YKP Siyasi Büro üyesi Giorgos Marinos: Sol dediğinin bir sınıf kriteri olmalı

YKP'nin son dönem politikaları ve Yunanistan'daki "yeni sosyal demokrasi" operasyonu üzerine konuştuğumuz Giorgos Marinos, sol tanımının sınıf vurgusunu güçlendirme gereğine işaret ediyor.
Gamze Erbil
Perşembe, 24 Eylül 2015 10:18

Yunanistan Komünist Partisi (YKP) Merkez Komitesi Siyasi Büro üyesi Giorgos Marinos ile SYRIZA ve YKP üzerine geçen ay yaptığımız konuşma, bir  dizi başlıkta güncel tartışmalara ışık tutuyor. Dünya komünist hareketinin bütününü ilgilendiren bir “yeni sosyal demokrat” çıkış Yunanistan'da tecrübe edildi ve sonuçları yavaş yavaş belirginleşiyor. YKP'nin bu konudaki teşhis ve önlemleriyse son derece basit ve net. Sınıf uzlaşmazlığını başa yazarak Yunan halkını daha fazla örgütlemeye vurgu yapıyor Parti. Ve bunun gereklerini eğilip bükülmeden yerine getiriyor.

Solun alanına giren konularla ilgili sözünü söylemeye devam ediyor. Ama sol dendiğinde “hangi sınıfa hizmet ediyor” sorusunu özellikle öne çıkarıyor. Çünkü günümüzde burjuvazi de “sol”a ihtiyaç duyuyor ve ondan yararlanıyor. Bir kısım “sol”un da bundan hiç gocunmayarak hatta bu ilişkiyi tersine çevireceği yanılsamalarıyla “hareket ettiği” güncel ve evrensel bir vaka. Genel olarak “yenilgi” ve “başarısızlık” dönemlerinde liberal ideolojik saldırılar karşısında direnç gösterememe semptomu olarak ortaya çıkıyor.

YKP bu konudaki sınırlarını net çiziyor, ideolojik tercihlerini titiz bir şekilde ayrıştırıyor. Son derece indirgemeci ve politik olarak da keskin bu tutum, liberalizmin 90'lardan beri prim yapan antikomünist dogmaları karşısındaki komplekslerini aşamadan Batılılaşmış/küreselleşmiş Türkiye solu ve solcusu için empati kurulması güç bir tutum. Dolasıyısıyla söyleşi de esasen sol içi bir tartışmayı değil; mücadeleye yeni katılanlarla YKP'nin tecrübelerini paylaşmayı hedefliyor.

'SYRİZA'NIN POLİTİKASI KAPİTALİZMİ YÖNETMEK ÜZERİNE KURULU'

SYRIZA nasıl ortaya çıktı ve Yunanistan Komünist Partisi'nin (YKP) bu oluşumla yolu daha önce çakıştı mı?

SYRIZA yeni bir parti değil. 1989'da YKP'nin aldığı bir karar doğrultusunda küçük ve fırsatçı bazı gruplarla yaptığı işbirliğine kadar uzanıyor tarihi. Sovyetler Birliği'nin çözülüşüyle birlikte bu işbirliği YKP'yi dağılmanın eşiğine getirdi. 1990-91 yıllarında bu derin krizin ardından partinin önemli kararı bu ittifaktan uzaklaşmak oldu. Ve görüyoruz ki, SYRIZA'nın doğuşu partinin aldığı bu karar üzerine gündeme geldi.

YKP stratejisini değiştirdi ve tüm enerjisini sosyalizm için mücadele kararı üzerine yoğunlaştırdı. YKP'nin SYRIZA'yla hiçbir ideolojik/siyasi akrabalığı yoktur ve bu çerçevede çok ciddi bir çatışma içindedir.

Bize göre, SYRIZA'nın tüm politikası kapitalizmi yönetme üzerine kuruluydu. Aslında AB içi mekanizmaları savunan bir politika söz konusu.

2012'ye kadar küçük bir parti olan SYRIZA, 2008'de yaşanan krizin ardından burjuva siyasetinde meydana gelen ciddi dönüşümle birlikte önem kazandı. Krizden sonra kapitalizm yeni yönetim modelleri aramaya başladı ve burjuvazinin değerlendirmesine göre geleneksel partiler Yeni Demokrasi (ND) ve PASOK artık bitmişti ve yeni oluşumların ortaya çıkması gerekiyordu.

Bu ortamı fırsat bilen SYRIZA, ND ve PASOK'un çok sert halk düşmanı uygulamalarına karşı çıkarak adım adım güçlendi. Bu süreçte 2012 seçimleri önemli bir uğrak oldu.

