Astana, İdlib ve Han Şeyhun: Ankara’nın namazda gözü yoktu ki ezanda kulağı olsun

'19 Ağustos’ta Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 9. gözlem noktasına intikal eden TSK konvoyuna hava saldırısı düzenlendiğini açıklayarak, saldırıda 3 sivilin öldüğünü 12'sinin yaralandığını açıkladı. Açıklamada açık bir mantık hatası bulunuyordu, askeri konvoyda sivillerin işi neydi? Ölen ve yaralananların İhvan bağlantılı Feylak Şam militanlarının olduğunun ortaya çıkması çok sürmedi...'
Emre Köse
Cuma, 23 Ağustos 2019 10:17

Suriye ordusu, geçtiğimiz günlerde İdlib’in en büyük kentlerinden biri olan Han Şeyhun’un kuzeybatı banliyölerine girerek, Mart 2015'ten bu yana vilayet sınırları içindeki ilk somut kazanımını elde etti.

Han Şeyhun, Nisan 2017'de kimyasal silah provokasyonunun yaşandığı bölgeydi. Bu olay, ABD’nin Humus kırsalındaki Şayrat askeri hava üssünü Tomahawk füzeleriyle vurmasıyla sonuçlanmıştı. Geçtiğimiz günlerde beklenildiği üzere hem ABD hem de İngiltere tarafından “kimyasal silah kullanılması halinde Suriye’ye müdahale edileceğine” dönük tehditler geldi.

İdlib’in güneyinde yer alan Han Şeyhun ve civar yerleşimlerde Heyet Tahrir’uş Şam'ın (HTŞ) domine ettiği Feth’ul Mubin operasyon odasına bağlı gruplara karşı sağlanan ilerleme, Tahran ve Şam’ın oluruyla imzalanan Astana anlaşmasında Ankara’ya verilen bir sorumluluk olarak, Suriye’nin can damarlarından biri olan M5 karayolunun ulaşıma açılması yönünde önemli bir gelişme.

ORDUNUN OPERASYONLARI ‘ATEŞKES İHLALİ’ Mİ?

İdlib’in güneyinde ağustos ayının başından beri yürütülen operasyonlar, bölgenin El Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’nin öncülük ettiği HTŞ grubuna bağlı fraksiyonlar tarafından kontrol edildiği göz önüne alınacak olursa ‘ateşkes ihlali’ anlamına gelmiyor.

Diğer yandan ‘ılımlıların’ cihadist gruplardan ayrıştırılması Astana anlaşmasında Türkiye’nin verdiği taahhütlerin en başında geliyordu. Fakat bunun teknik olarak mümkün olmayacağı bu yılın ocak ayında HTŞ ile Ankara destekli Ahrar Şam ve Sukkur Şam grupları arasındaki iç çatışma ile tescillenmiş oldu.

Kaldı ki, Türkiye tarafının bu niyetle herhangi bir hamle yaptığı da görülmemişti.

HTŞ, İDLİB’İ NASIL ELE GEÇİRDİ?

Burada daha doğrusu HTŞ’nin İdlib, batı Halep kırsalı, sınır hattı ve kuzey Hama’yı nasıl adım adım ele geçirdiği söz konusu. Ocak ayından önce 2018 son çeyreğinde HTŞ, batı Halep’teki Daret İzze’yi alarak, yine Türkiye destekli gruplar arasında yer alan Nureddin Zenki grubunu haritadan sildi ve Afrin bölgesi ve İdlib arasındaki temas hattını ele geçirdi. HTŞ açısından hayati önem arz eden ilk kazanım buydu.

Ankara, bu çatışmalara ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmadı. Mart 2015'ten bu yana yer yer iç çatışmalar yaşansa da bu yıl yaşananlar daha farklı bir anlam taşıyordu; HTŞ’nin kazanımları, İdlib’in ana ulaşım arterleri üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırma ve kendisini ‘vazgeçilmez’ bir muhatap hâline getirme çabalarının bir parçası olarak öne çıktı.

