Sayfa yolu
M. Şehmus Güzel: İşçi sınıfı kararlı, Hollande köşeye sıkıştı
Yayın Tarihi: 14.06.2016 , 09:22 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 05:14
Çalışmalarını 1982’den bu yana Paris’te sürdüren biliminsanı ve yazar M. Şehmus Güzel, Fransa’daki sendikal hareketliliğin, ısınan sokakların yeni bir duruma işaret ettiğini savunuyor. Henüz genel grev saatinin çalmadığını, ancak özellikle bu sonbaharın sıcak geçmeye aday olduğunu belirten Prof. Dr. Güzel, son gelişmeler ve iktidar oyunları üzerine sorularımızı yanıtladı. Güzel'in görüşlerini ve izlenimlerini okurlarımızın değerlendirmesine sunuyoruz.
Fransa’da hareketlenen bir işçi sınıfı var. Onyıllardır sisteme yapışmış, onun bir parçası olmuş Batı sendikacılığının artık bir silkinme yaşadığına mı tanık oluyoruz? En önemlisi: Neden şimdi?
Seçileli dört yıl olan Cumhurbaşkanı vaatlerini yerine getirmediği gibi, vaat ettiklerinin tam tersini yaptı, işçi sınıfının temsilcisi olduğunu iddia ederek seçildi, ama seçilince patronlara “aşkını” ilan etti. Sadece kendisi değil başbakanı, bakanlarından birkaçı da... Nihayet yeni İş Kanunu Tasarısı (İKT) ile işçileri 19’uncu yüzyılın çalışma koşullarına mahkûm etmeye kalktı. Hukuki bir kefenle.
Hiçbir hukuk devletinin hiçbir zaman kabul etmeyeceği bir biçimde. Bir örnekle yetineceğim: İş Hukuku önce kanun sonra işkolundaki toplu iş sözleşmesi sonra işletme sözleşmesi sıralamasını yapar. Hukuki açıdan yerinde olan budur. Yeni İKT bunu tersine çeviriyor: İş Kanunu’nda şu an var olan birçok maddeye dokunmuyor, ama çalışma hayatında hukuki açıdan belirleyeciliği işletme sözleşmesine bırakıyor. Haftalık çalışma süresi kanuna göre 35 saat, ama yeni İKT kabul edilirse çalışma süresi, fazla mesai, yıllık dinlence ve benzeri konularda işletme düzeyinde istenen her şey yürürlüğe konulabilecek. İşçilerin sendikal açıdan en zayıf oldukları halka işletme düzeyidir. Orada işte patronlar istediklerini yapabilecekler.
Kararlı işçilerin ve öğrencilerin haftalar süren, her seferinde aynı günde 250-260 gösteride yüzbinlerin katılımıyla gerçekleştirilen eylemler üzerine, yetkililer, “Parlamento tartışmalarında kimi iyileştirmeler yapılabileceğini” belirterek eylemcilerin kararlılığını kırmaya çalıştılar. Ama İKT’nın Millet Meclisi’nde tartışılmadan görüşülmesi sağlandı. Hükümetin patronlar sendikası MEDEF ile birlikte hazırladığı bilinen İKT’nın “hemen geri çekilmesini” ısrarla isteyen CGT, FO, SUD eylemlerini adım adım artırarak grevler düzenlemek zorunda kaldılar. Kararlı sendikacıların geçmiş yılların deneyimleriyle uyguladıkları strateji sonucu önce petrol rafinerileri, nükleer santraller gibi stratejik işyerlerinde başlatılan grevler ulaşım işkoluna, toplu taşımacılığa genişletildi. Hükümet köşeye sıkıştırıldı.
Haziran ayının başında grevlerin genelleştirilmesi aşamasındayız, henüz genel grev saati çalmadı. İşçi sınıfı kararlılığını ve mücadele güçünü gösterdi ve bunu sürdürmeye niyetli. Dört yıldır işçi sınıfı lehine kılını kıpırtmayan “sosyalist” hükümetin neoliberal ve klasik sağla yarışan ekonomi politiğiyle hesaplaşılıyor. Bu bir kopuşa yol açabilir mi? Bu yaz ve bilhassa sıcak geçmeye aday sonbaharda göreceğiz.
