‘Halit Çelenk yaşamı boyunca sermaye düzenine karşı mücadele edenleri savundu’

“Denizlerin avukatı” olarak bilinen ve beş yıl önce aramızdan ayrılan hukukçu Halit Çelenk adına bu yıl 2’ncisi verilecek olan “Hukuk Ödülleri” töreni öncesinde, Halit Çelenk’in mücadelesini, adına verilen hukuk ödülünü, Türkiye’de hukukun durumunu, ünlü avukatın yazar ve çevirmen kızı Serpil Çelenk Güvenç ile konuştuk.
Ahmet Çınar
Çarşamba, 04 Mayıs 2016 13:10

Halit Çelenk... Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan'ın, Hüseyin İnan'ın, yani "Darağacında Üç Fidan"ın avukatı... Bundan 5 yıl önce 5 Mayıs günü aramızdan ayrılan Halit Çelenk, ardından önemli ve değerli bir hukuk mücadelesi mirası bıraktı. Çelenk'in anısını yaşatmak isteyenler, onun adına bir "Hukuk Ödülü" oluşturdular. 

Bu yıl 2’ncisi verilen Halit Çelenk Hukuk Ödülleri’nin töreni yarın Türkiye Barolar Birliği Litai Otel’de yapılacak. Bu yıl jüri, ödüle Cangül Örnek’in “Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı – Anti Komünizm ve Amerikan Etkisi” adlı kitabını layık gördü.

Ünlü hukukçunun yazar ve çevirmen olan kızı Serpil Çelenk Güvenç ile ödül töreni öncesi söyleştik. Serpil Çelenk Güvenç’le Halit Çelenk’in mücadelesini, mücadelenin bugüne devrettiklerini, Tükiye’de hukukun içler acısı halini ve ödülü konuştuk.

- Sayın Serpil Güvenç, yarın (5 Mayıs’ta) Halit Çelenk Hukuk Ödülleri sahipleriyle buluşacak. Türkiye’de “hukuk” kavramının çok tartışıldığı bir dönemde, örneğin cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişinin kaymakamlara “mevzuat amcayı boş verin” diye öğüt verdiği bir dönemde, böyle bir ödül tesis etmek sizin için ne anlama geliyor?

- 1936 yılında faşist İtalya yasalarından bizim yasalarımıza aynen aktarılan ve sermaye sınıfının iktidarını korumaktan başka bir işlevi olmayan TCK’nin 141/142. maddeleri, yarım yüz yıldan fazla sosyalistlerin, komünistlerin başının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandı. O kadar ki, 1960’lı yıllarda “sosyalizm” sözcüğü bile “komünizm propagandası” sayılabildiğinden, genellikle “toplumcu” kelimesi tercih edilmekteydi. O yıllarda Marks, Engels, Lenin, Stalin’in, Çin devriminin lideri Mao Ze Dung’un, hatta Vietnam ulusal kurtuluş hareketinin lideri Ho Şi Min’in eserlerinin bile basılması bu maddeler kullanılarak yasaklanmış ve yayıncı ve çevirmenler - özellikle de Sol Yayınları, Bilim ve Sosyalizm yayınları çevirmen ve yayıncıları ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardı. Eğer “sol”da iseniz düşüncenizi ifade etmeniz, örgütlenmeniz  hep bu maddelere takılıyor ve engelleniyordu.

Sermaye sınıfı sıkıştığı anda darbeleri devreye sokuyor, emir kumanda ile verilen, sanıkların eylemleriyle hiç ilgisi olmayan kararlarla devrimciler darağaçlarına gönderiliyorlar, örgütler kapatılıyor, yöneticileri hapse tıkılıyordu.

Halit Çelenk’in  meslek yaşamının tümü,  düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü, TCK’nin 141/142. maddeleri yoluyla bu özgürlükten yoksun bırakılan sosyalist, komünist, devrimci demokratları ve onların örgütlerini, darbe dönemlerinde de  faşizmin idam sehpasına çıkardığı gençleri, kapatılan örgütlerin yöneticilerini  savunmakla geçti.

Yaşamımızın her alanında olduğu gibi basın yayın alanında da kendisine muhalif olan tüm kesimlere büyük baskılar uygulayan Saray iktidarı, kendi “hukuk”unun dışında hukuk tanımıyor. Sosyalistler, komünistler dışındaki insanların büyük bir kesimi, iktidarı, özellikle de cumhurbaşkanını eleştirmeye korkuyorlar çünkü açılan davaların sayısı bini geçti. Her türlü etkinlik ya da eylem polis marifetiyle, gaz ve TOMA'larla engelleniyor. Sanki sivil bir darbe döneminden geçiyoruz.

Bu açıdan günümüzde koşullarında Halit Çelenk Hukuk Ödülünün çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.

- Halit Çelenk’in hukuk savaşımı, bugün bizlere neler söylüyor? Halit Çelenk’in ardında bıraktığı mücadeleden neler çıkarabiliriz? Bugüne nasıl bir ışık düşürüyor?

