'Çocuklarımızı dinci dayatmalardan korumak için dava açmalıyız'

İdare Mahkemesine veli olarak yaptığı din dersinden muafiyet başvurusu kabul edilen Cem Haktan Karatekin'le dava sürecini ve deneyimlerini konuştuk... Tüm ailelerin yaşadığı kaygıları paylaştığını anlatan Karatekin, bütün karamsarlığına rağmen mücadele etmenin zorunluluğunu vurguluyor... Karatekin okullardaki 4-5 yaşlara doğru uzanan gerici saldırıları, çocukların asıl kararlarını verebilecek erişkinliğe geldiklerinde ikna edilmelerinin güçlüğüne bağlıyor.
Söyleşi: Gamze Erbil
Çarşamba, 25 Ocak 2017 14:51

Çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulması talebiyle dava açan Karatekin ailesi İdare Mahkemesinin kararıyla bu hakkı elde etti ve karar geçtiğimiz günlerde aileye iletildi. Mahkeme, “din derslerine katılmamayı tercih etmenin en tabii hak” olduğu hükmüne varırken karar metninde ayrıca “din derslerine katılmalarının tamamen isteğe bağlı hale getirilmesi” gereği üzerinde duruldu. Cem Haktan Karatekin'le zorunlu din dersine neden karşı çıktığını ve nasıl dava açtığını, bu süreçte yaşadıklarını ve bu konuya nasıl yaklaştığını konuştuk.

Öncelikle davanızın olumlu sonuçlanmasını kutlayalım ve şöyle başlayalım: Çocuğunuzun din derslerinden muaf olması gerektiğini neden düşündünüz?

Karar alma sebebim insanların belli bir yaşa gelmeden önce, dini olgularla, donelerle karşılaşmaması gerektiğini düşünüyor olmam. Çünkü bırakın batıl denen dinleri, hak dinler olarak adlandırdıkları inançlar içinde de çok ciddi cennet, cehennem, şeytan, kabir azabı gibi tomurcuk beyinlerde inanılmaz hezeyanlara ve travmalara sebep olacağını düşündüğüm tanımlar var. Çocukların bunlarla mümkünse 15-16 yaşından önce karşılaşmaması gerektiğini düşünüyorum.

Kendi kararını kendisi vermeli bir insan, tabii ki hangi anneden babadan doğacağımıza kendimiz karar veremiyoruz, hangi ülkede doğacağımızı biz belirlemiyoruz. Bu anlamda her insanın, yaşam tarzının ne olacağına tamamen kendi özgür iradesiyle ve o bilince eriştiği zaman karar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Ben bunu 15-16 yaş olarak telaffuz ediyorum, pedagoglar belki de 18 diyeceklerdir. O yaşa kadar bir çocuğun bu anlamda bir dayatmaya ya da yönlendirmeye maruz kalmaması gerektiğini düşünüyorum.

Zira çocuklarımız bizi rol model olarak seçerler ve bizim yaptığımız herşeyi doğru bilirler. Kendileride bir küçük anne-babadırlar aslında bize baktıkları zaman.

Dolayısıyla ben onlara “Budizme tapacaksın” desem, annesini-babasını çok sevdiği için mutlaka Budizme tapacaktır. Eğer ben “Hıristiyan olacaksın” desem, Hristiyan olacaktır. Başka bir şansı yok ki.

Ülkemizde mevcut iradenin, iktidar iradesinin, inanmış olduğu -din bile değil- mezhebi çocuklara kabul ettirmek için, -ve başka şansları da olmadığı için- ana okullarına kadar girmeye çalıştıklarını gözlemledim bu yaşıma kadar. Diğer söylediklerime ek olarak bunun da bir cephe olarak düşünülmesi gerektiğini; buna karşı durulması gerektiğini düşünüyorum.

15 senelik AKP iktidarı sürecinde, demokrasi lafzı altında nasıl bir şeyleri yalan yanlış yaptıklarını, kendilerine doğru çevirdiklerini, aslında demokrasiyi araç olarak kullanıp bir din devleti kurmak için çabaladıklarını gözlemliyorum. Maalesef sol kesimden insanların da, “ne olacak ki, onların da hakları” diyerek masumane şeyler gibi kabul edip bunlara yol verdiğini ve sonuç olarak bu zamana geldiğimizi görüyorum. Bu çok önemli bir şey. Laiklik olsun, çocukların din dersinden muafiyeti olsun, diğer tüm alanlardaki insani özgürlüklerin tek tek hepsini önemseyerek bunlar için çabalanması gerektiğini düşünüyorum.

Dava açma kararını nasıl verdiniz ve takip eden süreç nasıl gelişti?