SYRIZA çare olarak ortaya çıktı ve hızlı bir değişim geçirdi. O dönem SYRIZA'yla işbirliği yapmamız için bize de çok baskı yapıldı. Partimiz kararlı bir duruş sergiledi ve işbirliğini reddetti. Ancak 2012 seçimlerinde önemli bir güç kaybederek oy oranını yüzde 8'den yüzde 4,5'a düşürdü.

Bu zor aşamayı işçi sınıfıyla güçlü bağlarımız sayesinde atlattık ve mücadelemizi daha çok örgütlenerek somutladık. Her fırsatta halkı ilgilendiren sorunlar için mücadele ettik ve yaşanan gelişmeleri teşhir etmeyi görev bildik. SYRIZA'yla neden işbirliği yapmayacağımıza ilişkin açıklamalar yaptık.

Bu yıl Ocak ayındaki seçimlerde de sizin için benzer bir sıkışma yaşandı galiba? İktidar sonrası performansı nasıl oldu peki SYRIZA'nın?

2015 Ocak seçimlerine çok zor bir siyasi çatışma ortamında girdik. Çok açık ki, sermayenin ve ABD'nin seçimi SYRIZA olacaktı. SYRIZA yüzde 36'dan fazla oy aldı. Partimizin oyları düştü ve yüzde 5,5 gibi bir seçim başarısı gösterdi. 15 milletvekili çıkarttık yine de ve bu çok önemli bir sayı.

SYRIZA iktidara geldikten sonra halka karşı çok sert uygulamalara imza attı. Aslında seçim öncesi vaat ettiklerinin tersini yaptı. Örneğin, asgari ücretin artması. Ya da geçmiş hükümetlerin uyguladığı çok ağır vergi yüklerinin ortadan kaldırılacağı yönünde vaatleri.

Seçimlerden hemen sonra AB-ABM ve IMF (Troyka) ile anlaşmalara başladı ve ilk anlaşmasını 20 Şubat'ta imzaladı. Sonuçları halk için çok ağır olan Üçüncü Protokol'ü kabul etti sonra.

SYRIZA içinde bir takım karşıt sesler hep vardı ama bu seslerin halkın ihtiyaçlarını savunan sesler olmadığını söyleyebiliriz. Troyka'yla yapılan anlaşma ve pazarlık sürecinde çıkan karşıt sesler de aslında kârlılığın hangi yöntemle artacağı yönünde.

Örneğin Avrupa Birliği içinde iki blok olduğunu biliyoruz. İlk blok Almanya, Finlandiya, Hollanda gibi ülkelerin olduğu blok, diğeri de İtalya, Fransa, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerin olduğu ve ABD'nin desteklediği blok. Almanya'nın olduğu blokta çok ağır para politikası önlemleri içeren politikalar öne çıkıyor. Diğer blokta ise, daha esnek ve gevşek önlemler ön planda.

Çok yüksek borçları olan İtalya, Fransa ve Yunanistan'ın borçlarının kapatılması konusunda önemli iç çatışmalar yaşanıyor.

Bildiğiniz gibi Yunanistan hükümeti bu pazarlıktan kendini geri çekerek bir referandum düzenledi. Kendi yapacaklarını anlatmadan sadece Troyka'nın öne sürdüğü koşulları içeren bu referandumda halk evet ya da hayır ikilemine sürüklendi.

Partimiz bu süreci kınadı ve parlamento içinde ve dışında şunu önerdi: Halka karşı çok sert önlemler içeren bu Troyka anlaşmasına hayır demek, karşı çıkmak. Yine aynı şekilde çok ağır kemer sıkma politikaları içeren SYRIZA'nın kendi paketine de karşı çıkmak.

YKP'nin kendi teklifi tüm bunların iptali ve AB'den kopuşu içeriyordu.

Hükümetin bu önerilere yanaşmamasının ardından Partimiz kendi seçim pusulasıyla referanduma katıldı. Aslında geçersiz bir pusulaydı bu. İşyerlerinde ve mahallelerde bunları dağıttık. Amacımız çok önemli bir siyasi mesaj vermek ve halkı uyarmaktı. Eğer hayır olarak oy verildiyse, hükümetin aslında bu hayır'ı evet'e çevireceği yönünde bir uyarı. Ve söylediğimiz bir gün sonra gerçekleşti. SYRIZA bunu tek başına yapmadı ANEL ile birlikte gerçekleştirdi. Hükümet 5 Temmuz'dan hemen sonra Üçüncü Protokol'e imza attı. Bu çok ağır koşullar içeren bir anlaşmaydı.

