Bir çağrı merkezi çalışanı anlatıyor: Başımız ellerimizin arasında, ağlıyoruz...

Son yıllarda artık iyiden iyiye çığrından çıkan çağrı merkezlerindeki sömürü ve baskı koşullarına her gün yeni örnekler ekleniyor. Düşük ücretlerle, uzun saatler çalıştırılan ve sürekli satış baskısına maruz kalan bir çağrı merkezi emekçisi, işten çıkma sürecini, bu süreçte yaşadıkları baskıyı soL'a anlattı.
ARŞİV
Ali Ufuk Arikan
Cuma, 28 Eylül 2018 15:49

Türk Telekom, D-Smart, Superonline gibi kurumların çağrı merkezi olarak faaliyet gösteren Vera Telekom'da çalışan bir çağrı merkezi emekçisi, yaşadıkları yoğun baskıya ve hakaretlere bir de alamadığı hakları eklenince işten ayrılırken, kurumda yaşananları soL'a anlattı.

SES YÜKSELTME, HAKARET...

"Göreve başladığında müşteri temsilcisi olduğunu, daha sonra aktivasyon departmanına, yani evrak bölümüne geçtiğini belirten S., "Bir yıldan uzun süre bu bölümde görev yaptıktan sonra tekrar müşteri temsilciliği görevine alındım. Şunu söyleyebilirim ki, iki departman arasında da fark yok, ikisinde de çok büyük bir baskı var. Ses yükseltmeye, hakarete varan bir baskı bu" dedi.

Tüm çağrı merkezlerinde benzer şeylerin yaşandığını vurgulayan S., çalışma koşullarını şu sözlerle anlatıyor:

Mesai başlangıç saatimiz 10.00, 9.30'da işyerinde olmamız isteniyor. İşe 10 dakika geç geldiğinizde bu sizin alacağınızdan kesiliyor. Sizin işten kaçta çıktığınızın hiçbir önemi yok. İsterseniz mesai 19.00'da bitmesine rağmen 21.00'e kadar çalışın, 10 dakika geç geldiyseniz alacağınızdan mutlaka kesiliyor. Sabah 7.00'de daha kapılar açılmadan işe gittiğimiz, işler yetişsin diye defalarda geç çıktığımız oldu ama bunların hiçbiri için fazla mesai ücreti alamadık. Molalarımızı bile kullandırmakları bir çalışma temposu içindeydik.

Buna rağmen bir ilkokul öğrencisinin öğretmeninden yediği azar gibi, bütün gün azar işittiklerini belirten S., "Hiçbir şekilde itiraz hakkınız yok. Kendi kurallarına göre her şey. Maaşlarımız neredeyse hiçbir zaman gününde yatmadı. Maaş farkları elden verildi, hesaba yatırılmadı. Primleri en son Aralık ayında aldık, o zamandan bu yana primlerimizi içeride tutuyorlar. Sigortamız maaşımıza rağmen asgari ücret üzerinden yatırıldı" ifadelerini kullandı.

'SATIŞI DÜŞÜK OLANLAR MOLAYA ÇIKMASIN'

Performans sisteminin çok keyfi olduğunu vurgulayan S., "Performans sistemi nasıl uygulanıyor hiçbir net bilgi yok ortada. Biz işe 10 dakika geç kaldığımızda 1,5 saat geç çıktığımızda işe geç geldik diye alacağımız kesildi. Kimse bize kalın dediği için değil ama işi yetiştirmek için kalıyorduk, iş bitirme baskısı vardı çünkü sürekli üzerimizde. Ne yaparsanız yapın yetiştirin diyorlar, siz de bu baskıya yenik düşüyorsunuz" diye konuştu.

Normalde günde 4 mola hakları olduğunu ancak baskı nedeniyle bunları da kullanamadıklarını aktaran S., molaya çıkış zamanlarında az satış yapanlara "satışı düşük olanlar molaya çıkmasın, şu sayıya ulaşacaklar" denildiğini dile getirdi.

'ARPANIZ ÇOK MU GELDİ?'

İşçilerin büyük bölümünün işsizlik korkusundan, ailesine bakamama korkusundan, içerideki primlerini alamama korkusundan sessiz kaldığına dikkat çeken S., yaşadıkları baskıları şu sözlerle anlattı:

Tüm gün devam ediyor baskı, hiç kesintisiz şekilde. Kaç satış yapmamız gerektiğini de bilmiyoruz, her gün baskının ritmi değişiyor. Mesela çalışan sayısı azalıyor bazen, o zaman senin satış kotan da yükseliyor, daha çok satış yapman isteniyor. Sanki az kişinin çalışmasının sorumlusu bizmişiz gibi davranılıyor. Bütün odalarda dinleme cihazları, kameralar var. Burada rahatça konuşamıyorduk, dinlenip, gözlemleniyoruz sürekli. Birbimizle konuşmamız bile yasak gibiydi, konuşmayın, önünüze dönün diyorlardı, ilkokul öğrencisi muamelesi yapılıyordu. Bayramlarda, resmi tatillerde çalıştık, bunların hiçbiri fazla mesai ücreti olarak bize ödenmedi. Bir gün iki arkadaşımız maaşlarda düzeltme istediği için patron hepimizi odasına çağırdı. Mola saatindeydik, 'arpanız çok mu geldi?', 'kıçınız mı kalktı?', 'bu şirket benim' dedi durdu 20 kadına. Buna toplantı deniliyor bir de...

Evrak departmanındayken, 500 kişilik liste geliyordu, yetiştiriyorduk. Bir gün 2 bin 500 evrak yetiştirmemiz istendi. O gün içinde sadece koşarak 10 dakika yemek yiyip geri dönerken patron beni gördü, titreyerek 'nasıl yetişmiyor' diye bağırdı, 'sıçmış durumdasınız' dedi. Yüzlerce evrak hazırlamama ve sonunda yetiştirmemize rağmen herkesin içinde bağırdı.

'CUMARTESİ GÜNÜ HASTA MI OLUNUR?'

Çalışma koşullarının üzerlerinde çok büyük bir baskı ve stres yarattığını da sözlerine ekleyen S., "Ciddi anlamada stres altındaydık. Hamile arkadaşlarımız vardı, stres nedeniyle sorun yaşadılar. Bayramda zaten hakkımız olan tatili, şu kotaya ulaşırsanız çalışmayacaksınız diye lütuf gibi sundular. Hamile bir arkadaşımız vardı, gelemeyeceğini söyleyince 'ama kota' dediler. Birisi hasta diye 'cumartesi günü hasta mı olunur' diye sordular. Birçok arkadaşımız bu koşullara ve baskıya dayanamayıp işten çıktı zaten" dedi.

İki yıla yakın süredir çalıştığı iş yerinden haklarını alamadığı için ayrıldığını belirten S., tüm haklarını arayacağını, hakkını almak için elinden geleni yapacağını söyledi.

"Çok yorucu, yıpratıcı bir iş gerçekten" diyen S., "Tüm çalışanlar ağlıyoruz stresten, mide rahatsızlığı geçiriyoruz, sözle nasıl anlatılır bilmiyorum ama başımızı ellerimizin arasına alıp oturuyorduk artık..." ifadelerini kullandı.