A101 işçileri anlatıyor: Patronlarla aynı gemide olma şansımız yok!

İşsizliğin arttığı Samsun’da işten çıkarmalara karşı yeni bir mücadele sayfası açılıyor. A101’de örgütlenen ve 2016’da işten çıkarılan işçiler geçtiğimiz aylarda tazminatlarını aldılar. Şimdi yeniden canlanan örgütlenme arayışı ve yerel seçimlere dair A101’e öncülük etmiş olan işçilerle bir röportaj yaptık.
soL - Haber Merkezi
Çarşamba, 13 Mart 2019 09:03

Samsun’nun en temel sorunu nedir diye sorsanız hemen herkes işsizlik der. Artan işten çıkarmalarla Samsun’da işsizlik büyüyor çünkü sermaye Samsun’u böyle yönetiyor. Her krizi fırsata çeviren düzen 2016’da A101 işçilerini darbecilikle suçlayarak işten çıkarmıştı. Ancak işçiler kararlı davrandılar, mücadele ettiler ve peyderpey tazminatlarını aldılar. Bununla kalmayıp tüm Türkiye’de A101 işçilerinin gasp edilen haklarının ödenmesini sağladılar.

İşsiz kalmak, yeni iş bulmak, orada da örgütlenmek kolay olmuyor. Fakat A101 işçilerinin verdikleri mücadele sayesinde şimdi Türkiye market işçileri arasında örgütlenme isteği yeniden canlanıyor. Bu mücadele Samsun’da Patronların Ensesindeyiz dayanışma ağının kurulmasından önce başlamıştı, Makro işçilerinin direnişinin kente damga vurmasıyla ilerledi.

Yerel seçimlerde düzen partisinin işsizliği yok sayarak sunduğu vaatlere artık Samsunluların karnı tok. A101’de mücadeleye öncülük eden işçilerle verdikleri mücadeleyi, nasıl başarıya ulaştırdıklarını, Samsun’da mücadele eden işçilere olan bakışı, karşılaştıkları zorlukları konuştuk. İşçilerin yönettiği bir kente olan özlemi onların ağzından dinledik.

Örgütlenme süreciniz nasıl başlamıştı?

Kemal: Çalışma şartlarından, çalışma saatlerinden, çalışanlara karşı gösterilen tavırlardan rahatsızdık. Bunun için A101’de arkadaşlarla böyle bir çalışma başlattık. Tamer abinin önderliğinde çalışan arkadaşlarla iletişime geçtik, hakkımızı arayacağız, bunu nasıl yapabiliriz diye...

İşyeri örgütlenmeniz, market işçileri arasında komiteniz, sendikanız var mıydı?

Soner: Yoktu, hiçbir şey yoktu. Kendi başımıza bir araya geldik. Toplantılar yaptık, Çay ve Çorba diye bir whatsapp grubu kurduk, kimsenin haberi olmasın diye. Çalışan arkadaşlarımızı katılmaya davet ettik, burada ne yapacağımızı konuşmaya başladık.

A101’in belli bir mağazasında değil, Türkiye genelinde sorunlar yaşanıyordu değil mi?

Kemal: Tabii, Türkiye genelinde yaşanıyordu. Ama o süreçte sadece çevremizde bulunan çalışanlardan bize destek olmalarını istedik. Kırk kişi olmuştuk sadece Samsun’dan.

‘ÇAY VE ÇORBA GRUBUYLA ÖRGÜTLENME BAŞLADI’

Bu fark edildi mi işveren tarafından?

Kemal: Şöyle fark edildi; gruptan bir arkadaşımız tüm konuşmalarımızı bizim genel müdüre verdi.

Tamer: Sendikaya, örgütlenmeye dair tüm sohbetlerimizi...

Kemal: Genel müdür de bunun üzerine bizi A101’in genel depo bölümüne çağırdı. İlk başta altı kişi gittik biz. Bu yüzden çağırıldığımı başta bilmiyordum, bana envanterden çağırıldığımı söylemişlerdi. Birbirimizden de haberimiz yok, ayrı ayrı çağırdılar. Orada Tamer abiyi gördüğümde neden çağırıldığımı anladım. Genel müdür bana direk içeri girer girmez ‘Senin bir whatsapp grubun varmış’ dedi. ‘Size ne dedim benim whatsapp grubundan? Ben işimi yapıyorum, benim özelimden size ne?’ dedim. Onun üzerine ‘Oo sen zaten kafada bitirmişin’ dedi. ‘Çay ve Çorba diye bir grubunuz varmış, A101’e darbe yapacakmışsınız, A101’i bitirecekmişsiniz’ dedi.

Hangi yıl oluyor bu?