Bu süreçte YKP nasıl bir tutum aldı?

Partimizin sergilediği duruşun çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Bizim en önemli çıkış noktamız halkın temel ihtiyaçları oldu. SYRIZA'nın nasıl bir parti olduğunu ortaya çıkarttık ve gerçek adını koyduk: Burjuva sistemi içinde yer alan, yeni sosyal demokrat bir parti.

Halkı aydınlatmak için çok büyük bir kampanya yürüttük. Ve kendi partimiz içinde tüm mekanizmalarımızı devreye sokarak son derece örgütlü bir çalışma yürüttük. Bunları binlerce işçinin katılımıyla gerçekleştirdik. Bir işçi hareketi olan PAME'nin mekanizmalarını da devreye aldık. Çok büyük çaplı gösteriler gerçekleştirdik ve bazı grevler yaptık bu dönemde. Fakat hem Yunanistan hem de dünya medyası bunları çok “başarılı” bir şekilde gözlerden kaçırabiliyor. Meclisten geçirilmek istenen yasalara karşı çıktık, karşı oy kullandık.

Çok temel bir konumu savunduk: Yunanistan'da halkın ihtiyaçlarını karşılayacak tüm koşulların aslında mevcuttur. YKP, üretim araçlarının kamulaştırılmasını ve ekonominin merkezi planlama ekseninde yeniden yapılandırılmasını öneriyor. Bilimsel bir şekilde örgütlenen planlamanın halkın tüm ihtiyaçlarını -bedava sağlık hizmeti, tam istihdam, bedava eğitim, kültür ve spor hizmetleri gibi- sağlayabileceğini savunuyor. Fakat tüm bunlar tek bir yolla başarılabilir. Bu sadece bir devrim yoluyla gerçekleşebilir.

Her gün her sorun için mücadele etmek gerekiyor. Ama en başta bir hedefinin olması gerekiyor: İşçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için kapitalizmin barbarlığını ortadan kaldırmamız gerekiyor. İşçi sınıfı gerçek egemenliği eline alması gerekiyor. Sosyalizmin inşa edilmesi gerekiyor. Bu bir ön koşuldur. Gerçek zenginliğin halkın eline geçmesi için önkoşuldur. Üretim araçlarının kamulaştırılması için. Ekonominin merkezi bir şekilde yönetilmesi için. Yunanistan'ın AB ve NATO'dan çıkması için. Partimiz bu yönde mücadele veriyor ve üç önemli silahımız var: YKP'nin mecliste değil iş yerlerinde güçlenmesi gerekiyor. İşçi sınıfının, sınıfsal hareketlerin yükselmesi için güçlenmesi gerekiyor, PAME'nin güç kazanması gerekiyor. Ve çok güçlü bir sosyal ittifakın kurulması: İşçiler, çiftçiler ve diğer halk tabakaları arasındaki ittifakın. Bu ittifak ki, her gün her türlü sorun için mücadele edecektir. Ve amacı bir devrimci durumda bu düzenin değişmesi için merkezi rol almak olacaktır.

YENİ SOSYAL DEMOKRASİ

SYRIZA kendi içinde bir bölünme yaşadı, bu Çipras'ın son krizdeki tutumuna karşı “daha sol bir çıkış” olarak niteleniyor, sizin değerlendirmeniz nedir?

Yunanistan'ın ulusal para birimine dönmesini savunuyorlar. Bu çok komik bir teklif ama bu güçlerin ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor. Kapitalizm yine geçerli olacak, kâr hırsı ve sömürü devam edecek, ülke AB ve NATO'da kalmaya devam edecek, savaşlarda ve tüm müdahalelerde yer alacak ve biz sorunumuzu süpermarkete/markete “drahmi”yle giderek ortadan kaldırmış olacağız. Ne kadar fakir olduğumuzu görelim diye. Bu da aslında yeni sosyal demokrat bir yaklaşım.

Toplumsal bir devrim olmaksızın ulusal para birimine dönüş yanlızca burjuvazinin işine yarar. Bu devrim olmadığı durumda ne protokolün dayattığı kemer sıkma programıyla Avro'da kalmak ne de Drahmi'ye dönmek kabul edilebilir bir seçim olacaktır.