Gazeteci arkadaşlarım var benim onlardan biriyle görüştüm. Beni bu durumdan mağdur olan ve hukuki süreci kazanmış başka bir arkadaşla tanıştırdı. O da beni daha önceki avukatıyla tanıştırdı ve bir yola başlamamıza yardımcı oldu. Avukat Kazım Genç ile telefonla irtibat kurdum ve yardımlarını istedim. Belli bir yere kadar bana yardımcı oldu ve yollar gösterdi. Ben de geri kalan kısmını İstanbul'da takip ettim davanın.

2015 yılında Eylül ayında başladık biz. Önce okula bir başvuru yapıyoruz, iki ay içinde cevap gelmezse sizi reddetmiş sayıyorlar, sizin de ondan sonraki iki ay içinde davayı açmanız gerekiyor. Açmazsanız sonucu kabul etmişsiniz gibi bir durum sözkonusu oluyor. Ha, tekrar bir hakkınız oluyor ama zaman kaybediyorsunuz tabii. Biz son dakikada da olsa o tarihi kaçırmadan davayı açmayı başardık. Benim hukuki bilgim eksik olduğu için az daha öyle bir gecikme sözkonusu olacaktı ama yetiştirdik. 2015 yılının 22 Eylül'ünde davayı açmayı başardık. Daha sonra yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Arkasından da 2016'nın onuncu ayı karar tarihi. Bize yeni tebliğ oldu ama.

Dava sürerken çocuğunuzun okulda yaşayacağı zorluklar konusunda kaygılarınız oldu mu ya da somut sorunlar yaşandı mı? Bunları nasıl aştınız?

Doğrusu “aştım” diyemem, biraz da paranoyak bir insanım. IŞİD'in çocuğumdan haberdar olup kafasını keseceği gibi saçma sapan şeylere bile girdim ama ben böyle evhamlı bir insanım. Bütün anne ve babaların bu tür korkular yaşadığını sanıyorum. Şanslıyım, maddi imkanım da olduğu için özel bir okulda okutuyorum çocuğumu. Bir devlet okulu olmadığı için avantajım vardı, çok sıkıntı yaşamadım. Okuldaki öğretmenler de yardımcı oldular, derslere girmemesine yardımcı oldular.

Tabii ki endişelerim var, hatta son olarak davayı kazandıktan sonra basın benimle irtibat kurmak istediğinde de isim vermeden açıklama yapmak istedim. İnsan ister istemez korkular yaşıyor. Hâlâ da yaşıyorum ama mücadeleden de, kavgadan da geri duracağımız anlamına gelmiyor. Devam edeceğiz buna.

Bugün verilen din derslerinin içeriğiyle ilgili “din kültürü dersi verildiği, zorlama olmadığı” gibi bir savunma yapılıyor. Ama hem kitapların içeriği hem de derslerin işlenişi çok farklı. Bizzat müslüman ailelerin çocuklarının evde yaşadığı sorunları biliyoruz. Bu konuda bir gündeminiz oldu mu?

Doğrusu ben çok erken müdahale etmiş olduğum için ve okul da buna yardımcı olduğu için, bu tip şeyleri yaşamamayı başardık biz. İlk derse girmişti çocuğum, o sene ben, işimin yoğunluğundan zorunlu olduğunu da anlamamıştım ama bu duruma çok erken müdahale ettim. “Nerede besmele çekeriz” -sonuçta besmele bir islami ritüelin parçasıdır- “büyüklerimizin ne zaman elini öperiz” gibi din tandanslı bir takım şeyleri daha ilk derste gördüm.

Sonra hemen okula gittim, müdürle konuştum. “Benim çocuğumun din dersine girmesini istemiyorum” dedim, bunun zorunlu olduğunu söyledi. Ben kesinlikle buna karşı duracağımı ve dava açacağımı söyledim. Tabii bunu dilekçeyle ileteceğimi söyledim, bunu yerine getirdim. Onlar da benim bu dirayetli davranışım karşısında yardımcı olmayı tercih etti ve çocuğu kendi inisiyatifleriyle başka derslere soktular. Biz bundan çok etkilenmedik. Ama müfredat olarak diğer okullarda okutulanlarda fark eden bir şey yok, birebir aynısı yaşanıyor derslerde. Okutuluyor bunlar.

Derslere girmemesine rağmen çocuğumun “Gökte birisi varmış, bizi izliyormuş, hatalarımızı görüyormuş” gibi sorularını maalesef duydum. Bunları sadece arkadaşlarından kulaktan dolma olarak bile olsa duyabiliyor.

