Breadcrumb
Brüksel kararları: Silahlı cihatçıların Türkiye’ye geçişi kolaylaşacak
Yayın Tarihi: 07.12.2015 , 09:17 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 04:56
Brüksel’de Türkiye’nin ve Avrupa Birliği liderlerinin aldığı yeni kararlar gereği milyonlarca sığınmacının Türkiye’ye getirilmesi söz konusu. 29 Kasım’da alınan kararlar kamuoyuna “yeni bir anlaşma” şeklinde yansıtılsa da bunun göçmenlerin lehine bir anlaşma olmadığını söylemek lazım.
Her ne kadar sığınmacıların Türkiye sınırları içinde tutulması şartı koşulsa da sınır dışı edilip edilmeyeceği, Türkiye’nin 3 milyar euro karşılığında bu kararları nasıl hayata geçireceği ve en çok merak edilen “vize serbestliği” fantezisini hayata geçirip geçiremeyeceği de bir muamma silsilesi.
AKP’nin “zafer” edasıyla kamuoyuna sunduğu Brüksel anlaşmasının tüm boyutlarını ele almaya çalıştık. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde görev almış olan avukat Mahmut Kaçan’la alınan kararların içeriğini, hangi anlamlara geldiğini, uygulamada nelere yol açacağını değerlendirdik.
Avukat Mahmut Kaçan, söz konusu anlaşmayı "Gelişmiş ülkelerin radyoaktif atıklarını yoksul ve etkisiz gördükleri ülkelerde para karşılığı depolaması"na benzetiyor. Ancak burada atık muamelesi yapılanlar, ülkelerini terketmek zorunda kalmış insanlar. Türkiye’nin mültecileri kullanarak AB’den taviz kopartmaya çalıştığını söyleyen Kaçan, Türkiye’nin geri kabul ettiği insanları sınır dışı edebileceğinden bahsediyor. Türkiye’de bulunan sığınmacılara halen mülteci hakkının verilmeme nedenini ise “Uluslararası yükümlülüklerinden kaçınmak” olarak belirtiyor.
Sığınmacılarla birlikte silahlı cihatçıların da geçişinin kolaylaşacağı görüşüne katılan Kaçan, “Türkiye’nin belirtilen politik gruplara desteği dünya kamuoyunda tartışılıyorken bir ayrımın yapılacağını söylemek saflık olur” yorumunda bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Brüksel’de Türkiye ve AB göçmenlerle ilgili bir anlaşmaya vardı. Anlaşma kapsamında AB'nin Türkiye'ye 3 milyar euro vermesi ve Türk vatandaşlarına Avrupa'ya vizesiz geçiş hakkının bir vadede tanınma olasılığı kamuoyunda en çok tartışılan başlıklar oldu. Nedir bahsi geçen anlaşma?
Brüksel’de yapılan görüşmede sığınmacıların iadesine dair bir anlaşma imzalanmadı. Sözü edilen ve kamuoyunda adı Geri Kabul Anlaşması olarak da bilinen anlaşma, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 16 Aralık 2013’te imzalanan "İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulü" anlaşmasıdır. Bu anlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun 28 Haziran 2014’te Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Dolayısıyla şu an için aynı konuda imzalanmış yeni bir anlaşma yok ortada. Bu anlaşma her ne kadar direkt mülteci ve sığınmacıların iadesini öngörmüyor ve anlaşma bu amaçla hazırlanmamış gözüküyorsa da zaman içinde gelişen ve değişen koşullarda sığınmacı ve mülteciler aleyhine dönmesi her zaman olası. Mülteciler halen devletler arası ilişkilerde bir araç ve silah olarak kullanılmakta. Türkiye-AB ilişkisini bu tespiti doğrulayan bir örnek olarak göstermek mümkün.
Ancak yeni bir anlaşma gibi propaganda edildi. Bunun bir anlaşma değil “karar alma” olduğunu mu söylüyorsunuz?
AB ile Türkiye arasında 29 Kasım’da yapılan zirvede alınan kararların tek başına Geri Kabul Anlaşması ile ilgisi yok. AB, Türkiye’nin Geri Kabul Anlaşması’nın işleyişi ile ilgili yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediğini düşünmektedir. Kamuoyuna yansıyan, bizim de bildiğimiz kadarıyla, bu anlaşma Türkiye tarafından sürekli olarak Türk vatandaşlarına vize serbestliği getirilmesinin bir aracı olarak kullanılıyor.