Beklenen, HTŞ’nin bir sonraki hamlesinin M4 (Lazkiye-Şam) karayolunun kontrolü için İdlib’in güneyindeki Ariha ve M5 (Halep-Şam) karayolunun kontrolü için Maarrat el-Numan’a saldırmak olacağı yönündeydi. Fakat Türkiye destekli ÖSO gruplarının İdlib bölgesinde kurduğu çatı örgütü Ulusal Kurtuluş Cephesi, Maarrat el- Numan ve Cebel ez-Zaviye’yi HTŞ’ye teslim etti.

Mevzubahis çatışmalar, İdlib ile Cilvegözü sınır kapısı arasında kavşak vazifesi gören Hazano’nun, yapılan bir anlaşma neticesinde HTŞ’ye bağlı Kurtuluş Hükümeti’nin denetimine girmesiyle son buldu. Türkiye sınırından ‘ılımlılara’ silah ve yardımların aktığı Atme ve Atarib başta olmak üzere tüm sınır hattı, şu an HTŞ’nin hakimiyetinde bulunuyor.

HTŞ’nin İdlib’in neredeyse tamamını ele geçirmesi neticesinde dağılan tek fraksiyon Nureddin Zenki’ydi. ‘Ilımlılar’ arasında sayılan Ceyş’ul İzze ve M5 karayolunun doğusunda aktif olan Feylak Şam grupları mevcut durumda HTŞ’yle aynı safta yer alıyor. Kuzey Hama ve İdlib güneyinde son üç aydır kısa aralıklarla süren çatışmalarda Afrin’den HTŞ’ye destek için militan takviyeleri yapıldığı da görüldü.

9. GÖZLEM NOKTASI NEDEN TAHLİYE EDİLMEDİ?

19 Ağustos’ta Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 9. gözlem noktasına intikal eden TSK konvoyuna hava saldırısı düzenlendiğini açıklayarak, saldırıda 3 sivilin öldüğünü 12'sinin yaralandığını açıkladı. Açıklamada açık bir mantık hatası bulunuyordu, askeri konvoyda sivillerin işi neydi? Ölen ve yaralananların İhvan bağlantılı Feylak Şam militanlarının olduğunun ortaya çıkması çok sürmedi.

Bunun yanı sıra Rus Avia.pro sitesi, Han Şeyhun çevresinde çatışmalar yaşanırken Rusya hava kuvvetlerine bağlı iki SU-35'in Türk F-16'larına önleme yaptığını yazdı. Sitedeki haberde “Su-35'ler, Türkiye’den gelen tehditlerden sonra Suriye hava kuvvetlerine eşlik etti ve korudu” ifadeleri yer aldı. Site, teyit edilmemiş iddialara göre, Türk uçaklarının Suriye hava sahasında 30–40 kilometrelik bir mesafe kat ettiğini bildirdi.

Suriye ordusu, Han Şeyhun’a yönelik operasyonları iki koldan; kentin batısındaki Hubeyt ve doğusundaki Sukayk yerleşimleri üzerinden yaklaşık 20 günlük bir süre içinde gerçekleştirdi.

Geçtiğimiz günlerde ise ordu birliklerinin Han Şeyhun’a girmesi ve Sukayk’taki güçlerin arda kalan kontrol noktalarını almasıyla TSK’nın 9. gözlem noktası tamamen kuşatma altına alındı.

BBC’nin Suriye yapımcısı Riam Dalati, Suriye ordusunun telsizler aracılığıyla buradaki Türk askerleriyle iletişime geçmeye çalıştığını, “Burada kuşatmada değilsiniz, kalabilirsiniz” mesajını verdiğini söylemişti. Dalati, sonrasında ‘bir Türk askeri kaynağın’ tahliye için herhangi bir temasa geçilmediğini bildirdiğini aktarmıştı.