Kemal: 2016 sonu. 15 Temmuz’dan sonra. Orayla bağlantı kurup bizim gözümüzü korkutmaya çalıştı. Bana ‘Bir daha hiçbir işte çalışamayacaksın, senin sicilin kirlenecek’ gibi tehditvari şeyler söyledi.

İşlerin buna tavrı ne oldu?

Kemal: Yani ilk başta korkmadık değil. Böyle bir şey ilk defa başımıza geliyor. Acaba gerçekten bir suç mu işledik psikolojisine bizi soktular. Hatta bir arkadaşımız intiharın eşiğine geldi, biz sakinleştirdik. Sonra bir araya geldiğimizde aklı başında bir şekilde düşündük. Hiçbir şey yapamayacaklarını, hırsızlık ya da herhangi bir suç işlemediğimizi anladık, hakkımızı aramaya karar verdik ve avukata gittik. Bu şekilde başladı. Hepimiz dava açtık.

Tarih olarak ne zaman dava açtınız?

Tamer: 2016 sonunda dava açtık, 1 ay sonra.

‘İŞTEN ÇIKARMAYACAĞIZ DEYİP YİNE ÇIKARDILAR’

Sizin örgütlenmenizden dava açma sürecinize kadar geçen süre nedir?
Tamer: Sorunları konuşmaya başlamamızdan altı ay sonra dava açmış olduk.

Kenan: Bizim mücadelemiz altı ay sürdü. Ele başı olarak gördükleri altı kişiyi anca işten çıkardılar.

Soner: Şunu atlamamak lazım. Ertesi gün geri kalan yirmi beş-otuz kişilik grubu tekrar depoya çağırıldılar. Onlar içinde ben de dahilim. Oradaki konuşmada genel müdür gelir gelmez Çay ve Çorba grubundan evrakları aynı şekilde önümüzde bıraktı ‘Bu yazışmalar size mi ait?’ diye. ‘Bu gruptan kimse çıkarılmayacak, çıkaracak olsaydık dün çağırırdık, o altı kişiyle çıkarırdık’ dedi. O konuşmada bizi örgütlenmekten vazgeçirmek için yıldırmaya çalıştı. İçimizde çoğu kişi sessiz kaldı buna. İki arkadaş biz sesimizi çıkardık. Genel müdür gruptaki bir yazışmada benim müdürlerden birine hakaret ettiğimi ileri sürdü, öyle bir yazışma olmadığı halde. ‘Eğer burada bir hakaret varsa doğrudan dava açın’ dedim. Bir arkadaş daha sesini çıkardı, ertesi gün ikimiz de işsiz kaldık. Toplamda sekiz kişi olduk.

Sendika bu aşamada devrede miydi?

Kemal: Hayır, biz tamamen kendi başımıza mücadele ediyorduk.

Tamer: Biz örgütlendikten sonra Tez Koop-İş’e gidildi. En son aşamada.

Siz çıkarıldıktan sonra geride kalanların tavrı ne oldu?

Tamer: Onların çoğu sindiler. Ama sonra destek verenler oldu. Biz mücadeleyi devam ettirip sürekli toplantılar yaptık, mağazaları dolandık. Arkadaşlar ilk etapta sinmiş olsalar da daha sonra aramıza onlarca kişi katıldı.

Dava ne kadar sürdü? Uzun süre işsiz kalan oldu mu?

Soner: Ortalama bir buçuk-iki yıl arasında işsiz kalındı.

Kemal: Ben A101’den sonra Sampa’ya girdim, orada bir iş kazası gördüm, onun üzerine çıktım. Sampa otomotiv sektörüne yedek parça yapıyor, press makinaları var. Pres makinasından bir demir parçası fırlıyor, bir arkadaşın gözünün altındaki kemiği delip beynine kadar gidiyor. Ben o kazayı gördükten sonra çalışmayacağım dedim. O şekilde ayrıldım. Bir altı ay kadar işsiz gezdim. Sonra benzinciye girdim orada biraz çalıştım. Sonra da bir özel şirkete girdim, hala orada çalışıyorum.

‘PATRONLARI ZENGİN ETMEK İSTEMİYORUM ARTIK’

Bu yaşadıklarınıza sosyal çevrenizin tepkisi nasıl oldu? Hak ettin mi dediler, yoksa yanınızdayız deyip destek mi oldular?

Kemal: Ben altı ay işsiz kaldım. Çevremdekiler genelde ‘Neden sesinizi çıkardınız’ dediler. ‘Bu şekilde çalışsaydınız, devam etseydiniz, ne gerek vardı’ gibi şeyler söyleyenler oldu.

Tamer: Etraftan sanki suç işlemişsin gibi bakıyorlar. Bu süreçte en çok desteği bana eşim verdi. Eşimin hakkını yiyemem. Beş ay kadar ben de işsiz kaldım.

Soner: Ben dört ay işsiz kaldım.

Tazminatı aldığınızı ne zaman öğrendiniz?

