Profesör Oğuz Oyan: Gecikilmeden sermaye kontrolleri rejimine geçilmeli

Profesör Oğuz Oyan: Kamunun birdenbire çok büyük finansal ihtiyaçlarının ortaya çıkması yalnızca mali kurumların kamulaştırılması üzerinden karşılanamaz. İktisadi etkinliklerin birçok alanda dibe vurduğu, akım gelirlerin iyice zayıfladığı böyle koşullarda, stoklanmış birikimlerin yani servetlerin olağanüstü bir vergilendirmeye tâbi tutulması şarttır. Bunun için de hiç gecikilmeden sermaye kontrolleri rejimine geçilmesi gerekir.
Pazartesi, 23 Mart 2020 15:13

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koronavirüs önlemler paketini açıkladığı günün sabahında Türkiye Komünist Partisi de emekçi halk için atılması gereken adımlarla ilgili bir deklarasyon yayımlamıştı. “Bütün kaynaklar halka!” başlığını taşıyan deklarasyondaki “kararlar” hakkında farklı meslek ve uzmanlık alanlarından aydınlara, işçi temsilcilerine sorular sorduk.

İktisatçı Profesör ve eski milletvekili Oğuz Oyan, deklarasyondaki ilgili maddeler üzerinden salgın sürecinde devletin üretim, planlama gibi başlıklarda oynaması gereken rolü yorumladı. 

"Halkın insani ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal hayatın sürekliliğinin sekteye uğramaması için gerekli üretim ve hizmet tanımları merkezi olarak belirlenmeli ve planlanmalıdır. Üretim ve hizmet sunumunun bu tanım ve planlara uygun şekilde yapılması merkezi olarak denetlenmelidir." "Tüm banka ve finans kuruluşları derhal bedelsiz olarak kamulaştırılmalıdır. Tüm mali kaynakların halkın ihtiyaçları doğrultusunda merkezi olarak kullanımı sağlanmalıdır." Bu öneriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Uygulanabilir mi?

Dünya ve Türkiye olağanüstü bir virütik salgın döneminden geçiyor. Olağanüstü dönemlerde olağanüstü önlemlerin ve olanakların devreye sokulması gerekir.

Önleyici sağlık hizmetleri başta olmak üzere tüm sağlık hizmeti sunumunun merkezi olarak planlanabilmesi, bunun için de tüm sağlık kurumlarının kamulaştırılmış olması gerekir. Tıbbi araç, ilaç ve hijyen malzemesi üretimi yapan işletmeler de buna dahil olmalıdır. Hastaların tecrid koşullarının sadece hastane mekanlarında sağlanamayacağı dikkate alınarak, atıl durumdaki oteller ve benzeri yapılar da salgın boyunca merkezi sağlık planlaması kapsamına alınmalıdır.

İkinci olarak, hanelerin gıda ve temizlik ürünlerine olan erişimleri bugünkü koşullarda piyasaya bırakılamaz. İşini, gelirini kaybeden hanelerin çoğaldığı, onlara kamusal destekler verilmesinin geciktiği koşullar dikkate alındığında, bu durumdaki hanelerin temel ihtiyaçlarının merkezi olarak karşılanması gerekir.

Bütün bunlar da, çok çeşitli alanlarda üretim, dağıtım ve hizmetlerin merkezi olarak belirlenmesini, denetlenmesini ve planlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Kamunun birdenbire çok büyük finansal ihtiyaçlarının ortaya çıkması yalnızca mali kurumların kamulaştırılması üzerinden karşılanamaz. İktisadi etkinliklerin birçok alanda dibe vurduğu, akım gelirlerin iyice zayıfladığı böyle koşullarda, stoklanmış birikimlerin yani servetlerin olağanüstü bir vergilendirmeye tâbi tutulması şarttır. Bunun için de hiç gecikilmeden sermaye kontrolleri rejimine geçilmesi gerekir.

Böyle bir planlı örgütlenme biçimi, bugünkü devlet ve iktidar yapısının tamamen farklı bir biçime bürünmesi anlamındadır ve ancak halkın örgütlü/örgütsüz tüm kesimlerinin kararlı dayatmasıyla böyle bir dönüşüm sağlanabilecektir.