletin kurumlarını aşağılıyor!

Savcı hanımın siniri geçmemişti, sonraki ifadede karşısına çıkan partili genç kadına “Kadın halinle utanmıyor musun?” diye sordu. Soruyu sorarken utanmadı, sanırım, yanıtı aldığında da.

Sonra serbest bıraktılar boyun eğmeyenleri.

Ali Mert 18 yaşını Mart başında dolduruyor.

O yüzden ailesinin gelip alması gerekiyordu. Polisin, savcının baskısı yetmiyordu ya, belki de “kutsal aile” kurumundan bir yarar ummuşlardı.

Onu yetiştiren anne babanın, kendisi gibi emekçi olan ailesinin yanında utandırmayı düşünmüşlerdi belki.

Ali Mert, 18 yaşını Mart başında dolduruyor. TKP Pazarcık’ta örgütleniyor. O şimdilik parti üyesi olamıyor.

Pazarcık’ın emekçi insanları için, baskı ve aşağılamalara yüzyıllarca göğüs germiş Alevi yurttaşlar için bir onur bayrağı olmaya ise devam ediyor.

Hiçbir hukuku, hiçbir meşruiyeti olmayan “Kadın halinle utanmıyor musun” sorusunu Ali’nin yanındaki kadın yoldaşa soran kadın savcı ise belli ki, “Devran ne zaman değişecek” korkusunu alttan alta hissederek görevini yapıyor.

Onu bilemeyiz, ama tüm bunlara şahit olup, kenara çekilenlerin, boyun eğenlerin pişmanlık duyacaklarından eminiz.

Ali Mert, aslında onlara sadece Boyun Eğme dergisini değil, pişmanlık duymamanın yolunu gösteriyor.

Sabırla, sevgiyle ve inançla…