'MÜLTECİLER AB'DEN TAVİZ KOPARTMA ARACI'
Nitekim en son tarihli zirvede AB’nin Türkiye’nin bu anlaşmanın koşullarını yerine getirmesini teşvik etmek amacıyla vize serbestliğinden 17 başlığa kadar görüşme kararı aldığını görüyoruz. Verilen 3 milyar euro desteğin de AB tarafından sadece Suriyeli mültecileri kendi sınır ve ülkelerinden uzak tutma karşılığında Türkiye’ye verdiği kesin. Şimdi önümüzdeki süreçte Türkiye bu mülteci silahını daha etkin kullanarak AB’den birçok taviz kopartmaya çalışacağına hep birlikte tanık olacağız.

Türkiye'den Avrupa’ya giden ve Türkiye'den geçmemiş olsa bile “Türkiye’den geldi” denilerek tüm göçmenlerin geri alınması söz konusu. Nedir bu, toplama kampı mı? Türkiye, Avrupa’nın ileri karakolu olma görevi mi edindi?
Türkiye’nin ileri karakol olmasının yanı sıra Türkiye’nin AB’nin sınırlarını düzensiz göçmenlere ve mültecilere karşı korunması için Türkiye’ye jandarmalık görevinin verildiğini söylemek mümkün. Yani salt AB ülkelerinde yasadışı ilan edilen insanların Türkiye’ye geri gönderilmesinin yanı sıra olası AB ülkelerine geçişlerin önlenmesi konusunda da ileriki süreçte Türkiye’nin aktif bir rol alacağı muhakkak.
Uygulaması nasıl yapılacak?
Anlaşmada sığınmacı ya da mültecilerin iade edilmesine dair bir düzenleme yok. Tam tersine, anlaşmanın giriş kısmında Türkiye ve birlik ülkeleri 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerine halel getirmeyeceklerine dair vurguda bulunmuşlardır. En azından bizim beklentimiz böyle.
Pratiğinin böyle olmayacağını mı söylüyorsunuz?
Düzensiz olarak birlik ülkelerine göç eden ve orada yasal oturma izni olmayan insanları etkilemeye maruf bir anlaşma bu. Yoksa sığınmacı ve mültecilerin tatbik edilmesi ağır sonuçlara yol açacaktır.
Sığınmacıların lehine olmadığı aşikar sanırım.
Konusu olduğu insanlara hak getiren veya haklarını düzenleyen bir anlaşma değil. Daha çok Türkiye ve AB arasında geri kabul konusunda devletlerin yükümlülüklerini ve geri kabul usulünü düzenleyen bir anlaşma.
Türkiye bu anlaşma kapsamında geri kabul ettiği insanları vatandaşı değil ise kuvvetle muhtemel sınır dışı edecektir. Sınır dışı etme işlemleri sonuçlanıncaya kadar da hangi koşullarda ve esaslarda tutacağını uygulamada göreceğiz.
'YOKSUL ÜLKEYE RADYOAKTİF ATIK DEPOLAMAK GİBİ'
Türkiye, Avrupa’dan alınan göçmenlerin ülkelerine gönderilmeleri için “aracı” konumunda mı oluyor o halde?
Türkiye’den birlik ülkelerine giden göçmenler ve vatansız kişiler bu hususların varlığı kanıtlanmak suretiyle Türkiye’ye geri gönderilebilir. Bu anlaşmanın 7. maddesine göre bu anlaşmaya konu geri gönderilen kişilerin doğrudan menşei ülkelerine gönderilmesi için üye devletler ve Türkiye her türlü çabayı gösterme konusunda taahhütte bulunmuşlardır. Şayet ilgili kişinin kimlik, uyruk ve diğer bilgileri sahte evrakla düzenlenmişse Türkiye bu kişileri geri aldığı ülkeye iade etme hakkına sahip.
Peki, bir ülkenin “sığınmacılar merkezi” haline getirilmesi ilk mi? Daha önce yaşanmış böyle bir örnek mevcut mu?
Ülkeler arasında bu tarz bir anlaşmanın varlığını hiç duymadım ancak bu uygulamanın yaygınlaşması halinde uluslararası koruma denen mekanizmanın çökeceğini söylemek yanılgı olmaz. Bu gelişmiş ülkelerin radyoaktif atıklarını yoksul ve etkisiz gördükleri ülkelerde para karşılığı depolaması gibi uç örnekle açıklanabilir.

Türkiye'de ciddi bir sığınmacı oranı var. Sığınmacı kamplarının koşulları ortada. Geri getirilenler sınır dışı edilecekse şayet, o süre içerisinde nerede kalacak? Yeni kamplar mı oluşturulacak?
Türkiye’de sığınmacı kampı olarak nitelendirdiğimiz barınma kampları sadece Suriyeli mülteciler için düzenlenen kamplar. Bu kampların Türkiye ve AB arasındaki anlaşma uyarınca geri gönderilecek göçmenlerin barınmasında kullanılacağını sanmıyorum. Bu kampların kapasiteleri de belirli. Geri Kabul anlaşmasıyla Türkiye’ye iade edilecek insanlar için Türkiye’nin serbest barınma imkanı tanımak yerine belirli sürelerde idari gözetim merkezlerinde tutacaktır. Zira Türkiye bu insanları en kısa sürede orijin ülkelerine sınır dışı etmeye çalışacaktır.