Hükümet bu konuda nasıl bir tavır sergiliyor?
Hükümet saldırısını birkaç koldan yürütüyor: Öğrencileri, liselileri harekete geçirmelerinden korktuğu öğretmenlerin maaşlarına zam yaparak onlara bir tür sus payı, bir tür rüşvet verdi.
Yazılı, görsel ve işitsel medya organları işçi sınıfına ateş püskürüyor. Solcu geçinen günlük gazeteler, haftalık dergiler de... CGT Genel Sekreteri Philippe Martinez’in özenle seçtikleri fotoğraflarını “Montparnasse Canavarı” biçiminde sunuyorlar. Sağcı Le Figaro ile Le Parisien’in ilk sayfalarındakileri özenle saklamak lazım.
Hükümet birçok kasaba ve köyü perişan eden selleri bahane ederek işçilerin “ellerini vicdanlarına koymalarını” istiyor. “Terörizm tehlikesi”nden söz ediyor; yürürlükte olan olağanüstü hal ileri sürülerek polisin ve jandarmanın gösteriler ve grevlerle meşgul edilmemeleri ve bilhassa 10 Haziran’da başlayacak ve Fransa’nın birçok kentini spor turizmi zengini yapması beklenen Euro 2016’nın aksatılmaması için grevlere hemen son verilmesini istiyor... İşçi sınıfı da futbola meraklı, ilk futbol klüplerinin işçiler tarafından kurulduğunu anımsatmalı mı? Pinochet’nin elini sıkmayı rededen ünlü futbolcuyu, direniş hareketlerinde görev alan futbolcuları? Evet, işçiler de vatan mücadalesini bilir, iş araç ve gereçlerine özen gösterir, diktatörlere sırtını döner. Ama sırası gelince haklarını da savunur. Bugün yaşanan budur. Elbette grevciler, yurttaşların, turistlerin futbol zevkinin ızdıraba dönüşmemesi için metro, tren ve benzeri toplu taşıma araçlarının düzenli çalışması için gerekeni yapacaklar. Hükümetin baş belası İKT’yi geri çekerek bütün topluma derin bir soluk aldırması daha yerinde olmaz mı?

Solun Fransa’daki bir sendikal kalkışmadaki rolü nedir? Özellikle “Tek çözüm sosyalist bir Fransa’dır” diyen bir sol gözlemleyebildiniz mi?
Fransa’da “Sol” birden çok. Böylesi belki daha iyi. Bugün iktidardaki “Sosyalist Parti” artık sosyalist sayılamaz ve bölünmek üzere. SP’nin bugünkü cumhurbaşkanı ve hükümeti sayesinde son anlarını yaşadığını sanıyorum. Bugünkü cumhurbaşkanı SP’nin mezarını kazıyor. Milletvekilleri içinde sayıları 40 ile 50 arasında değişen muhalif var. CGT, FO ve SUD gibi işçi sendikaları konfederasyonlarının en önemlileri İKT’ye tümden karşı, bir tek CFDT hükümetle el ele ve “olumlu yönleri de var diyerek” İKT’yi savunuyor.
İşçi sınıfını kayıtsız şartsız destekleyen FKP, 3-5 Haziran 2016’da Kongresi’ni topladı, CGT Genel Sekreteri büyük bir tezahüratla karşılandı. Enternasyonal hep birlikte söylendi, iman tazelendi. 5 Haziran’da Pierre Laurent yeniden Genel Sekreter seçildi, aynı saatlerde Sol Parti lideri Jean-Luc Melenchon, Paris’te Stalingrad Meydanı’nda beş bin kadar taraftarı önünde 2017 cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını sıkı bir nutukla başlattı. 2012’de, FKP’nin de desteğiyle, 4 milyon seçmenin oy verdiği Melenchon, 2017’de “8 milyon” seçmenden oy toplamak için yola çıktığını duyurdu.
“Sosyalist Fransa” yanlılarını, SP içindeki muhaliflerde, FKP ve Sol Parti yönetici ve militanları içinde, Yeşiller’den kiminde ve daha soldaki birkaç Troçkist kümede, öğrenci birliklerinde buluyoruz. Sayıları hiç de azımsanacak kadar değil. Bunların pek çoğu aynı zamanda sendikalı da.
