Mustafa K. Erdemol yazdı: Gülmek gerçekten devrimciliktir

Dolayısıyla her şeyden önce, “gülmek” için çok çok uğraş vermek durumundayız. Recep beyin bizatihi kendisi “kahkahayla” gülmemize engel. Sürekli gerginlik yaratan söylemleriyle, nefret saçan halleriyle büyük bir insani eylem olan kahkahanın da sıradan tebessümün de önünde o var hep. Çok yazık gerçekten.
Mustafa Kemal Erdemol
Pazartesi, 07 Eylül 2015 14:11

Yüzümüzü güldüren ender sanatçılardan biri olan Ayşen Gruda’nın  Recep Tayyip Erdoğan’a içinde bulunduğu stresten kurtulması için hiç değilse bir kahkaha atmayı önerdiğini okuyunca, “çok beklersiniz Ayşen hanım” dedim, yalan yok.  Gruda’nın kendisi için çok normal olan gülme, kahkaha atma gibi doğal insani bir eyleme Recep bey ile zihniyet kardeşlerinde rastlamak mümkün değil.

Çünkü inançları gereği, doğalarına ters düşmeyi de göze alarak, kahkaha atmazlar bunlar. İslamiyet’te, Muhammed tebessüm şeklinde güldüğü için, gülmek sünnet sayılır, ama “az gül. Çok gülmek kalbi öldürür” gibi bunu da kısıtlayan hadisler vardır. Kahkaha ise kesinlikle yasaklanmıştır.  O nedenle Ayşen hanım daha çok bekler diyorum.

Gruda aslında Recep beye “gül diyerek” çok doğru bir yöntem öneriyor. Çünkü gülmenin bir çok olumsuzluğa iyi geldiğine inanılır. Antikçağın büyük hekimi İyonyalı Hippokrates kanı hem sıcak hem de akışkan tutmak için gülmenin gerekli olduğunu, bu yapılırsa hastanın iyileşeceğini savunurdu. Bu, bence de Recep beye iyi gelirdi.

Ancak, muhterem, Gülme’yi her şeyden önce bir Yunan icadı sayıldığı için de kabul etmez bana sorarsanız. Ne de olsa milliyetçi muhafazakar bir politikacı. Öyle ya da böyle, gülmek fena bir şey değildir kuşkusuz. Gülmeyi tanrıların bir armağanı kabul eden Homeros’un bir bildiği vardı muhakkak. Bu “armağan”ın tadını doya doya çıkardığı için antik Yunan filozofu Demokritos “Gülen Felsefeci” olarak geçti felsefe tarihine. Öyle ki, bu özelliği doğduğu Abdena da mesele bile olmuş bir ara. Her şeye o kadar çok gülermiş ki delirdiğini sanan Abdenalılar,  tedavi  etsin diye Hippokrates’i çağırmışlar. Demokritos insanların deliliklerine güldüğünü söyleyince, Hippokrates “hastasının” son derece bilge biri olduğuna hükmetmiştir, derler. Tabii her gülme insanı "bilge" yapmıyor. Yüzünde hep plastik bir sırıtma olan Ahmet Davutoğlu'na "bilge" denebileceğini sanmam doğrusu. 

Şu kitaplı, örgütlü dinler, gülmeyi de insanlığa çok gördüler ne yazık ki. Oysa “insan düşünür, tanrı güler” diye bir Yahudi atasözü bile vardır. Ama gelin görün ki, büyük Hıristiyan ulusu İoannes Khrysostomos “gülerek zaman kaybetmek bize göre değil” diyebilmiştir. 

MÖ Üçüncü Yüzyılda yazıldığı sanılan bir Mısır papirüsünde  dünyanın oluşumu pek güzel anlatılır: “’Tanrı güldüğünde, dünyaya hükmedecek yedi tanrı dünyaya geldi. Kahkahaya boğduğunda ışık oldu. İkinci kez kahkahaya boğulduğunda sular oluştu. Yedinci kahkahasında  ruh doğdu.” Her şeyi gülerek yaratan bir tanrıdan söz ediliyor bu papirüste, ne kadar güzel. Barry Sanders’in, Kahkahanın Zaferi adı olağanüstü güzel kitabında ayrıntıları vardır şu gülme meselesinin, meraklısına öneririm.

