Hrant Dink davası: Kamu görevlileri iddianamesi ne anlama geliyor?

​Hrant Dink cinayetiyle ilişkili kamu görevlileri iddianamesinde İstanbul ve Trabzon valilikleri, İçişleri Bakanlığı tek satırda bile yer almadı. Cemaatçi isimler deşifre edilirken AKP’li isimler korundu. İddianamede "şüpheli" olan Engin Dinç ise hala görevde.
Selin Asker
Pazartesi, 14 Aralık 2015 12:38

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilişkili kamu görevlileri hakkında hazırlanan iddianame geçtiğimiz hafta Başsavcılık’ca kabul edilerek mahkemeye gönderildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan ve mahkemece kabul edilmesi halinde dava sürecine konu olacak iddianame, elbette kritik bir aşama. Ancak bu aşamaya nasıl gelindiği, tepeden tırnağa örgütlü bir cinayette hangi isimlere “dokunulduğu” irdelenmeyi hakediyor.

İddianamenin içeriği kamu görevlilerini yargılamaktan çok AKP’nin cinayetteki sorumluluğunu aklama derdinde olduğunu gösteriyor.

3 İSME MÜEBBET İSTEMİ

26 sanıklı iddianamede, eski Emniyet İstihbarat Şube başkanı Ramazan Akyürek, eski İstanbul İstihbarat Şube müdürü Ali Fuat Yılmazer ve eski İstihbarat Daire başkan yardımcısı Coşkun Çakar “örgüt yöneticiliği, tasarlayarak adam öldürme, resmi belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanmak” suçlamalarından ağırlaştırılmış müebbet istenen 3 isim.

İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç, eski Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay, eski İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, "İhmali davranışla kasten adam öldürme" ile suçlanıp 20 yılı aşkın cezalar istenen diğer 3 isim.

Tüm bu ağır suçlamaların yanında haklarında en az ceza istenenler ise İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve eski Emniyet İstihbarat Daire başkanı Sabri Uzun. Haklarında, “Görevi kötüye kullanmak” suçundan 1 yıla kadar hapis istendi.

AKP DÖNEMİNDE TERFİ ETTİLER

Cinayetten bu yana defalarca sorumlulukları kamuoyunda duyurulan ancak bu zamana dek yargılama konusu olmayan söz konusu isimler, iddianamede “silahlı terör örgütü cinayetinin sanıkları” olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak aynı isimlerin cinayetten sonra önemli görevlere getirilmesine, bu görevlere getirenlerin sorumlu olduklarına hiç değinilmiyor. İddianamede, ne dönemi İstanbul ve Trabzon valiliklerinin ne de İçişleri Bakanlığı’nın adı bile geçmiyor.

17 ARALIK’A KADAR GÖREVDEYDİ

İddianamede bir numaralı şüpheli Ramazan Akyürek. Hrant Dink soruşturmasında tutuklanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet istenen Akyürek, 17 Aralık yolsuzluk operasyonuna dek görevde kalmış bir isim. Cinayet öncesi Trabzon Emniyet Müdürü olan Akyürek, cinayetin olduğu tarihlerde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi başkanı görevindeydi. Cinayetten sonra polis başmüfettişliğine alındı ta ki Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı olarak terfi edene dek. Terfisini gerçekleştiren ise dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’di.

Akyürek, bu görevi 17 Aralık yolsuzluk operasyonları sürecine dek sürdürdü. AKP-Cemaat iktidar blogunun çatlamasyla önce görevden alınıp merkeze çekildi, daha sonra açığa alınıp soruşturmalarla tutuklandı. Hakkında tutuklama isteyen savcı da tutuklama kararı veren mahkeme de tutuklamaya gelen polisler de 17 Aralık sonrası görevlere getirilmişti.

İddianamede, “Hrant Dink cinayeti tasarısı ve cinayeti işleyecek tetikçiler hakkında bilgi sahibi olan kamu görevlisidir” denilerek, Akyürek’in cinayet faili olduğu henüz “keşfedilmiş” olsa da Akyürek ta 27 Şubat 2008’de suçunu itiraf etmişti. Akyürek, Meclis Alt Komisyonu’na verdiği o tarihli ifadede şöyle diyordu: “Cinayet sonrası ‘Aman şu Yasin Hayal’i bir bulun, orada mıdır, değil midir, Hrant Dink vurulduğuna göre o vurmuştur’ dediğim doğrudur.”

