Savaş sanayii 'korona' dinlemiyor

AKP'nin son yıllarda büyük 'yatırım' yaptığı ve en büyük kâr kapılarından biri haline gelen savaş sanayii salgın koşullarını dinlemiyor, çalışanların sağlığıyla oynuyor.
Okan Ataer
Cuma, 27 Mart 2020 17:03

İçinden geçmekte olduğumuz Kovid-19 virüsü günlerinde savunma sanayii üreticilerinin de gerçek yüzleri ortaya çıkıyor.

AKP iktidarında bölgesel bir emperyalist güç olmaya niyetlenen Türkiye burjuvazisi devlet alım garantili savunma projelerinin artmasıyla ellerini ovuşturur hale gelmişti.

Suriye ve Libya’da kâh açıktan kâh örtülü şekilde yürütülen askerî harekâtlara komşu ülkelere yapılan silah ihracatları eklenince patronların keyifleri yerindeydi.

HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ ÜRETİME DEVAM

Küresel hastalık krizi bu dönemde geldi. Ancak her şeyin ötesinde bu sektörde kazanılan ve kazanılması planlanan muazzam kârlar unutulmadı. Bugün Türkiye savunma sanayiinin amiral gemileri olarak gösterilen TAİ, Aselsan ve Roketsan başta olmak üzere savunma sanayii firmaları hiçbir şey olmamış gibi üretimlerine devam ediyor.

Kâr güdülerini o çok sevdiklerini söyledikleri çalışanlarının hayatlarının önüne koyuyorlar. “Evde kal” edebiyatının sökmediği bu fabrikalarda binlerce çalışan hiçbir şey olmamış gibi servislere biniyor ve işe gelip çalışıyor. Ancak günahlarını almayalım bazı kurumlarda patronlar yemekhaneleri kapatmayı akıl edip yemekleri çalışanlara getirmeyi düşünmüş. Ancak resmî olarak ilan edilmese de olası bir Kovid-19 pozitif vakasında ne yapılacağı belli değil.

Aslında hep söylüyoruz burjuvazi ideolojik söylemleriyle sürekli olarak amacını saklamaya çalışıyor diye. Ağızlarından hiç eksik etmedikleri “savunma” sözcüğünün aslında ifade ettiği gerçeklik savaştır.

Patronların kârlarının artması için komşu ülke emekçi halklarının bombalanmasıdır, başka ülkelerin doğal kaynaklarının yağmalanması için savaş çıkartılmasıdır.

Dolayısıyla adlı adınca ismi “savaş sanayii” olması gereken savunma sanayii bu kriz günlerinde gerçek yüzünü ortaya çıkartmıştır.

Hem teknik, hem askeri, hem de politik olarak emperyalizme bağımlılığı süren ülkemizin bu sektörde zaman zaman büyük oyuncuların boşalttığı alanlara yerleşerek kazandığı irtifanın bir milli ideal olarak sunulmasına izin vermemek gerekir.

İşçisiyle, mühendisiyle Türkiye'nin büyük potansiyelleri olduğu doğrudur. Bu potansiyelin bağımlılık zincirlerinin kırılmasıyla açığa çıkacağı da bir gerçektir.

Öte yandan iktidara yaranmak ve birazcık ceplerini doldurmaktan başka vizyonu olmayan sektör patronlarının vizyonunun bu olduğu bir yanılsamadır.

Onların amacı yaşatmak değil öldürmektir, bu öldürdüğü kendi işçisi, kendi mühendisi bile olsa…