YKP'den korkuyorlar aslında; onun fabrika ve işyerlerindeki gücünden ve işçi sınıfı hareketi içindeki tüm güçlerin bir araya gelmesinden korkuyorlar. Türkiye'deki Komünist Parti (KP) ve dünya çapındaki diğer komünist partilerle olan ittifakımızdan, işbirliğimizden de korkuyorlar.

“Yeni sosyal demokrasi” kavramını kullanıyorsunuz. Bu adlandırmayı neden tercih ettiniz ve tam olarak ne kastediyorsunuz?

Biz her zaman SYRIZA'nın sosyal demokrat stratejisine dikkat çektik. Ama açık hale gelişi hükümet olması ve kapitalizmi yönetmeye başlamasıyla oldu.

Sosyal demokrat parti olarak, SYRIZA ve PASOK arasında bir ayrım yapmak için bu adlandırmayı seçtik. Biri geleneksel ve diğeri yeni sosyal demokrat partidir. Bazı farklılıkları var ama ortak bir hatları mevcut ve aynı sloganları kullanıyorlar.

Peki “yeni sosyal demokrasi”nin kuşatmasına nasıl direniyorsunuz?

İçinden geçtiğimiz dönemde aslında bir siyasi hareketin kriterlerini yeniden ortaya koymamız gerekiyor. Değerlendiriyoruz elbette. Meclis ortamını, parlamentoyu. Avrupa Parlamentosu'nu da değerlendirmeye çalışıyoruz, orada da iki parlamenterimiz var. Şuna dikkat ediyoruz, burjuva aygıtları konusunda halkı kandırmamaya çalışıyoruz. Meclis sevdası bir çok komünist partinin dağılmasına neden olmuş aslında. Elbette seçimler üzerinden halkın nabzını yokluyoruz, elde ettiğimiz başarı üzerinden durumumuzu ölçüyoruz. Ama bu sistemin önümüze koyduğu gerçek olmayan ikilemleri ve içerdiği tehditleri çok iyi değerlendiriyoruz.

Partimiz için temel kriterin iş yerlerinde ve mahallelerde oluşturduğu güçbirliği olduğunu söyleyebiliriz. Burada sergilediği duruş çok önemli. İşçi sınıfının örgütlülüğünün gücüdür aslında bu. Herşey orada belirleniyor aslında. Demek ki bizim orada hazır bulunmamız gerekiyor. Partimiz en büyük ağırlığı buralara veriyor. Elbette burjuva mekanizmalar içindeki ağırlığı da ihmal etmemeye çalışarak.

Partimiz 2012'deki düşüşe rağmen ilerlemeye devam etti. Fırsatçı güçlerin sesi, YKP gücünü kaybettiğinde daha da yükseliyor. Çünkü onların gönlünde sadece burjuva mekanizmaları ve onların içindeki ortamlar var. Biz bu dönemde, ideolojik çalışmaya ağırlık verdik.

Gençlik örgütlerimiz içinde de bu fırsatçı akımın güçlenmemesi için önlemler aldık. Partimizin bu zorlu koşullar içinde mücadelesine devam etti ve gücünü de arttırdı aslında. Zorluklara, ciddi zayıflıklara rağmen bir çok işyeri ve fabrikada yeni örgütler kurduk, yeni sendikaları kazandık. Orta ve küçük katmanlar içinde ve çiftçiler arasında yeni örgütler kurduk.

Halk içindeki bu çalışmanın, mücadelenin güç kazanması ve gerçek bir halk ittifakının kurulması için çok önemli adımlar attık. Ve bu ittifak çalışması kadınlar, gençler, çiftçiler arasında kurulan işbirliği şeklinde ifade buldu diyebiliriz.

Partimizin dostları ve partimiz aslında çok iyi durumda. Meclis'teki iki gün süren o kritik oylama sırasında sadece PAME çok önemli bir gösteri gerçekleştirdi Meclis önünde. Ve bunu gizleyemediler, çok açık bir şekilde ortaya çıktı. Burjuva partileri, burjuva medyası bunu gördü ve üstünü örtemedi.

Uykusuz kalıyoruz, uyumuyoruz. Sürekli alarm durumunda olmak zorundayız, bu sömürü sistemini ortadan kaldırmamız için böylesi gerekiyor. Ve çok iyi gidiyoruz aslında. Burjuva mekanizmaları içinde partimizin gücünü zayıflatmak isteyen faktörler var ve tüm kanalları kullanarak çok önemli bir akımın önünü açmaya çalışıyorlar, bu da fırsatçılıktır. Buna karşı sürekli alarm durumunda olmak gerekiyor.