Tamer: İlk benimki açıklandı, Haziran ayında.

Kemal: Ocak ayına kadar zamanla altı kişi de tazminatını aldı. Paramızı aldık Allaha şükür!

Tamer: Ama amaç para almak mı?

Kemal: Değil ama ihtiyaçlarımız var tabii...

Amacınız nedir peki?

Kemal: Ben A101’den çıktıktan sonra Sampa’ya girdim, orada da aynı sıkıntılar var, benzinciye girdim orada da aynı sıkıntılar var. Şimdi özel bir şirketteyim, orada da aynı sıkıntılar var. Her yerde mücadele etmek gerekiyor. Ama insanları bilinçlendirmek çok zor. Bu şekilde yaşamaya mecburuz diyorlar.

Peki işçilerin böyle örgütsüz olması kimin işine yarıyor?

Tamer: Patronların işine yarıyor.

Kemal: Şu anda benim çalıştığım yerde bile ‘Dışarıda bir dünya eleman var, işinize gelirse çalışırsınız, gelmezse çalışmazsınız’ diyorlar.

Tamer: O zaten sistemin yarattığı birşey, belirli bir işsiz sayısı olmak zorunda.

Kemal: Onunla tehdit ediyorlar.

Soner: Ben besi hayvan bakımı işine girdim, kurbanlık bakıyorum. Mesleğimi de bu şekilde devam ettirmek istiyorum. Bu sömürü düzeni yüzünden bir başkasına hizmet etmeye tamamen karşı hale geldim. Patronları zengin etmek istemiyorum artık, kendi işimi yapmak istiyorum.

‘MÜCADELE SAYESİNDE TÜM TÜRKİYEDE İŞÇİLER KAZANDILAR

Bütün bu yaşadıklarınızdan nasıl bir sonuç çıkarıyorsunuz?

Kemal: Çalışanların birbirine destek olması, birlik içinde hareket etmesi, bilinçlenmesi gerekiyor. İnsanların eğitimi çok yetersiz. Ben şimdi kendi işyerimde düşünüyorum, insanların yanına gideyim konuşayım, ama işimden olurum. Yarın başka bir işe girerim, orada da aynı mücadeleyi versem yine işimden olurum. Herkes sisteme uyum sağlamak zorunluluğunu hissediyor, mücadeleye girmekten kaçınıyor, korkuyor. Onlara da hak veriyorsun, sonuçta adam evli barklı, çoluğu çocuğu var, geçim derdi var. O da içten içe istiyor aslında. ‘Ben bugün mesaiye kalmak istemiyorum’ diyor, ama işverene söyleyemiyor. O da zaten sana ‘Kalır mısın?’ diye sormuyor, ‘Kalacaksın!’ diyor.

Soner: Birlik olmak lazım. Haklarımızı bilmemiz lazım.

A101’deki kazanımınızı anlattığınız arkadaşlarınız var mı?

Kemal: Var. Anlatıyoruz da.

Tamer: Hepsi biliyor aslında. Sonuna kadar hak veriyorlar, bizimle birlikte olmak da istiyorlar. Ama olan var, olamayan var. Çünkü patronlar da boş durmuyor. Mesela A101 önümüzü kesebilmek için hiç daha önce yapmadığı bir şeyi yaptı, 2018’de bir sene boyunca üç ayda bir prim dağıttı. Sırf sendikalaşmanın, örgütlenmenin önünü kesebilmek için. İşe yaradı mı, yaradı.

Soner: Şunu da ekleyelim Tamer abi, bizler işten çıkarıldıktan sonra geriye dönük bize de para yatırıldı.

Tamer: İşte o şikayet ettiğimiz konu üstüne tüm Türkiye’de işçilere para yatırıldı. Biz başladığımızdan beri bu mücadele sayesinde işçilere dağıtılan 250 trilyonu bulmuştur. Mücadelenin hem önünün kesebilmek için hem de bizim şikayetlerimiz doğrultusunda fazla mesai paralarını yatırdılar.

‘MARKET İŞÇİLERİ ARASINDA DAYANIŞMA BÜYÜYOR’

Sus payı vererek sizin mücadelenizi engellemeyi başardılar mı?

Tamer: Bizi bir nebze engellediler. Örgütlenmemizi, haykırışımızı biraz geri plana ittirdiler. Ama başladığımız bu yoldan dönmedik. Şimdi 2018 bitti, prim mrim kalmadı.

Sertan: Zaten buna sadece ekonomik olarak bakmayın. Mücadelenin sosyal haklara çok katkısı oldu.