Platon’la onu anlayabildiğim andan beri başım hoş olmamıştır. Gülme konusunda da en katı olanlardan biridir çünkü. İnsanın belli zamanlarda gülmesi gerektiğini öğütlemesi İslam’a da aynen geçmiştir.

Platon’un yaşadığı çağın en değerli maddesi tuzdu. Bu nedenle “gülmeyi tuz kullanır gibi sakınarak kullanmalı” demişliği de vardır, ki, İslam peygamberi de “kahkahayla gülmemek gerektiğini” öğütlerken Platon esinli bir tutum sergilemiştir bana sorarsanız.

Tüm dinlerde var bu. Nedense fena takmışlar insanların katıla katıla gülmelerine. Ortaçağ’ın sonlarına doğru, der Sanders, kilise gülmeyi, uğraşılması, defedilmesi gereken bir bağımlılık olarak nitelendiriyordu. Saçmalık tabii ki.

Recep bey de, zihniyet kardeşleri gibi ciddiyeti esas alan bir tutumun sahibi. Bunu da kopya etmişiz aslına bakarsanız, burada bile bir orijinalitemiz yok. Bize ta Roma’dan armağan bir davranış tarzıdır bu. Roma’nın soyluları ağırbaşlı olmak gerektiğine inandıkları için biribirleriye şaka yapmaz, ulu orta gülmezlerdi. Romalı Scipo, bizim “ağır ol molla desinler” vecizemizi herhalde çok severdi duysaydı.

Ayşen Gruda’nın Recep beyi “ben güldürürüm” iddiasını, sanatına olan büyük hakimiyetine bağlıyorum elbette, ama başarılı olacağını sanmıyorum pek. Recep beyi, Gruda’dan daha fazla etkileyen kılavuzları var çünkü. Günaha yakın bir eylem olarak gülmede aşırıya kaçma ihtimali Recep beyi, dediğim gibi, doğasına da ters düşecek biçimde engeller.

Bu nedenle “gülmek devrimci bir eylemdir” diyenler boş bir laf ediyor değiller. Bir kahkaha atmak için bile “mevcut değerlere”, “dini öğretilere” karşı çıkmak zorundayız hepimiz. Nasıl bir kuşatma altında olduğumuz ortada çünkü. Demokritos gibi, “başkalarının deliliklerine bakarak” gülmeye kalkarsak günün her saati gülmek zorunda kalacağımız da kesin. Çünkü akıllı sayımız pek az. Ama yine de kahkaha atacağımız günlerin sayısını çoğaltmamız gerekecek. Bu gerçek bir “devrimciliktir”.

Dolayısıyla her şeyden önce, “gülmek” için çok çok uğraş vermek durumundayız. Recep beyin bizatihi kendisi “kahkahayla” gülmemize engel. Sürekli gerginlik yaratan söylemleriyle, nefret saçan halleriyle büyük bir insani eylem olan kahkahanın da sıradan tebessümün de önünde o var hep. Çok yazık gerçekten.

Recep beyi güldürme konusunda başarılı olması halinde hepimizi rahatlatacağına inandığım Ayşen Gruda, gülmenin “sevecen, empati yeteneği olan, çocuk ölümlerine duyarlı” kişiliklerin özelliği olduğunu elbette biliyor. Kolay mı, yıllardır güldürüyor bizi.

Romalı devlet adamı Seneca, bir yoksulun daha içten daha samimi güldüğüne inanırdı. O yüzden diyorum, keşke Recep beyi “fakir”ken yakalasaydı Ayşen Gruda.

Çünkü fakiri güldürmek daha kolaydır.