Girmediği süre boyunca oğlunuz bu durumu nasıl kavradı, ona nasıl anlattınız?

“Baba beni niçin din derslerine sokmuyorsun” diye sorduğunda oğluma dedim ki: “Sana birçok şeyi zamanı geldiğinde anlatacağım. Nasıl küçükken sorduğun bazı şeyleri o zaman anlatmamıştım sana, bunlar da zamanı gelince öğreneceğin şeyler.”

“Sen Allah'a inanmıyor musun baba?” diye sordu bana, dedim ki: “Benim inancımın senin inancını belirlemesini istemediğim için buna cevap vermeyeceğim oğlum, ben belki inanıyorum, belki inanmıyorum. Ya da neye inandığım çok önemli değil” dedim. Bu şekilde aştık. Çok zorlamadı, yalnız durumdaki farklılığı seziyor ve muhalif bir şeyleri görüyor; fakat yadırgamıyor çok.

Ona hep özgürlükçü olması gerektiğini öğretiyorum, tabii ki yaşamımızdaki diğer konularda da öyle davranıyorum ben ona. Mesela “Bütün küfürleri de öğreneceksin, bilmediğin varsa ben de sana öğreteceğim küfürleri. Ama sen asla kullanmayacaksın, bunlar çünkü kötü şeyler. Bunların kötü şeyler olduğunu sana evrensel doğrular olduğu için söylüyorum. Başkasının yanında yere tüküremezsin, gaz çıkaramazsın, geğiremezsin, yüksek sesle konuşamazsın, bir insanın sırasının önüne geçemezsin” diye “Evrensel doğruları sana anlatacağım. Ama bu bahsettiğimiz şey 15-16 yaşında öğrenmen gereken şeyler, okulun bu anlamda yanlış yaptığını düşünüyorum. Senin şu anda bunları duymamanı istiyorum, çünkü senin ruhun zedelenebilir; güzel oğlum” diye anlattım. O da anladığını söyledi.

Gayet iyi bir ilişkimiz var bu anlamda. Kızım da benzer şekilde aynı şeyleri duyuyor, sorun yaşamıyoruz o anlamda. Benim iki çocuğum var bu arada, kız çocuğum da bu sene başlayacak dördüncü sınıfa; onun da hukuki sürecini başlatacağım.

Velilerin genel olarak çocuklarının okulda dışlanmasıyla ilgili kaygıları oluyor. Özel okulda böyle bir sorun yok dediniz ama genele ilişkin değerlendirmeniz nasıl?

Evet biz sorun yaşamadık özel okulda olmaktan kaynaklı. Keşke diyorum bazen devlet okulunda bu mücadeleyi verseydim. Aslında bu da yaşamın basamağı, çocuk da bu işin bir yerinde olacak ve bu ülkenin içinde büyüyecek, yetişecek.

Ama ben biraz geç kaldım o konuda. 38-40 yaşında baba oldum, biz geciktik çocuğumuzu iyi şartlarda okutmayı istediğimiz için imkanlarımızı oluşturmayı bekledik. Ruhu zedelenmesin diye, iyi şartlar derken bildik değerler anlamında değil.

Ben imam hatip mezunu biriyim, bu eğitimi almış biriyim. Oradan mezun olan biri olarak orda gördüğüm şiddeti, baskıyı, dayağı diyeyim; bir çok şeyi çocuklarım yaşasın istemedim. Ruhları zedelenmesin. Gerekirse ne bileyim pazarda limon satsınlar ama özgür bireyler olarak yetişsinler, diye düşündüm. O yüzden devlet okulunda okutmamak için elimden gelen tüm imkanları oluşturmaya çalıştım. O anlamda oraya doğru yönlendim. Ama dediğim gibi keşke devlet okulunda olsaymış diye bazen de aklımdan geçmiyor değil.

Dışlanma konusunun toplumsal karşılıkları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kızımın velilerinden biri whatsapp'tan grup kurdu. Tüm veliler grupta yazıyor. Dini tandanslı kadın bir yazı yazdı. “Halep'teki çocuklara yardım edelim” diye, biraz da propagandaya girdi. Benim eşim dayanamayıp bir cevap yazdı, “ben buna ne yazayım, ne yazayım acaba polemiğe gireyim mi girmeyeyim mi” diye düşündü, sonunda “ben buna yazacağım” dedi. Yazdı. Kadın cevap verdi, sonra tüm diğer veliler bu kadına cevap yazmaya başladı. Yani o, bir yanardağ püskürmesi gibi bir şeydi. Herkes aslında susuyor. Biraz kibarlığından, biraz korkusundan, çekincesinden falan ama herkesin içinde bir reaksiyon var.