- Halit Çelenk yaşamı boyunca, sermaye düzenine karşı emeği, emek iktidarı için mücadele verenleri, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için bedel ödeyenleri savunndu. Ve bunu, emeğini metalaştırmadan yaptı. Kendi yaşamı ve mücadelesi de, daima savunduğu dünya görüşüne, bilimsel sosyalizme koşut gitti. Devrimci avukat örgütlenmesine öncülük etti, insan hakları vakıflarında, demokratik kitle örgütlerinde kuruculuk ve üyelik yaptı, ayrıca sosyalist bir parti olan TİP’e üye oldu ve burada yoğun bir çalışma yürüttü. Özel yaşamında da inandığı gibi yaşadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hiçbir koşul altında devrimci duruşundan ödün vermedi.

Toplumsal bellek, birçok konuda olduğu gibi, toplumsal mücadeleler konusunda da nisyan halinde. Özellikle genç kuşaklar açısından yakın geçmişteki mücadeleler, kazançlar ve kayıplar sanki hiç yaşanmamış gibi. Halbuki tarih, devrimci savaşım tarihi 2000'lerle başlamadı. Bu bilmeme ve unutkanlık halinin zararlı olduğunu düşünüyorum. Her alanda devrimci yaşamların anımsanması, verilen savaşımların öğrenilmesi  ön açıcı, yol gösterici  oluyor. Geçmişte verilen mücadelelerdeki kararlılık bizleri besliyor ve güçlendiriyor.

Bunun yanı sıra resmi tarihin dışında bir tarih var. Emeğin ve emekçilerin tarihi. Halit Çelenk ve benzeri yaşamlar bu tarihin bir parçası. Çocuklarımızın, torunlarımızın bu konuda bilgilendirilmeleri gerekiyor.

- Halit Çelenk Hukuk Ödülü’ne Cangül Örnek’in “Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı – Anti Komünizm ve Amerikan Etkisi” kitabını layık gördü. Ödülün bu esere verilmesini, jüri nasıl gerekçelendirdi?

- Özellikle 1947’lerden itibaren, sermaye iktidarlarının, siyasal ve ekonomik çıkarları gereği, emperyalist Batı ile kucaklaştıklarını, NATO üyeliği, ikili anlaşmalar ve askeri üslerle bu bağımlılığı pekiştirdiklerini biliyoruz. Bu süreçte, kurulu düzene savaş açan, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm bayrağını yükselten sol, Amerikan emperyalizminin etkisi altındaki sermaye sınıf iktidarlarının uyguladıkları komünizme karşı  savaş stratejisi sonucu  büyük bedeller ödedi. Cangül Örnek, bu yıl Halit Çelenk Hukuk Ödülü'ne hak kazanan çalışmasında, 1950'ler Türkiyesi’nde, düşünce yaşamının, ideolojik alanın, Soğuk Savaş, Amerikan etkisi ve antikomünizmle nasıl biçimlendirildiğini ayrıntılarıyla anlatmakta.

Yukarıda da belirttiğim gibi, doğrudan bir hukuk çalışması olmamakla birlikte, bu eser, Halit Çelenk’in hukuk mücadelesinin  tarihsel arka planının bir bölümünün yansıtıldığı bir çalışma olması açısından ödüle değer bulundu.

ŞERİAT SAVUNUCULARININ ÖNÜNÜ, 163. MADDEYİ KALDIRAN ÖZAL AÇTI

- Türkiye’de sosyalist/komünist hareketler, hep aydınlanmadan, laiklikten yana oldular. Ve Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında, feodal yapıya karşı önemli bazı üst yapısal devrimleri desteklediler. AKP iktidarının bu kazanımları toptan yok etme ve bir şeriat devleti kurma çabaları konusunda, Turgut Özal’ın 163. maddeyi kaldırmasının belirleyici bir özelliği var mıdır? Halit Çelenk’in bu konudaki tavrını paylaşır mısınız? 

- 12 Eylül askeri darbesi ile önü iyice açılan gericiliğin savunucusu ve uygulayıcısı Turgut Özal, laikliğin yasal güvencelerinden olan 163. maddeyi kaldırabilmek için, torbasına 141 ve 142. maddeleri de koydu. Günümüzde AKP iktidarının kullandığı “ileri demokrasi”, “12 Eylül yasalarını kaldırma" gibi uydurma girşimlerin adı, o günlerde “düşünce özgürlüğü”nün getirilmesiydi. Liberaller ve ne yazık ki sola yakın birçok aydın bu tuzağa düştüler. 163. maddenin kaldırılmasıyla şeriat düzeninin siyasal olarak savunulması ve bu yönde örgütlenme serbest bırakılmış oldu. 141 ve 142. maddeler ise Terörle Mücadele Yasası altında isim değiştirerek ve bir bakıma daha da ağırlaştırılarak yeniden ceza yasasına dahil edildi.

Sayıları çok az olan, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Muammer Aksoy, Bahri Savcı, Halit Çelenk, Mustafa Altıntaş gibi aydınlar ve bilim insanları bu “düşünce özgürlüğü” kandırmacasını gördüler ve 163. maddenin kaldırılmasına karşı çıktılar.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi, Pandora’nın kutusunun açılmasında ve tüm kötülüklerin ortaya saçılarak bugünlere gelinmesinde 163. naddenin kaldırılması, en azından hukuki anlamda bir dönüm noktasıdır.