DİNK’TEN TUTUKLANMADI

Cinayet dönemi İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü olan Ali Fuat Yılmazer, cinayetten iki ay sonra 28 Mart 2007’de İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olarak terfi etti.  Hrant Dink soruşturmasından değil, “Silahlı örgüt üyeliği, hükümeti yıkmaya teşebbüs, yasadışı dinleme” gibi suçlamalardan tutuklu bulunan Ali Fuat Yılmazer, iddianamede “gizli örgütlenme” olan C-5 bürosunun başını çekmekle suçlandı.

İddianamede, C-5 bürosundan sorumlu Yılmazer’in Hrant Dink, Ergenekon, Malatya Zirve cinayeti, Muhsin Yazıcıoğlu dosyaları üzerinde çalıştığından bahsedilirken, F/4 raporları içeriklerinde cinayeti işleyecek kişiler bilinmesine rağmen Dink’I korumadığı, raporları yok ettiği ifade ediliyor.

Tüm bu suçlamaların öznesi Yılmazer, 2011’de İstanbul Emniyeti İstihbarat Daire Başkanlığı görevinden alınsa da halen Dink soruşturmasından tutuklu olmayan ve AKP döneminde cinayet sonrası terfi edilen isimler arasında yer alıyor.

DİNK HAKİMİNİ DİNLEMİŞLER

İstihbarat Daire Başkan yardımcısı Coşkun Çakar da 17 Aralık sonrası yapılan “yasadışı dinleme” operasyonunda tutuklandığı sürece dek görevde kalmış bir isim. Cinayeti işleyecek kişinin “Ogün” isminde biri olduğunu bilecek kadar süreçte rol alan Çakar, Dink davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Hakim Erkan Çanak’ın sahte isimle dinlenmesinde de yer alıyor.

ENGİN DİNÇ HALA GÖREVDE

İddianamede dikkat çeken önemli isim Engin Dinç. Dönemin Trabzon İstihbarat Şube müdürü olan Engin Dinç, 2013’te terfi ettirilerek Emniyet İstihbarat Dairesi’nin başına getirildi. Hala aynı görevi sürdüren Dinç, yalnızca Dink cinayetindeki sorumluluğu değil Suruç Katliamı, Diyarbakır saldırısı, Ankara Katliamı yaşanmış olmasına rağmen hala görevini sürdüren özel bir örnek.

İddianamede, Dinç’in cinayeti Zeynel Abidin Yavuz’un işlemesi için İstanbul’a gönderildiği bilgisine sahip olduğu, Yasin Hayal’e ilişkin teknik takip kararı vermediği, “Hrant’ı öldürecekler bu adamı koruyun’ talimatı verdim” şeklinde yalan beyan verdiği aktarılıyor. 

Ayrıca Mc Donald’s patlamasındaki sorumluluğunu bilmesine ragmen Erhan Tuncel’I soruşturmanın dışında tuttuğu, yardımcı istihbarat elemanı yaptığı, Tuncel’den Dink cinayetinin tasarlandığını öğrenip raporlara yansıtmadığı da diğer suçlamalar arasında yer alıyor.

Engin Dinç hakkında iddianamede şöyle deniyor:

“Bu cinayeti işleyecek kişileri bilmesine rağmen açık ve yakın tehlike altında bulunan Hrant Dink'in yaşam hakkını korumamıştır. Görevi gereği cinayet hazırlığı yapan suç örgütüne operasyon yaptırmayarak, Hrant Dink'i kanundan kaynaklanan koruma yükümlülüğüne aykırı hareket ederek kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu ve görevi kötüye kullanma suçlarını işlediği anlaşılmıştır.”

Ancak tıpkı Ramazan Akyürek gibi Engin Dinç’in de cinayetteki sorumluluğu yıllardır bilinmiş, hiçbir soruşturmaya dahil edilmemiş hatta son soruşturmada da alt kademesinde bulunanların ifadeleri alınırken kendisinin ifadesi alınmadığı için tepkilere neden olmuştu.

Engin Dinç, ta 28 Şubat 2008’de TBMM Alt Komisyonu’na verdiği ifadede şöyle diyordu: “Yasin Hayal’in Dink’I öldürmeyi planladığını, internetten fotoğraflarını, adres bilgilerini temin ettiğinden haberdardım.”

İKİ İSİM DAHA GÖREVDE

İddianamede yer almalarına rağmen görevlerine devam eden iki isim daha bulunuyor. Biri, Mülkiye Başmüfettişi Şükrü Yıldız. Yıldız, hazırladığı raporlarla Dink cinayetinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerini aklamakla suçlanıyor. Ayrıca Akyürek’in Ergenekon operasyonlarını başlatmak için birlikte hareket ettiği isim olan Yıldız, Dink cinayeti tasarısıyla ilgili F/4 raporlarını İstanbul Emniyet Müdürlüğü’yle paylaşmamak, evrakları yok etmekle de suçlanıyor.