Tamer: Bugünlerde çok yoğun telefon trafiğim var benim. Günde belki on kişi arıyor değişik illerden, Van’dan İzmir’den Antalya’dan Bursa’dan... Her yerden arayan var. Ufak bir miktar para verilince ‘Aman işimizden olmayalım, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ diyen işçiler o yılanın dokunacağının farkına değildiler. Şimdi farkına varıyorlar,  çünkü baskılar sürüyor. Bizim zamanımızda da SKT (son kullanma tarihi gelen ürünlerin satılması) baskısı vardı, envanter baskısı vardı, mağaza düzeniyle alakalı baskılar vardı, bölge sorumlularının ahlaksız konuşmaları vardı... Bunlar artarak devam ediyor. Devam ettikçe ne olacak? Bu arkadaşlar da görüyorlar ki örgütlenmekten, birlik olmaktan başka çare yok. Bu akşam beni İzmir’den bir BİM çalışanı aradı. Sayfada görmüş, ‘Çok güzel bir şey yapıyorsunuz, çalışan mısınız sendikacı mısınız?’ dedi, ‘Ben sendikacı değilim, eski çalışanım’ dedim, ‘Hala devam ediyorsunuz, bunu bir baba oğluna yapmaz’ dedi. Bu sözler bana gurur verdi. Nasıl bir şey yapabiliriz diye fikir aldım, kendi fikirlerimi paylaştım. Marketler arasında böyle bilgi alışverişide bulunabiliriz, dayanışma içine girebiliriz.

Samsun’da 7 aydır Makro işçilerinin direnişi var, son atılmalarla başka kentlerle birlikte işten çıkarılan market işçisi 10 bine yaklaştı, bu konuda ne düşünüyoruz?

Tamer: Makro işçisi arkadaşların fırsat buldukça eylemlerine katıldık, onlara destek olduk. Sonuna kadar devam etmeliler.

‘KEŞKE HER YERDE İŞÇİLER YÖNETSE’

Türkiye Komünist Partisi yerel seçimlerde 81 ilde giriyor, patronlarla aynı gemide değiliz diyor. Patronlar ve konkordato yoluyla onları kurtarmaya çalışan siyasiler bir tarafta, krizin bedelini ödeyen işçiler diğer tarafta. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Soner: Bize bu süreçte tek yardımcı olan parti TKP oldu. Değil mi Tamer abi, yanlışsam düzelt... 1 Mayıs’ta onlarla beraber yürüdük. Bizleri içlerine alarak, attıkları sloganlarla desteklerini verdiler. Gayet açık, patronlarla aynı gemide olma şansımız yok!

Kemal: Devlet asgari ücreti 2020 lira yaptı -

Tamer: - ama bir dünya zam ile onu geri aldı...

Kemal: Doğru ama bunu da kullanıyor işveren. Mesela benim çalıştığım işyeri her sene kendi zam yapıyordu, bu sene zam yapmayacak büyük bir ihtimalle, ‘2020 lira az para değil, işinizin kıymetini bilin’ diye baskı yapıyorlar.

Tamer: Patron işçiye ‘Ben sana ekmek veriyorum, seni istediğim gibi çalıştırırım’ diyor. Hayır, kardeşim sen bana ekmek vermiyorsun, ben olmasam sen aç kalırsın, bu kadar basit!

Beşiktaş Belediyesi’nde çalışan iki belediye işçisi, biri Belediye başkanlığına diğeri Belediye Meclisi üyeliğine adaylığını koydu. İşçiler kendileriyle bir röportajda şunu söylediler; bir AKP’li zengin bakan olabiliyorsa, bir CHP’li zengin milletvekili olabiliyorsa, bir İYİP’li belediyeyi ele geçiriyorsa işçiler neden bu ülkenin yönetimine dair söz söyleyemesin? Zenginler aday oluyorlarsa biz de TKP’den adayız diyorlar. Siz işçilerin yönetime aday olmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bir işçinin bugün belediyede söz sahibi olması, yarın bir gün bütün ülkenin yönetiminde söz, yetki ve karar sahibi olması ne anlam taşıyor?

Kemal: Bunu duyduğumuza çok sevindik. Böyle bir işin içine girmelerine çok saygı duyuyoruz. Keşke her yerde olabilse. Daha adaletli davranacaklarını düşünüyorum, işçinin halinden işçi anlar.

Soner: Birçok sıkıntının giderileceği aşikar. Üst kademede işçinin hiçbir şekilde adı dahi anılmıyor. Yani bir işçinin oraya gelmesi, bizlerin sıkıntılarının orada birebir yüzleşecek birilerinin olması demek. Bu çok iyi bir şey olur.

Tamer: Ben gurur duydum! İşçilerin sorunlarını çözmeleri için bugünden örgütlenmeleri lazım. Biz A101 işçileri olarak bunu başlattık. Tüm market işçisi arkadaşları buradan birlik olmaya çağırıyorum. Bizimle sosyal medyada www.facebook.com/a101emekcileri adresinden iletişime geçebilirler.