Gösterilerin başında veya mutlaka bitiminde “güvenlik güçleriyle” çatışmaktan çekinmeyen, bankalar ve benzeri devletlerüstü şirket şubelerini “dağıtan” anarşist grupların genç ve daha az genç ve siyahlara bürünmüş militanlarının da “devletin hakkından gelinecek günün ve gecenin” hazırlığında olduğunu anımsatmalı. Burada vurgulanması gereken, bu tür grupların çatışmalarının artık sadece Paris’le sınırlı kalmaması, Marsilya ve Lyon yanında daha az nüfuslu taşra kentlerinde de görülmesi.
Evet, “Sosyalist bir Fransa” özlemi duyuluyor. Bunun gerçekleştirilmesi için ise yollar her yerde olduğu gibi ikili: Ya seçimle, ya silahlı mücadele ile. Bu konudaki tercihi ise saati gelince bu işin içinde olanlar saptayacak. Fransa’da ihtilal arzusu ötelerden beri sürüyor. Bu bir gün gerçekleşebilir mi? Niçin olmasın? O zaman kurulacak sosyalizm Fransa türü bir sosyalizm olacaktır mutlaka. Bu kesin.
Bu bağlamda bugünkü gösteriler, yürüyüşler, grevler ve diğer eylemlerde gördüğümüz gibi sendikalı işçilerle sendikalı olmayanların ve değişik sendikalardan emekçilerin mücadele içinde yoldaş, arkadaş olarak kaynaşmaları değişik sol siyasi parti yöneticilerini de bir araya getirmek, yeni tür bir Birlik oluşturmak için teşvik edici olur mu? Taban, tavanı bir kez daha ikna edebilir mi? Bu yıl 80’inci yıldönümü kutlanan Halk Cephesi’nin 1936’da faşizm ve nazizm meraklısı saldırganların Paris’te Millet Meclisi’ni basmaya kalkışmalarını izleyen günlerde “tabandan gelen arzu ve ısrarla” Leon Blum’un SFİO’su (İşçi Enternasyonali Fransız Şubesi) ile Maurice Thorez’in FKP’sinin ve Radikal Sol Parti’nin bir araya gelmesiyle oluşturulduğunu anımsatmalıyım. Fransa’da solun her ortaklık kurmasının, 1936’da olduğu gibi kısa zamanda veya 1981’deki gibi belli bir süre sonucunda seçim zaferiyle taçlandırıldığını “tarih” yazıyor. Bunun unutulmaması lazım. İşçi sınıfının ortak hafızası unutmuyor. Tarih geçmişi bugünün çocuklarına taşıyor. Fransa 1936 Halk Cephesi deneyimi yeniden okunmalı derim: 20’nci yüzyılın başında işçi sınıfının kararlılığı sonucu Halk Cephesi’nin iktidarı aldığını ve en önemli işçi haklarının elde edildiğini anımsamak için.
Siz geçmişte “Fransa’da Irkçılık ve Aşırı Sağ” ile “Fransa Seçimlerinde Le Pen Lekesi” gibi kitaplarla Front National’in (FN) yürüyüşünü yakından izlediniz. FN lideri Marine Le Pen’in iktidarın eşiğinde olduğu söylenebilir mi? Böyle bir durumda Fransa işçi sınıfı ve sendikal hareket neler yapabilir?
Irkçı, yabancı düşmanı, Müslümanlara karşı nefret aşılayan, toplumu zehirleyen, şiddet yanlısı, eli kanlı, hortlaklar, cahiller, korkaklar partisi FN bugün seçimlerde yüzde 30 civarındaki oy oranıyla “Fransa’nın en çok oy toplayan partisi” ama “cumhuriyeçi gelenek” gereği hiçbir parti onunla ittifak yapmayacağı için beklemeye mahkûm. Fransa’da cumhurbaşkanlığı, milletvekili, belediye, bölge seçimleri birinci tur öncesindeki veya ikinci turdan önceki ortaklıklarla kazanılıyor, hükümetler genellikle koalisyon türündedir. Klasik sağ, orta sağla ve merkez partileriyle seçimleri kazanıyor, hükümet kuruyor; SP, Yeşiller ve Radikal Sol Parti ile ve geçmiş dönemlerde FKP ile de ortaklaşarak..