Diğeri ise, cinayet günü Erhan Tuncel’i arayıp “Yasin’i sıkıştırmasınlar diye senden önce genel merkezi arayacaktım, siz varsınız diye aramadım” diye konuşan Mehmet Ayhan. Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde hala polis olarak görevli olan Ayhan, iddianamede “Silahlı örgüt üyesi olmak, tasarlayarak kasten öldürmeye yardım etmek, resmi evrakları yok etmek ve görevi kötüye kullanmak” ile suçlanıyor.

SABRİ UZUN DAVA AÇILMASINI İSTEMİŞ

İddianamede eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da yer alıyor. Yasin Hayal’in Dink’I öldüreceği bilgisini içeren F/4 raporu daireye ulaştığı dönem başkan olan Uzun, Dink’in korunması için herhangi bir işlem yapmamakla suçlanıyor.

İddianamede, Uzun’la ilgili “Dink cinayetinde kendisine yüklenebilecek herhangi bir kusur olmadığını, ancak hakkında kamu davası açılmasını talep ve beyan etmiştir” deniyor.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da Dink’in korunmasına dönük işlemleri yetki ve olanağı varken yerine getirmeyerek “görevi kötüye kullanmak” ile suçlanıyor.

‘ERGENEKON OPERASYONLARI İÇİN DİNK ÖLDÜRÜLDÜ’

Öte yandan savcılık, cinayetin gerçekleştirilmesi amacına dönük ilginç bir tespitte bulunuyor. İddianamede, “suçun gerçekleştirilmesi için Hrant Dink cinayetinin araç suç niteliğinde olduğu” görüşü paylaşılıyor. İddianamede cinayetin işlenme gerekçesi şöyle açıklanıyor:

“Hrant Dink cinayeti diğer operasyonlar ve soruşturmalar için bir fünye görevi görecekti. Bu fünyeye bağlı patlayıcılar ise Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Fuhuş ve Casusluk dosyası, Amirallere suikast dosyası, Şike operasyonu, 28 Şubat gibi operasyonlardır.”

VE MUAMMER GÜLER…

Peki, emniyet müdürlüklerinden istihbarat dairelerine, yardımcı istihbarat elemanlarından müfettişlere dek bir dizi kamu görevlisi iddianamede “şüpheli” olarak yer alırken neden dönemin İstanbul Valisi tek satırda bile anılmıyor? Hele ki söz konusu vali, Dink’I makamında “tehdit ettiren” bir valiyse…

İddianamede, Dink’in hedef alındığı süreç detaylarıyla anlatılıyor. Hakkında açılan “Türklüğe hakaret” davası, linç gösterileri, soruşturmalar… Ancak Dink’in, İstanbul Valisi Muammer Güler’in talimatıyla makama çağrıldığı ve MİT mensupları tarafından tehdit edildiği süreçten bahsedilmiyor.

Dönemin İstanbul Vali Yardımcısı Ergün Güngör, soruşturma kapsamında verdiği ifadede, görüşmenin talimatını Muammer Güler'in verdiğini doğrulamış, odadaki MİT'çileri ise Dink'e “akrabalarım” diye tanıttığını ifade etmişti.

Ayrıca, iddianamede “görevi kötüye kullanmak” ile suçlanan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında “Hrant Dink’in yaşamına yönelik açık ve yakın tehlike altında olduğunu, yürütmekte olduğu kamu görevi, yetki ve konumu gereğince bilmemesi mümkün değildir” suçlaması yapılıyor.

İstanbul Valisi’nin yürütmekte olduğu kamu görevi, yetki ve konumu gereğince bilmemesinin mümkün olmayışı ise asla bahse konu olmuyor.

AKP'LİLER AKLANIYOR

İddianamede AKP’nin cinayetteki sorumluluğunun hasıraltı edildiği anlaşılıyor. 17 Aralık yolsuzluk operasyonuna dek İçişleri Bakanı olan Muammer Güler gibi AKP’li isimler, AKP-cemaat ortaklığında gerçekleşen bir cinayette “korunan taraf”ta kalıyor ya da yalnızca “görevi ihmal” gibi bir suçlamayla, suçları hafifletiliyor.

Böylece, AKP iktidarının hedefinde olan cemaatçi eski polis şeflerinin cinayetteki rollerinin kullanabileceği ve yalnızca cemaatin işlediği bir cinayet olarak gösterilerek cinayetteki sorumluluğunu gizleyebileceği ihtimali güçlenmiş gözüküyor.