Milyonlarca göçmenin, sığınmacının varlığından bahsediyoruz. Sınır dışı edilmemeleri halinde demografik yapının etkileneceğine dair kaygılar da söz konusu.
Türkiye’nin mülteci konumunda olan insanlara bile kalıcı çözümler üretme konusundaki isteksizliği ortadayken, bu anlaşma kapsamında iade edilecek, sınır dışı işlemlerine konu olacak insanların demografik yapıyı etkileyeceğini sanmak, toplumun hiç bilgilendirilmediğini göstermektedir.
‘CİHATÇI-SIĞINMACI AYRIMI YAPILACAĞINI DÜŞÜNMEK SAFLIK’
Ancak silahlı cihatçıların sığınmacıların arasına karışarak ülkeye geçişi kaygının ötesinde gerçek bir durum.
Sadece silahlı cihatçılar değil, silahlı çatışmalara aktif olarak katılan ve insanlığa karşı suç işleyenler mülteci korumasına dahil edilemezler. 1951 Cenevre Sözleşmesi devletlere bu ayrımı yapmak konusunda da çeşitli yükümlülükler ve kriterler getirmiştir. Mülteci Statüsü Belirleme işlemlerinin bir amacı da uluslararası koruma dışında kalacak bu kişileri tespit etmektir. Ancak Türkiye’nin bu alandaki kurum ve kapasitesi düşünüldüğünde, üstelik belirtilen politik gruplara desteği dünya kamuoyunda tartışılıyorken, böyle bir ayrımın yapılacağını söylemek elbette saflık olur.
Bir tartışma da mülteci statüsü gerekliliği. Özellikle Suriye sürecinden bu yana “misafir” tanımı duyuyoruz hep. Neden halen mülteci statüsü verilmiyor?
Türkiye bu sürecin en başından beri birçok politik nedenden dolayı Suriye’den gelen mültecileri, mülteci hukukunun uluslararası belgelerinin hiçbirinde yer almayan, “misafir” tanımlamasıyla geçici koruma rejimi denen bir sistemle barındırıyor. Bunun en önemli nedeninin Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerinden kaçınmak olduğunu söylemek mümkün.
Nedir bu yükümlülükler?
Bir insanı mülteci olarak tanıdığınız anda bu kişinin uluslararası hukuktan doğan haklarını da tanımak zorundasınız. Türkiye ısrarla ve inatla 1951 tarihli sözleşmeye koyduğu ve günümüzde artık anlamsızlaşan coğrafi çekincesini maalesef havuç-sopa politikasının bir aracı haline getirmiş durumda. Suriyeli mültecilerin statü kazanabilmeleri uluslararası camianın baskısı ile bağlantılı biraz ancak uluslararası camia mülteci yükü altına girmemek adına Türkiye’nin yarattığı bu fiili durumu ikiyüzlüce görmezden gelmektedir.

Rakamlara gelirsek... Son 5 yılda kaç ülkeden, ne kadar sığınmacı Türkiye'de kaldı, Avrupa'ya geçiş yaptı, biliniyor mu? Yeni kararlarla Türkiye'ye ne oranda göçmen geçişi bekliyorsunuz?
Bu konuda Birleşmiş Milletler’in bile net rakamlara sahip olduğunu söylemek güç. Kayıt altına alınmayan ve sığınma sistemine hiçbir şekilde girmeyen yüzbinlerce insanın hangi zaman diliminde nerede, ne kadar kaldığı ve nereye hareket ettiğine dair bir istatistik bulunmuyor. Ancak Türkiye’nin çatışma bölgelerinin hemen yanı başında güvenli üçüncü ülkeler arasındaki köprü konumundan hareketle milyonlardan söz etmek gerçekçi olur.
Bu anlaşmaya bağlı olarak ne kadar insanın sığınma prosedürlerinin dışında bırakılarak düzensiz göçmen olarak kabul edilip Türkiye’ye geri gönderileceğini söylemek çok güç ancak son dönemlerde devletlerin mülteci ve sığınmacılara ve diğer göçmen gruplarına karşı artan önyargı ve hoşnutsuzluğundan bu sayının epey fazla olacağını söylemek mümkündür.
Milyonlarca sığınmacının kavuşması gereken en insani koşullar nasıl sağlanacak, nedir çözüm öneriniz?
Bunun için en temel kalıcı çözümün mülteci üreten ülkelerdeki çatışma ve savaş ortamının bir an önce sonlandırılması olduğuna inanıyorum.
Fotoğraflar: Selin Asker
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.