Siz SYRIZA tabanına sesleniyorsunuz ama kendi tabanınızı korumada da zorluk çekiyor olmalısınız, bu konudaki deneyiminiz nedir?

Bu çok önemli bir soru partimiz için. 2012'den bu yana yaşadığımız tecrübe çok önemli.

Bazıları YKP'yi ve onun devrimci perspektifini desteklemenin önemini anlamıyor. “Kötünün iyisi” mantığı güçlü. Ve seçmenler şu seçimi yapıyor: Yeni Demokrasi ve PASOK çok kötü partiler, SYRIZA az kötü. YKP çok zor bir görev tarif ediyor. Sistemle karşı karşıya gelmek çok zor çünkü. O halde SYRIZA'yı destekleyelim.

Biz sistemli bir çalışmayla kendi gücümüzü koruduk, onların şunu anlamasını sağladık: Başka kolay bir yol yok. Her türlü kapitalist yönetim biçimi de sonunda aynı kapıya çıkıyor. Belirgin gelişmeler kaydettik 2012'den sonra. Hiçbir zaman dur durak bilmeyeceğiz. Kapitalizm her aracı kullanıyor, karmaşa yaratmak için, devrimci partiye saldırmak için ve sahte ikilemler yaratmak için. Biz bilinç düzeyini yükseltmeye ve bize olan desteği arttırmaya çalışıyoruz.

Solcu olma tekelini nasıl elinizde tutuyorsunuz? Yani tutunduğunuz diğer temalar nedir, mesela antiemperyalizm. Ya da başka özgün temalar, dış politika ya da diğer alanlarda? SYRIZA'ya yönelik dış politika başlıklarındaki eleştirinizi nasıl şekillendirdiniz?

Biz sola olan ihtiyacı değerlendiriyoruz. Çünkü bu sol etiketinde bir sınıf kriteri olmalı. Şu önemli: Hangi sınıfın çıkarına hizmet ediyor? Bunu netleştirmeliyiz. Genel olarak sol ve sağ partilerden bahsederken, kime hizmet ettiklerini ortaya çıkarmak önemli. Sol nedir, sağ nedir? Tabii bunlar geleneksel kavramlar. Sola bakarken kimin çıkarlarını savunduğuna bakmak gerekir.

SYRIZA'ya bakalım, solcu bir partiydi. Ama stratejisi, politikaları ve 3. Protokol hep onun sermaye çıkarlarına hizmet ettiğini gösterdi. AB ve NATO'dan çıkmayı gündemine bile almadı.

Onun tersine YKP, sınıf belirlenimli bir parti. Hiç bir zaman “tüm kesimlerin çıkarını” savunduğunu söylemedi. Esasen işçi sınıfının çıkarını savunuyor. Biz bunu öne çıkartıyoruz.

2018'de partimiz yüzüncü yaşını dolduruyor. Tüm bu tarih boyunca, sınıf savaşımları tarihi boyunca çok farklı dönemlerimiz oldu, illegal dönemler geçirdik. Tüm bu dönemlerde çok sayıda parti solcu olduğunu iddia etti. Bir yüz yıllık tarihte çok büyük deneyim biriktirdik. Sloganların arkasında ne olduğuna bakılmasını istedik. Asıl eksen burada olmalıydı; sınıf temelli olmasında.

Şunu göstermeye çalıştık, YKP'nin stratejisiyle işçi sınıfının çıkarları arasında her zaman bir ilişki, bir bağ vardır. Ve bu temelde biz uluslararası alanda ve tarihten çok fazla örnek verebiliyoruz.

Son dönemde uluslararası alanda size destek veren bir kampanya oldu, ondan bahsedebilir misiniz?

Özellikle vurgulamak istiyorum, Komünist Parti’nin (KP) gösterdiği uluslararası dayanışma çok önemli. Başkalarının da desteklediği bu dayanışma bizim için kritik bir değer taşıyor. KP'nin inisiyatifinde dört komünist parti bir kampanya başlattı ve bir metin ortaya çıktı. Bunu çok sayıda komünist parti imzaladı. Bu bizim için çok önemli, çünkü çok büyük bir kuşatma altında kaldık. Tüm burjuva partileri olanaklarını devreye alarak bize karşı çıktı. Başta medya, her türlü aracı kullandılar.

Aslında ülkemizdeki gelişmeler sadece Yunanistan'daki işçi sınıfını ilgilendirmiyor, tüm dünyadaki işçi sınıfını ilgilendiriyor. Bu oportünizm olarak adlandırdığımız, “yeni sosyal demokratizm” eğilimini gösteriyor dünyadaki gelişmeler de.