Beni Hürriyet gazetesinden aradıklarında şu soruyu sordu: “Siz azınlık mısınız”. Dedim ki, “azınlık olup olmadığımı neden sordunuz, merak ettim. Bunu aslında size bildirmek istemiyorum, çünkü bunun için sadece insan onlak yeterli” dedim. Bana dedi ki, “Sadece merakımdan soruyorum, bunu sormamın sebebi, sizin Alevi ya da başka bir şey olmanız değil”. “Ben” dedim, “bunun için söylemiyorum bunu. Sadece bunun bir mücadele şekli olduğunu düşündüğüm için böyle bir yola girdim ve devam da etmeyi düşünüyorum” dedim.

Mevcut müfredat ve dersin işlenme biçimine bakılırsa, müslüman aileler için de sıkıntı var aslında...

Tam ben de onu diyecektim. Müslüman aileler de çocuklarının devlet okullarında öğretildiği biçimde bir eğitim almasını kabul etmemeli! Ben dinsel tercihimi açıklamayı istemiyorum, niye böyle bir açıklamaya zorlanayım ki. Bu tümüyle kişisel ve özel bir şey.

İnanç ne olursa olsun, inancın belli bir yaştan önce okutulmaması gerektiğini, müslüman ailelerin bile tarihi gelmeden önce, zamanı gelmeden önce böyle bir şey yapmaması gerektiğini düşünüyorum. Okuldaki eğitimin kesinlikle yönlü, taraflı ve sadece belli bir mezhebe yönelik bilgilendirmeyi hedeflediğini ve dayatma boyutunun olduğunu düşünüyorum.

Ben muafiyet için başvuru yaptığım zaman “Hıristiyan mısınız Yahudi mi, bununla ilgili bir aidiyet getirirseniz, sizi hemen muaf yaparız” dediler. Ben “o ya da bu değilim demiyorum. Bu dersin olmaması gerektiğini düşünüyorum” dedim, “yapacak bir şey yok, kanunlar böyle” dediler.

Hukuk cephesiyle ilgili bir soru. Türkiye'de hukukun hiçbir etkisinin olmadığı yönünde bir inanç yaygın. Siz davayı kazandınız, bu nasıl mümkün oldu? Gerçekten hukuk işliyor mu, yoksa başınıza geleni bir “kaza” olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Doğrusu değerlendirmem şu, hukuk sistemi içindeki birkaç olumlu nüvenin bize denk gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Biraz da şaşırttı beni doğrusu sonuç. Ben karamsar bir insanım zaten. Kötü olan tarafı düşünür ona göre tedbirimi alırım. Böyle bir sonuç tabii ki çok sevindirdi beni.

Fakat son kırıntıları gibi bakıyorum ben Türkiye hukuk sistemi içinde böyle bir kararı veren hakimlerin olduğu tabloya.

Ancak bu kadar karanlık, sonsuza kadar karanlık olarak devam etmeyecektir. İnsanlar, şu anda onların yanında duran bazı insanlar bile bir takım şeyler onlara dokunmaya başladığında farkına varacak.Yandaş olan da hukuku bulamadığı zaman ister istemez safını değiştirecek ve reaksiyonunu gösterecektir.

Biraz daha şu karamsarlıktan konuşalım...

Yaşadığımız, gördüğümüz, gözlemlediğimiz şeylerdeki olumsuzluklardan bir karamsarlık. Kişisel olarak da bir pesimist tarafım var; ama bu benim mücadele etmemi durduran bir şey değil. Bu kavgayı ölümüne de olsa vereceğim. Karınca su taşıyormuş büyük bir yangına, “senin boyun ne ki su taşıyorsun” diye sorduklarında “tarafım belli olsun” demiş. Ben o karıncayım yeri geldiği zaman. Biz tarafımızı belli etmeliyiz, sonuçta o karınca bir ordu aslında, hep beraber yaptığımız zaman bu işi halledeceğiz diye düşünüyorum.

Seneye de kızım için açacağım ben. Belki de ona olumsuz cevap alacağız ama yine de açacağız. Bunu zorlamak zorundayız.

Ben bu vesileyle ulaşabileceğimiz insanlar olacaksa, ki öyle ümit ediyorum, alevi kesimi olsun, demokrat kesim olsun ya da hüsnü niyetli tüm insanlar olsun, politik bir aidiyeti olmasa da, insanların bu alandaki özgürlüklerini ellerinde tutması ve başka insanların çocuklarımıza nasıl yaşayacağını dayatmaması için davalar açmaları gerektiğini düşünüyorum. Lütfen herkes buna katılsın, diyorum.