Sayfa yolu
Cihad Diyanet'i
Yayın Tarihi: 15.08.2015 , 19:57 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 04:46
Devlete bağlı bir kurum olarak, devlet çizgisinde kelam etmesi, fetva vermesi anlaşılır olsa da, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, Osmanlı'nın Şeyhülislam'lık kurumundan bir farkı yok. Malum, Şeyhülislamlar, aynı zamanda İslam Halifesi de olan Osmanlı padişahlarının tüm siyasi kararlarına dini onay veren bir makam durumunda oldular hep.
Dolayısıyla Şeyhülislam'ın fetvalarında temsilcisi olduğu ya da adına karar verme yetkisine sahip bulunduğu din kaynaklı yönlendirmelerden çok, beşeri devlet sisteminin arzuları etkili olmuştur. Temsilcisi olduğu dinin de aslında o siyasi kararların alınmasına yol açan zihniyetten farklı bir tarafı yoksa da, şeyhülislamın en azından dinin varolduğu iddia edilen "uzlaşmacı, barışçı" yanlarının öne çıkarıldığı kararlar alması gerekirdi, hiç değilse siyaseten. Ama böyle olmadığı, şeyhülislam'ın, devletin gücüne güç katan fetvalarına bakarak anlaşılabilir. Bu Osmanlı dini kurumunun başındaki otorite padişahın "kapıkullarından" biriydi nihayetinde.
Recep beyin başkanlık ihtirası sonucu kaos içine düşen ülkenin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun “Evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız” açıklaması üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı'nın camilere gönderdiği “feda hutbesi”nde, “Milli ve manevi değerlerimize karşı fedakârlık; din, vatan, bayrak için candan, anadan, yardan geçebilmektir” denildiğini okuyunca siyasi otoritenin başlattığı "cihad"ın, dini anlamda da onaylanması için gerekli zeminin Diyanet tarafından hazırlandığını anlamış olduk.
Her ne kadar dinlerden barış, sevgi bekleyenlerden olmasam da, söyleminde, insana mevcut inançlardan daha fazla değer verdiğini sürekli vurgulayan bir dinin ülkemizdeki en yüksek otoritesinin yangına körükle gidercesine, siyasi bir karara ilahi hava kazandırmasını çok tehlikeli buluyorum. İçine kutsallık karıştırılmış bir şiddet çağrısı bu.
Mezar ötesi anlayışların şehitlik kavramının din üzerinden "siyasi faydacılık" doğuran bir kavrama dönüştüğünü gözlemlemek zor değil. Siyasi otorite, artık herhangi bir sorunu çözerken sonunu mutlaka şehitliğe bağlayan bir söylem tutturdu. Çözmekten, kendileri de dahil tüm tarafların ölmesini anlıyorlar. Kendilerine ilişkin biçtikleri akıbete bir itirazım yok, ancak "çözümü" ölmek/öldürmek dışında arayanların da bu mezar ötesi "şehitlik" anlayışından paylarını alacak olması beni ilgilendiriyor. Çünkü şehit adayı, hayatına kast ettiklerini bu anlayışının bir parçası yapıyor, onlar istemese de. Örneği yok değil. Bir kaç yıl önce İstanbul'da sinagog bombalayıp çok sayıda insanı öldüren katillerden birine "öldürdüklerinin çoğu Müslüman" dendiğinde saldırganın "olsun. Onlar da şehit sayılır" yanıtını verdiğini biliyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın her hafta cuma namazlarında din görevlileri tarafından okunmak üzere gönderdiği hutbelerin bu haftaki konusu “İmanın Tezahürü: Fedakârlık ve İsar” olarak belirlenmiş. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan, “Kardeşlerim!” ifadesiyle başlayan hutbede “Milli ve manevi değerlerimize karşı fedakârlık, yeri geldiğinde din için vatan için bayrak için, ezan için, namus için ve yarınlarımız için candan, anadan yardan geçebilmektir” ifadeleri yer alıyor.
"Siyasi otorite" ile dini kurumun zihniyetinin örtüştüğü ortada. Davutoğlu da “Teröre karşı sivil inisiyatif” toplantısında “Sizler ve bizler gerektiğinde bu vatan, bu vatanın birliği, bu milletin huzuru, gelecek nesillerin geleceğinin parlak olması için evlatlarımızı da kendimizi de feda etmeye hazırız” laflarını etmişti.
Artık iç içe geçmiş olan siyaset ile din kurumu nefret dilinde de ortaktır. Dinin, iman sahiplerini mezar ötesi anlayışlarla güdülemesinin en açık ifadesidir bu. Diyanet adlı kurum işi şansa bırakmadığını da şu korkunç ifadelerle belirtiyor:“Günümüzde niceleri, yavrusu, anne - babası, yakınları komşuları, kardeşleri ve kutsal değerleri için feda göstermesi gerektiğinde bundan uzak durabilmektedir”. Yani, siyasi /dini otoritenin "feda" anlayışını insan sevgisiyle bağdaştırmadığı için kabul etmeyenler eleştiriliyor görüldüğü gibi. Bu fedakarlık(!) gerçekleştirilirse bunun doğuracağı bir "‘huzur ve bereket iklimi" var, ki, aileler, anneler, babalar bu iklime kavuşmak için sevdiklerinden vazgeçmeye çağrılıyor.
İslamcının literatüründe "Feda" kavramı günümüzde genellikle "intihar eylemleri" için kullanılıyor. El Kaide, İkiz Kuleler'e yaptığı saldırıyı bir "feda eylemi" olarak adlandırmıştı.
Siyasi iktidar, sorunların çözümünü bir tür "cihad"a havale etmiş bulunuyor. "Cihad" açtıklarının da Müslüman olması bir çelişki değil. Mezhebî yaklaşım, karşısındakini kendi dininin "dönmüşü" saydığından cihad kapsamına o da girer. Hele "vatana, millete isyan edilmişse" cihad bu isyancılar için de elzemdir.
Diyanet'in, savaşa kutsallık kazandıran bir söylem geliştirmesi, buna uygun fetvalar çıkarması, hazırladığı hutbede ölümü kutsaması, savaş hazırlığındaki siyasi otoritenin din ile de desteklenmesidir.
Tehlikenin farkında mısınız?
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.