Özkan Öztaş yazdı: Sur'da Geriye Kalan

2015'te Diyarbakır Sur ilçesinde kazılan hendeklerin ardından 6 Eylül 2015'te ilk kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Yaşanan çatışmalar, yaşamını kaybedenler, evlerinden göç etmek zorunda kalan aileler ile bir dizi sorun yaşayan Sur ifradı henüz yaralarını tam manasıyla sarabilmiş değil. Mevzunun insanlarda bıraktığı psikolojik etki bir yana, evsiz kalanların, yeni evlere taşınanların, başka şehirlere göç edenlerin hayata yeniden başlama hikayeleri pek çok başka başka soruna işaret ediyor.
soL - Özkan Öztaş
Pazartesi, 21 Ekim 2019 10:23

Sur'u ilk terk edenler ya da edebilenler, yakınlarına sığınanlar ya da farklı bir yerde yeniden ev kiralayabilenlerdi. Bu olanaklardan mahrum olanlar ise çatışmaların kendi sokaklarına gelmesini beklemekten başka yapacak bir şeyi olmayanlardı. Sonuç olarak bir sürü evin yıkıldığı, daha fazlasının göç ettiği bir döneme tanık olmuştuk.

"Hendek Savaşları"ndan geriye kalan bir mahalle var ki hala savaşın bakiyesini ve geriye kalan sorunlarını yaşamaya devam ediyor. Üstelik bu mahalleye savaş hiç "uğramamıştı". Yoksulluğun savaşla buluştuğu bir yerde bir başka savaşı, hayatta kalma mücadelesini devam ettiriyorlar. Diyarbakır'ın yoksul emekçilerin yoğunlukla yaşadığı yerlerden, Şehitlik ya da nam-ı diğer Ben û Sen Mahallesi.

Ben û Sen mahallesi surların hemen ardında bir mahalle. Hendek savaşları sırasında sur kapıları emniyet tedbirlerinden ötürü kapatıldığı için burada yaşayanlar kentin tüm imkanlarının dışında kaldı. O günden sonra bir ekmek almak için dahi kilometrelerce mesafe kat etmeleri gerekiyordu. Hendek savaşları hiç uğramadı esasında buraya. Ama çatışmaların tüm yükünü taşıdı Ben û Sen Mahallesi. 

SUR'UN DA HENDEKLERİN DE DIŞINDA: BEN Û SEN MAHALLESİ

Bugün Hendek Savaşlarının üzerinden epeyce zaman geçti. Yıkılan evlerin yerine yenisi inşa edildi, yıkılan mahalleler ranta açıldı ve göç edenler hayatlarını yeniden kurdular veya kurmaya çalışıyorlar hala. Ancak Ben û Sen Mahallesi'nde henüz değişen çok da bir şey yok. Normalde de kentin sosyal imkanlarından mahrum bırakılan bu mahallenin, Hendek Savaşları sırasında kentin kendisiyle olan teması da kopmuştu. Sur kapıları kapanmış her yere güvenlik noktaları oluşturulmuştu.

Pek çok hastanın sağlık, öğrencinin eğitim, emekçinin de ulaşım ve benzeri hakkının aksadığı dönemin ardından bugün hala bu haklardan yeteri kadar faydalanamıyor mahalle halkı. Mahalleye açılan sur kapılarının bir kısmı hala kapalı. Diyarbakır surlarına sırtını yaslamış bu halkın binlerce yıllık tarihi olan surların ve halkının talihinden bir farkı var. Ben û Sen Mahallesi, surların içinde değil dışında kalan bir mahalle. Yani surlara dışarıdan omuz vermiş gecekondu dünyası mevcut burada. Dolayısı ile eğitimin, sağlığın ve kentin bir çok imkanı ve olanağı buraya ulaştırılamıyor. Ya da ulaştırılmıyor. Sur içinde yaşayan nüfusa kıyasla göz ardı edilen, gözden çıkarılan bir nüfusu oluşturuyor Ben û Sen. 

Çatışmalar sırasında yıkılan ev olmadı belki ama öncesi de zaten bir savaş görüntüsünden farksızdı. Bugün tüm bu yoklukların ve yoksullukların üzerine bir de kriminal hal alan mahalle algısı yerleşti.

'GİDEMEDİK, HEM GİDECEK YERİMİZ HEM DE İMKANIMIZ YOKTU'

Yoksulluk ile savaş arasında sıkışmış bir mahalle. Seçimlerden seçimlere kapısı çalınan insanlar umutlarını yitirdiklerini ifade ediyor. Mahalleliler ile yapılan her temas kendi sorunlarını umutsuzca anlattıkları, hatta bazen sadece sorduğunuz için anlattıkları bir hal almış durumda. 

Düne kadar savaşın ortasında kalan bu mahalle savaştan sonra "gidemedik, hem gidecek yerimiz hem de imkanımız yoktu" diyenlere tanıklık ediyor. Hendek Savaşları öncesinde sahip oldukları tüm sıkıntıları savaştan sonra bir hatıra gibi devralan mahalleliden geriye sadece yokluk ve yoksulluk kalıyor. Tabi surların dışında kaldıkları için de turistik seyahatlerin temas etmediği, restorasyondan uzak tecrit edilmiş bir şekilde yaşamaya mecbur bırakılıyorlar. 

Akşam sokak lambasının ışığında oturup derdini anlatan yaşlıların verdikleri örnekler kalıyor mahalleden geriye. "Biz yoksuluz, mahallemiz de yoksul. Baksanıza sokakta gezen kedimiz bile aç. Çoğumuzun eline ayda sadece üç beş yüz lira para geçiyor. Kapımızı biri çalınca yoksa yine seçim mi var diye düşünüyoruz."