Hiçbir parti FN ile ortaklık yapmayacağı için bu partinin 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması mümkün değil. Ama birinci turda bugünkü yöneticisinin oyların en çoğunu toplaması ihtimali var. Eğer kendi zehirini kendi içinde taşıyan FN’de bölünmeler, kopuşlar olmazsa. Çünkü bu parti yamalı bohça gibidir: Katolik entegristlerden, usanmaz ve tarihten ders almayı bilmez Yahudi düşmanlarına, çağ dışı kralcılara, onlardan klasik sağ partilerde ve hatta SP’de aradığını bulamamış “aydın”lara (en bilinen örneği avukat Gilbert Collard), eski sendikacılara (FN’e üye olduğu için CGT’den atılan Fabien Engelmann, bugün Hayange’da FN’den belediye başkanı), sahtekâr gazetecilere (her zaman “Sınır Tanıyan Gazeteciler” diye isimlendirdiğim, güya “Sınır Tanımaz Gazeteciler”in, RSF’in, eski yöneticisi Robert Menard gibi, bugün Beziers Belediye başkanı) uzanan bir yamalı bohça...
Öte yandan bir “aile partisi” gibi yürütülen FN içinde baba Le Pen ile kızı arasındaki mücadele sürerken torun Marion Marechal-Le Pen de parti içi iktidar kavgasında. Küçük ve orta boydaki işletme sahibi ırkçı patronlarla yakın ilişkisi olan ve daha neoliberal ve güya “modern” gösterilen torun da kendi şansını denemek istiyor. Şimdilik milletvekili ama yakında belki parti lideri? Teyzesinin ayağı sürçer sürçmez... Bu ailesel kokteyl ve ideolojik çöplük her an patlayabilir.
Bugün bu partinin cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması mümkün değil. Fransa’daki son bölge seçimlerinde iki bölgede ilk turda FN birinci parti durumundayken ikinci turda Sol adaylar klasik sağ aday lehine seçimden çekilip, sağ adaya oy verilmesi yönünde çağrı yaparak bu konuda önemli birer örnek verdiler. Nihayet Avusturya’daki son seçimler de gösterdi: Irkçıların iktidara yaklaşmasının tehlikesi biliniyor elbette. Avusturya’da, Fransa’da ve AB’nin birkaç devletinde daha seçmenlerin yüzde 30’lar civarındaki önemli bir oranı ırkçı, nazi, yabancı ve Yahudi düşmanı partilere ilgi duyuyor, ama bu ilgi kimi zaman sadece diğer partilere bir “uyarı” biçiminde kalabiliyor. İsviçre, Polonya, Macaristan örneklerini de göz ardı etmemek lazım. Hortlaklar aramızda ve korkutuyorlar. İşçi sınıfını değil. Bugün Fransa’daki gösterilerde FN’nin kulakları sağır eden sessizliği kimseyi şaşırtmadı. Pardon, FN yöneticileri partinin şiddet kullanan polisi ve jandarmayı desteklediğini sık sık belirttiler. FN, gösterileri bahane ederek “çalışma dünyasının Müslümanlaştırıldığı”, “göçmenlerin, mültecilerin, yabancıların Fransızların işlerini ellerinden aldığı, işsizliğin artmasına yol açtığı”, İş Kanunu Tasarısı’nın Brüksel’de hazırlandığı ve Fransa’ya zorla kabul ettirildiği iddialarıyla AB karşıtlığı gibi bilinen demagojilerini sürdürdü.
İşçi sınıfı, sendikaları, sendika yöneticileri FN ve geçmişini a’sından z’sine biliyor, tereciye tere satmak “nâ-mümkün”. Evet, işçilerden yüzde 30 kadarının bu partiye oy verdikleri biliniyor. Ama bunu Fransa’daki ırkçılığın tarihi kökenlerinde, Katolik dininin etkisinde, Yahudi düşmanlığının temellerinde aramak lazım. Irkçılıkla, yabancı ve Yahudi düşmanlığıyla mücadele, bu parti parti olarak yokken bile vardı.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