Suriye ordusunun M5 karayolunu hızlı bir şekilde kapatması militanların büyük bir kısmının kuzey Hama cebinden kaçışının önüne set çekti. 9. gözlem noktasının tahliye edilmemesindeki ısrar, sadece buradaki askerlerin cihatçı militanlar için kalkan olarak kullanıldığı gerçeğiyle açıklanabilir.

Diğer yandan M5 karayolunun kapatılmasıyla TSK’nın Han Şeyhun’ın 13 kilometre kuzeyinde yeni bir gözlem noktası inşa ettiği de silahlı gruplara yakın yerel haber siteleri tarafından yayılan bir iddia.

HTŞ, GÖZLEM NOKTALARINA NE GÖZLE BAKIYOR?

HTŞ’nin gözlem noktalarını nasıl gördüğü, İdlib’de HTŞ’ye bağlı sivil idare olan Kurtuluş Hükümeti’nin başkanı Favaz Hilal’in, Reuters ajansının 27 Mayıs 2019'da Khalil Ashawi imzasıyla yayımladığı haberde yer alan görüşlerinden anlaşılabilir.

HTŞ, ABD, İngiltere ve Türkiye dahil olmak üzere diğer birçok ülkenin terör örgütleri listesinde bulunmasına rağmen Favaz Hilal’den “İdlib hükümet şefi ve “üst düzey muhalefet yetkilisi” şeklinde bahsediliyor.

Hilal, Suriye ordusunun mayıs ayında kuzey Hama’da gerçekleştirdiği operasyonlar hakkında, İdlib bölgesinde Suriye’nin dört bir yanından  —  Afrin’den yağan ÖSO’cuları kastederek  —  toplanan muhalif savaşçıların saldırıya karşı koyacağına güvendiğini belirtiyor.

Hilal, Türkiye’nin İdlib’i güneyinde kurduğu gözlem noktalarını muhafaza ederek Rus ve Suriye uçakları tarafından yapılan hava saldırılarını engellemesini umduklarını ifade ediyor. 9. gözlem noktasında bugün yaşanan tam olarak bu beklentiye hizmet ediyor. Fakat Hilal, “Ancak bu noktalar kendilerini bile koruyamıyor. Ankara, rolünü ve bu noktalardan ne istediği konusunu netleştirmeli” şerhini de düşüyor.

SIRADA NELER VAR?

Türkiye’nin Astana anlaşması kapsamında yerine getirmediği bir diğer söz ise Halep, kuzey Hama ve Lazkiye’ye bağlı Ceble kenti yakınlarında yer alan Hmeymim askeri hava üssünün durmasıydı. Kuzey Hama’daki kazanımlar bu saldırıların durması için ayrı bir önem arz ediyor.

Bununla birlikte Suriye ordusunun ilerleyen zamanlarda doğu İdlib kırsalına odaklanacağı ön görülüyor. Buna kanıt olarak, İdlib’in güneyindeki Maarrat el-Numan’dan çıkan bir TSK konvoyunun doğu kırsalındaki Serakib’in Tel Tukan’daki üsse gittiği bilgisi gösteriliyor.

Doğu İdlib’deki bir ilerleme, ancak Suriye ordusu ve HTŞ militanları arasında M4-M5 karayollarıyla görünmez bir sınır çizme amacını ortaya çıkarıyor. Nitekim Sputnik Türkiye’den Tatiana Şuvalova’ya konuşan Rusya Yenilikçi Kalkınma Enstitüsü İslam Araştırmaları Merkezi Başkanı Kirill Semenov, İdlib’deki M4-M5 karayollarıyla Türkiye sınırı arasındaki bölgenin yeni bir statüsü olması gerektiğini söyleyerek, “Bölge Esad için ‘kırmızı çizgi’ olmalı. Güvenliği de Türkiye tarafından sağlanmalı” ifadelerini kullandı.